;
Politika

COP30 Öncesi Enerji Gerçeği: Türkiye’nin Dönüşümünde Yeni Eşik

COP30
FOTO: Mark Stebnicki / Pexels

Son dönemde Türkiye’de devreye alınan kapasitenin neredeyse tamamı yenilenebilir enerji santrallarından geliyor. Ancak buna rağmen, fosil yakıtlardan çıkışa dair net bir planımız yok. Bu eksiklik, net sıfır hedefi konusunda soru işaretleri yaratıyor ve uluslararası iklim diplomasisinde elimizi zayıflatıyor.

YAZI: Alkım Bağ Güllü, SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi

Merkezi Direktörü

Dünya, enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasında. Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil; jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet arasında yeni bir denge kurmak. Enerji sistemlerinin karbonsuzlaşması, küresel emisyonların en büyük kaynağı olan enerji sektörünü kökten dönüştürmeyi gerektiriyor. Ancak bu dönüşüm artık yalnızca çevre politikalarının değil, ülkelerin dış politikalarının, sanayi stratejilerinin ve toplumsal gündemlerinin de merkezinde.

ABD’de yeniden güç kazanan Trump politikaları, Paris Anlaşması’ndan çekilme ve yenilenebilir enerji teşviklerinin geri alınması yönünde sinyaller vererek küresel enerji dönüşümünün hızı konusunda endişe yaratıyor. Çin, güneş panelinden bataryaya ve nadir toprak elementlerine uzanan tedarik zincirlerinde neredeyse tekel konumunda. Avrupa’da ise Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte enerji güvenliği kaygıları iklim hedeflerinin önüne geçmiş durumda. Küresel ölçekte yükselen milliyetçi ve muhafazakâr dalga da “yeşil dönüşüm” politikalarını popülist maliyet eleştirilerinin kolay hedefi haline getiriyor.

Bu çok boyutlu tablo, enerji dönüşümünü yalnızca teknik veya çevresel bir mesele olmaktan çıkarıp jeopolitik, ekonomik ve toplumsal bir güvenlik konusuna dönüştürüyor.

Belem’de gerçekleşecek COP30, bu gerçekliği tanıyan; riskleri gören ve işbirliğini önceleyen bir yönelimle ilerlerse, etkisi daha kalıcı ve uzun vadeli olabilir. Bu nedenle zirveden beklenti, yeni bir vizyonun ortaya çıkmasıdır: iklim finansmanında daha erişilebilir kaynaklar, teknoloji paylaşımı, adil geçiş mekanizmaları ve tedarik zincirlerinde çok taraflı dayanışma.

Türkiye’nin Enerji Dönüşümünde Eşiği Aşmak

Türkiye, son yıllarda elektrik sektörünün dönüşümünde önemli ilerlemeler kaydetti. Son dönemde devreye alınan kapasitenin neredeyse tamamı yenilenebilir enerji santrallarından geliyor. Bugün kurulu gücümüzün %61’i, elektrik üretimimizin ise %47’si yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Rüzgar ve güneşte 2035 yılı için açıklanan 120 GW’lık hedef, şebeke yatırımlarıyla destekleniyor.

Ancak buna rağmen, fosil yakıtlardan çıkışa dair net bir planımız yok. Bu eksiklik, Türkiye’nin net sıfır hedefi konusunda soru işaretleri yaratıyor ve ülkenin uluslararası iklim diplomasisindeki elini zayıflatıyor.

Türkiye’nin enerji dönüşümünde bugün üç temel tartışma öne çıkıyor:

