COP31 Başkanı Murat Kurum, küresel iklim finansmanı tartışmalarında kirleten öder ilkesiyle hareket edeceklerini söyledi. Uzmanlar ise bu ilkenin kömürden çıkış gibi ulusal eylem planları çerçevesinde de ele alınması gerektiğini hatırlattı.
YAZI: Bulut BAGATIR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, SETA tarafından düzenlenen, “COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi, İklim Değişikliği ve Çevre Programı”nda yaptığı konuşmada küresel iklim finansmanına dair tartışmalara değindi.
Kurum, küresel finans sisteminin, kirletenin değil, kirletilenin üzerine yük bindirdiğini söylerken, bu anlayışı “kökten” reddettiklerini aktardı: “Bu noktada kimsenin şüphesi olmasın, Türkiye olarak, COP31’de, finansmanın doğrudan mağdur coğrafyalara yani gelişmekte olan ülkelere ulaşması mücadelesini edeceğimizin, dürüst bir aracı ve adaletli bir hakem olacağımızın taahhüdünü şimdiden veriyoruz” diye konuştu.
COP31 Başkanı Kurum’un işaret ettiği “kirleten öder” ilkesi, kirliliğe sebep olanların, insan sağlığına veya çevreye zarar verilmesini önlemek amacıyla, söz konusu kirliliğin yönetilme maliyetlerini üstlenmesi gerektiğini savunan ve yaygın kabul görmüş bir uygulama. Kavram, dünya çapında sürdürülebilir kalkınmaya rehberlik eden ve resmi olarak 1992 Rio Deklarasyonu olarak bilinen bir dizi kapsamlı ilkenin bir parçası.
Türkiye’de de bu ilke pek çok ekokırım suçunda olduğu gibi kömürden çıkış tartışmalarında da yer alıyor. Başta kömür olmak üzere fosil yakıtlar iklimin değişmesine neden oluyor. Türkiye’nin, elektrik üretiminde hâlâ birincil kaynak olmaya devam eden kömüre dair şu an için bir çıkış politikası bulunmuyor. Bu da 2053 net sıfır hedefi olan bir ülkenin bu hedefe nasıl ulaşacağına ve enerji dönüşümünü nasıl başarıyla gerçekleştireceğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
“Kömürün Neden Olduğu Zararların Maliyeti Üstlenilmeli”
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nin (SEFİA) Kurucu Direktörü Bengisu Özenç de COP31 Başkanı Murat Kurum’un konuşmasından sonra İklim Haber’e yaptığı değerlendirmede, Kurum’un değerlendirmesinin bu yönden eksik kaldığını belirtti: “Her ne kadar ‘kirleten öder’ prensibini, Bakan Kurum’un yaptığı gibi uluslararası çerçevede, bugüne kadar iklim krizine neden olmuş olan küresel kuzeyin iklim finansmanında gerekli sorumluluğu üstlenmesi ve en az gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü desteklemesi, iklim değişikliği kaynaklı karşılaşılan kayıp ve zararları karşılaması olarak ele almak mümkün olsa da bu yaklaşım oldukça eksik kalıyor. Eğer iklim eylemi konusunda samimiysek, bu prensibi benzer bir şekilde ulusal çerçevede de ele almak, kömürlü termik santraller gibi üretimleri yoluyla iklim değişikliğine ve çevresel kirliliğe neden olan faaliyetlerin yol açtıkları zararların ve emisyonlarının maliyetini üstlenmelerini sağlamak zorundayız.”
Bu yaklaşımın aynı zamanda, Türkiye’nin de gündeminde olan Emisyon Ticaret Sistemi gibi karbon fiyatlama mekanizmalarının, dönüşümü destekleyecek şekilde hayata geçirilmesi anlamına geldiğini aktaran Özenç şöyle devam etti: “Kârın özelleştirildiği, karbon maliyetinin ise içselleştirilmediği; yani ortaya çıkan iklim ve çevre maliyetlerinin sosyalleştirilerek işletme tarafından üstlenilmediği, fizibilitelere dahil edilmediği bir ortamda ne iklim adaletinden ne de dönüşümün adaletinden bahsetmek mümkün değil.”
Kömürün Ötesinde Avrupa, Avrupa İklim Eylem Ağı, SEFiA, Greenpeace Akdeniz, WWF-Türkiye, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ve 350.org için modelleme çalışmasını APLUS Enerji’nin yaptığı raporda, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması ve 2053 için net sıfır karbon hedefini açıklamasının ardından atılması gereken en hızlı ve gerçekçi adımın kömürü en geç 2030’a kadar elektrik sisteminden çıkarmak olduğu belirtiliyor. 2021 tarihli rapor bunu başarmak için kirleten öder ilkesinin uygulanmasını öneriyor. Ancak aradan geçen 5 senede Türkiye kömürden çıkışa dair hâlâ bir politika sunmadı.


