Yeni bir analiz, ülkelerin bugüne kadar uyguladıkları politikaların ve verdikleri sözlerin 2030 yılına kadar metan emisyonlarını yalnızca %8 oranında azaltacağını ortaya koydu.
Belém’de devam eden COP30’da açıklanan Küresel Metan Durum Raporu, 2021’de Küresel Metan Taahhüdü’nün başlatılmasından bu yana önemli ilerleme kaydedildiğini ancak taahhüdü yerine getirmek için gereken hedef ve eylem düzeyine uyum sağlamak adına daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu gösterdi.
BM Çevre Programı (UNEP) ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) tarafından hazırlanan rapor, mevcut ısınmanın yaklaşık üçte birinden sorumlu olan metanın azaltılmasına yönelik çabalardaki ilerlemeye yönelik kapsamlı bir değerlendirme sunuyor.
Raporda, metan emisyonlarının artmaya devam ettiği belirtilirken, 2030’da ulaşılması beklenen emisyon seviyesinin, ulusal politikalar, sektörel düzenlemeler ve piyasa değişimleri nedeniyle önceki tahminlerden daha düşük olduğu aktarıldı. Ancak raporda, yalnızca kanıtlanmış ve mevcut kontrol önlemlerinin tam ölçekli uygulanmasının, Küresel Metan Taahhüdü’nün 2030 yılına kadar 2020 seviyelerine göre %30’luk azaltım hedefine ulaşma açığını kapatabileceği uyarısı yapılıyor.
Analiz, ülkelerin bugüne kadar uyguladıkları politikaların ve verdikleri sözlerin 2030 yılına kadar metanı yalnızca %8 oranında azaltacağını ortaya koydu.
UNEP’e göre, küresel metan azaltım potansiyelinin %72’si G20 başta olmak üzere büyük ekonomilerde bulunuyor. Tarım, atık ve fosil yakıt sektörlerindeki azaltım çalışmalarıyla bu ülkelerdeki emisyonların 2030’a kadar 2020 seviyelerine göre %36 düşebileceği hesaplanıyor.
Ölçüm, raporlama ve finansman alanında daha güçlü sistemlerin metan emisyonu düşüşündeki ilerlemenin izlenmesi, büyük metan kaynaklarının hedeflenmesi ve yatırım açığının kapanması için hayati önem taşıyor.
UNEP İcra Direktörü Inger Andersen metan emisyonlarını azaltmanın iklim krizini yavaşlatmak ve insan sağlığını korumak için atılabilecek en hızlı ve etkili adımlardan biri olduğuna dikkati çekerek, “Metanın azaltılması aynı zamanda ürün kayıplarını da düşürerek tarımsal verimlilik ve gıda güvenliği için kritik faydalar sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.