  1. Ekonomik kalkınma ve karbonsuzlaşma dengesi:
    Türkiye, pek çok gelişmekte olan ülke gibi, kalkınma hedefleriyle karbonsuzlaşma ihtiyacı arasında bir denge arayışında. Bu noktada en büyük enerji tüketicisi olan sanayi sektörü kritik bir rol oynuyor. Sanayi, toplam nihai enerji tüketiminin %30’unu oluşturuyor; dolaylı etkileriyle bu oran %50’ye kadar çıkıyor. Sanayide enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yeşil hidrojen elbette önemli; ancak asıl ihtiyaç, yeşil ve dijital dönüşümün ötesine geçen yapısal bir dönüşüm. Düşük katma değerli, karbon yoğun üretim modelinden yüksek teknolojili, verimliliğe dayalı üretim yapısına geçilmeden enerji ve iklim hedeflerine ulaşmak mümkün değil. Bu yapısal dönüşüm, yalnızca enerji talebi ve emisyon azaltımı için değil; refah artışı, ihracat rekabetçiliği, istihdam kalitesi ve teknoloji kapasitesi açısından da belirleyici olacak.
  2. Yenilenebilirlerin şebekeye entegrasyonu:
    Yüksek oranlı yenilenebilir üretim, modern, dijitalleşmiş ve esnek bir şebeke altyapısı gerektiriyor. Enerji depolama, talep tarafı katılımı ve dijital ağ yönetimi gibi çözümlerin piyasa reformlarıyla desteklenmesi gerekli.
  3. Finansman ve yatırım ortamı:
    Enerji ve sanayi dönüşümünün hızlanması, sürdürülebilir finansman mekanizmalarına bağlı. Yeşil tahviller, kamu-özel ortaklıkları, iklim fonları ve uluslararası finans kuruluşlarının desteği bu süreçte kritik. Türkiye’nin bu kaynaklardan etkin biçimde yararlanabilmesi için, iklim hedefleriyle tutarlı, öngörülebilir ve bütüncül politikalargeliştirmesi gerekiyor.

Enerji güvenliği de dönüşümün ayrılmaz bir parçası. Türkiye’nin enerji tüketiminin %82’si fosil yakıtlardan, bunların %79’u ise ithal kaynaklardan karşılanıyor. Bu tablo, cari açığın ve dışa bağımlılığın en önemli nedenlerinden biri.Yenilenebilir enerji ise yerli, ucuz ve temiz olmasıyla hem arz güvenliği hem de ekonomik istikrar açısından en rasyonel stratejik tercih.

COP31’e Doğru: Fırsatlar ve Sorumluluklar

Türkiye’nin ev sahipliği için aday olduğu COP31 süreciyle birlikte Türkiye için yeni bir fırsat penceresi açılıyor. Ancak bu fırsatı değerlendirmek için bazı temel eksiklerin hızla giderilmesi gerekiyor. Henüz uzun vadeli bir net sıfır stratejimiz, kömürden çıkış planımız ve elektrifikasyon yol haritamız yok. Sanayi dönüşümünün yönü, teknoloji öncelikleri ve finansman koordinasyonu da netleşmiş değil. En önemlisi, adil geçişin toplumsal boyutu hâlâ zayıf tanımlanmış durumda.

Bu tabloyu değiştirmek için Türkiye’nin öncelikleri net olmalı:

  • Politika Tutarlılığı ve Netlik: Uzun vadeli, öngörülebilir bir çerçeve yatırımcıların ve sanayinin güvenle hareket etmesini sağlar.
  • Enerji ve İklim Politikaları: Net sıfır hedefi somut adımlarla desteklenmeli; sübvansiyonlar fosil yakıtlardan temiz enerjiye yönlendirilmeli; ulusal ETS dönüşümü destekleyecek biçimde uygulanmalı.
  • Ekonomi Politikaları: Katma değerli üretim, nitelikli işgücü ve sürdürülebilir kalkınma odaklı yapısal reformlara öncelik verilmeli.
  • Sanayi Politikası: Enerji dönüşümü, sanayi dönüşümüyle birlikte ele alınmalı. Karbonsuzlaşma ile birlikte teknoloji düzeyini yükselten, temel sektörlerde yapısal dönüşümü ve uluslararası değer zincirlerine gelişkin entegrasyonu sağlayan bütüncül sanayi, ulaştırma, finans ve ticaret politikaları benimsenmeli.
  • İstihdam Politikası: Yeni beceriler geliştirilmeli ve yeni iş alanlarında istihdam kolaylaştırılmalı. Daralan iş alanlarında yeniden eğitim, tazminat, işe yerleştirme, erken emeklilik, bölgesel kalkınma programları devreye alınmalı.

Enerji dönüşümü, Türkiye için yalnızca çevresel bir zorunluluk değil; ekonomik bağımsızlık, sanayi rekabetçiliği ve toplumsal refah açısından da tarihi bir fırsat. COP31’e doğru ilerlerken mesele, yalnızca yeşil enerjiye geçmek değil — planlı, adil ve güvenli bir dönüşüm yaratmak.