Aşırı sıcak riski yalnızca termometrenin gösterdiği sıcaklığa değil, bu sıcaklıklardan korunma kapasitesine de bağlı. Türkiye’nin 973 ilçesini kapsayan yeni bir araştırmada, sıcak tehlikesi ile sosyoekonomik kırılganlığın kesiştiği ilçeler ilk kez haritalandırıldı. Çalışmaya göre Türkiye’nin 120 ilçesinde, yani her sekiz ilçeden birinde, yüksek sıcak tehlikesi ile düşük uyum kapasitesi üst üste biniyor. Risk özellikle Güneydoğu Anadolu ile Çukurova’da ve İç Ege’nin yüksek kesimleri ile Doğu Anadolu’nun alçak vadilerinde yoğunlaşıyor. Buna karşılık Antalya ve Muğla gibi ülkenin en sıcak kıyı bölgeleri, görece yüksek gelir düzeyleri sayesinde daha düşük risk sınıfında kalıyor.
YAZI: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı
Climatic Change dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmada, 1980-2024 arasındaki 44 yıl boyunca Türkiye’nin tüm ilçelerindeki (973) aşırı sıcak koşulları hesaplandı ve hane halkı gelir yapılarıyla karşılaştırıldı. Çalışmaya göre Türkiye’nin 120 ilçesinde – yani her sekiz ilçeden birinde – yüksek sıcak tehlikesi, yoksullukla kesişiyor. Güneydoğu Anadolu’da, Çukurova’da, iç Ege yaylalarında ve Doğu Anadolu’nun alçak vadilerinde yüksek sıcaklıklar, düşük uyum kapasitesiyle birlikte daha riskli bir hâl alıyor. Ülkenin en sıcak yerleri arasında bulunan Antalya ve Muğla kıyıları ise görece yüksek uyum kapasiteleri sayesinde daha düşük risk sınıfında kalıyor.
Risk Tehlike ile Kırılganlığın Kesişiminde
Aşırı sıcaklardan söz ederken çoğunlukla havanın kaç derece olduğuna odaklanıyoruz. Oysa aynı sıcaklığın yarattığı hasar, sıcaktan korunma imkanlarına bağlı olarak farklılık gösterir. Örneğin Antalya’da termometre 42 dereceyi gösterdiğinde, kent sakinlerinin önemli bir bölümü klimalı bir iç mekanda serinleyebilir. Aynı sıcaklıklar Harran ovasında yaşandığında ise toplumun önemli bir kısmı klimaya erişemez. Hatta tarlada çalışan biri için gölgede dinlenmek dahi mümkün olmayabilir. Dolayısıyla meteorolojik olarak aynı olay, sonuçları bakımından farklı olabilir. Klimanın yaygınlığı, binaların yalıtımı, çalışma saatlerini kaydırabilme esnekliği, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylığı gibi faktörler, bambaşka sonuçlar doğurabilir.
Kısacası risk, tehlike ile kırılganlığın kesişiminde ortaya çıkıyor. Fakat uluslararası afet risk çerçeveleri uzun süredir böyle tanımlansa da bugüne kadar Türkiye’de sıcaklık verisi, sosyoekonomik kırılganlıktan bağımsız ölçüldü. Tehlike ile kırılganlığın hangi ilçelerde üst üste bindiğini haritalandıran bu çalışma, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor.
İlk Kez Haritalandırıldı: Tehlike ile Kırılganlık 120 İlçede Kesişiyor
İlçeler hem sıcak tehlikesi hem sosyoekonomik kırılganlık açısından ayrı ayrı sıralandığında, her iki listede de en riskli grupta yer alan 120 ilçe ortaya çıkıyor. Bu ilçeler haritalandırıldığında ise rastgele dağılmadıkları, üç ayrı bölgede yoğunlaştıkları görülüyor: En geniş küme Güneydoğu Anadolu’da: Şanlıurfa, Mardin, Batman ile Diyarabakır, Siirt ve Şırnak’ın bir bölümünü kapsıyor. İkincisi Adana ve çevresindeki Çukurova ovası. Üçüncüsü ise daha önce bu bağlamda pek konuşulmayan bir küme: Aydın, Denizli, Kütahya, Uşak, Manisa ve Afyonkarahisar’ın yayla kesimleri ile Malatya, Elazığ ve Tunceli’nin alçak vadileri.
Bu üçüncü küme, çalışmanın belki de en dikkat çekici bulgusu. Sıcağın merkezi güneydoğuda kalsa da ekonomik kırılganlık, riski iç bölgelere doğru genişletiyor.
Sıcaklıkların Yüksek Kırılganlığın Düşük Olduğu İlçeler
Madalyonun diğer yüzünde ise Antalya, Muğla, Aydın ve İzmir kıyıları var. Bu şehirlerdeki ilçeler, ülkenin en sıcak yerleri arasında yer alıyor. Fakat görece yüksek gelir düzeyleri ve hizmet ağırlıklı ekonomileri, onları daha düşük risk sınıfında tutuyor. Bu ilçelerde temel sorun; yüksek talep saatlerinde elektrik şebekesinin dayanıklılığı ve mevsimlik tarım işçileri ile hizmet çalışanlarının korunması.
Serin ama Kırılgan İlçeler
Erzurum, Kars ve Ardahan çevresindeki yüksek platolar ve Tokat, Sivas ve Yozgat gibi iç kesimler, düşük sıcak tehlikesi sınıfında yer alıyorlar fakat sosyoekonomik kırılganlıkları yüksek. Yüksek sıcaklıklar bu ilçelerde şu an birincil tehdit değil, çünkü iklimin sağladığı tampon henüz duruyor. Ama bu tampon incelirse, nüfusun uyum kapasitesi düşük olacak.
Risklere Göre Farklı Önlemler Alınmalı
Bu bulgular, tek tip uyarı eşiği yerine her ilçenin durumuna göre farklılaşan hazırlık planları yapılması gerektiğine işaret ediyor.
Sıcaklıkların ve sosyoekonomik kırılganlığın yüksek olduğu ilçelerde; kamuya açık serinleme alanları, aşırı sıcak saatlerinde açık alan çalışmalarının durdurulması, konutlara yalıtım ve pasif serinletme desteği sunulması gibi önlemler öne çıkıyor.
Yüksek gelirli sıcak kıyı ilçelerinde ise şebeke dayanıklılığı, bina enerji standartları ve mevsimlik çalışanların korunmasına öncelik verilmesi gerekiyor.
Serin ama kırılgan olan ilçelerde ise sıcaklıklar yükselmeden uyum kapasitesini artırmak öncelik kazanıyor. Bu yatırımlar, sert kış koşulları ve sel gibi diğer tehlikelere karşı da işe yarıyor.
Türkiye genelinde erken uyarı sistemlerinde, gündüz sıcaklığının yanına gece eşiğinin de eklenmesi gerekiyor. Sadece 40 derece üzerine kurulan bir uyarı; gece 18 dereceye düşen bir iç bölge olayıyla gece sıcaklıklarının 27 derecede kaldığı bir kıyı olayını aynı kefeye koymuş oluyor.
Copernicus bültenine göre 2026 yılının Temmuz ayı, küresel kayıtlardaki en sıcak ikinci temmuz oldu. Aynı zamanda kutup dışı okyanuslarda temmuz için en yüksek yüzey suyu sıcaklığı ölçüldü. Bu koşullarda sıcağın kendisini durdurmak kısa vadede elimizde değil, ancak sıcağın kimi, ne şekilde etkilediğini belirleyen koşulları değiştirebiliriz. 45 derecelik bir günün Şanlıurfa’da ve Bodrum’da nasıl deneyimlendiğini belirleyen, o sıcaklığı karşılama imkanı. Isı planlamasını ne şekilde yapacağımızı da işte bu fark anlatıyor.


