;
Bilim Politika

“Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022”  Sonuçlarının Kısa Bir Bilimsel Bireşimi

iklim değişikliği

Sonuçlar, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler ile STK’ların ve basının, iklim değişikliği ve ilişkili konularda toplumsal ilerlemeyi, farkındalığı ve sorumluluğu artırmak için gereksinim duyacağı pek çok önemli bilimsel ipucunu ve göstergeyi sağlıyor.

YAZI: Prof. Dr. Murat Türkeş, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi

İklim Değişikliği Algısı, Endişeler ve Kırılganlık 2022* anket çalışmasını, oldukça dikkat çekici ve öğretici bulduğumu hemen belirtmek zorundayım. Anket sonuçlarında, özellikle bazı alanlarda halkın bilgilendirilmesi ve farkındalık düzeyinin geliştirilmesi konularında yapılması gereken bilimsel çabalar konularında ciddi ipuçları da var.

Öncelikle, risk hesaplanması dikkate alındığında, başlıktaki ‘kırılganlık’ sözcüğünün İngilizce ‘vulnerability’ terimine bulunan çok yanlış bir karşılık ya da çeviri olduğunu vurgulamak isterim. Bu terimin doğru Türkçe karşılığı, kısaca, “insan ya da doğal sistemlerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden etkilenme düzeyi ya da etkiye açık olma derecesi” karşılığında kullanılması gerektiğini düşündüğüm ve yaklaşık 25 yılı aşkın bir süreden beri bilimsel çalışma, kitap ve makalelerimde tüm boyutlarıyla ele alıp tanımlayarak kullanmakta olduğum etkilenebilirlik olmalıdır (**).

Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022 anket çalışmasının “bazı sonuçlarından” çıkardığım başlıca bulgu ve mesajları şöyle özetleyebilirim:

Kasım 2022’de iklim değişikliği konusunda endişeliyim diyenlerin oranının Mart 2018’den bu yana ölçülen en yüksek düzeye, yani % 83’e çıkmış olması önemli bir ilerleme olarak görülebilir. Bu bağlamda, eğitim düzeyi daha yüksek olanların ve kendisini modern olarak niteleyenlerin dindar muhafazakârlardan iklim değişikliği konusunda daha fazla endişeli olduğunu belirtmesinin, yalnızca Türkiye için değil Dünya’nın diğer ülkelerinde, özellikle gelişmekte ve az gelişmiş ülkeler açısından da beklenen bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki ankete göre; “lise altı eğitim seviyesindekilerin % 77’si, lise mezunlarının % 86’sı, üniversite mezunlarının ise % 90’ı iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Modernlerin % 86’sı iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtirken, Dindar Muhafazakârların % 74’ü Türkiye ortalamasının altında kalıyor.”

Araştırmaya katılanların % 79’unun, iklim değişikliğinin insan etkinliklerinin sonucunda ortaya çıktığını düşünüyor olması ve eğitim seviyesi arttıkça böyle düşünenlerin oranının artması (ki oran lise altı eğitim seviyesindekilerde % 69 iken, üniversite mezunlarında % 88’dir), Türkiye’de “insan kaynaklı iklim değişikliği ve küresel ısınmanın bilimsel nedenleri” konusunda yüksek bir iklim değişikliği nedenselliği algısı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu sonucu, bazen “çoğu kez bilimsel olmayan ve insanların kafalarını karıştıran çok sesli bir karmaşaya” dönüşmekle birlikte, Türkiye’deki iklim değişikliği (kısmen iklim krizi) ve küresel ısınma tartışmalarının olumlu bir yansıması olarak değerlendirme eğilimindeyim.  Kuşkusuz bu süreç zamanla daha iyi ve bilimsel dayanakları daha yüksek bir yönde ilerleyebilir.

İklim değişikliği konusunda endişeli olanların % 84’ünün iklim değişikliğini insan etkinliklerinin bir sonucu olarak değerlendirmesi, iklim değişikliği endişesi taşıyanların büyük bölümünün iklim değişikliğinin ortaya çıkmasında insanın sorumluluğu konusunda önemli bir bilinç ve farkındalık düzeyine sahip olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, “İklim değişikliği konusundaki endişe seviyesi, iklim değişikliğine dair düşünceleri doğrudan etkiliyor” olmakla birlikte, iklim değişikliği konusunda endişeli olmayanların % 45’inin iklim değişikliğinin insan etkinliklerinin sonucu olduğunu, % 44’ünün doğal bir süreç olduğunu düşünüyor olması, iklim değişikliği endişesi duymayanların iklim değişikliği konusundaki bilgilerinin yetersiz ve/ya da kafalarının bu konuda karışık olduğu şeklinde yorumlanabilir. Dahası, “Endişeli olmayanların % 11’i ise iklim değişikliği diye bir şey olmadığını söylüyor”.

İklim Değişikliğinin Nedenleri Hakkında Toplum Ne Düşünüyor?

Orman kaybı” % 65 oranla iklim değişikliğinin en önemli nedeni” olarak gösterilirken, ankete katılanların % 40’ının “petrol, gaz ve kömür gibi fosil yakıtlarıniklim değişikliğinin nedeni olduğu görüşünde olması, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın ana nedenleri konusunda hala ciddi bir belirsizliğin egemen olduğunugösteriyor. Bu durumsa, akademik kökeni ve daha da önemlisi akademik çalışmaları bu alanla ilgili olmamasına karşın kendilerini ‘iklim değişikliği uzmanı’ olarak nitelendiren ‘bazı uzmanların’ “iklim değişikliğinin bilimsel nedenlerinin, örneğin ‘fiziksel bilim temelinin’ iyi bilindiği, o nedenle artık ana konunun iklim değişikliği değil iklim krizi olduğu ve iklim değişikliğini değil ‘iklim krizini’ konuşmanın daha doğru olacağı” konusundaki varsayımlarının doğru olmadığını gösteriyor. Başka bir deyişle, bu sonuç, iklim ve iklim değişikliği çalışan uzmanların, bilim insanlarının ve araştırmacıların, iklim bilimi ve iklim değişikliği bilimi konusunda, özellikle de iklim değişikliğinin doğal ve insan kaynaklı nedenlerini çok daha ayrıntılı ama aynı zamanda daha anlaşılır, belki de daha popüler bilim kapsamında anlatmalarının gerekli olduğunu açıkça bir biçimde gösteriyor. Aslında bu sonuç bize yeni ve ek görevler de yüklüyor bu konuda!

İklim değişikliğinin etkilerinin anlaşılması açısından çok dikkat çekici bulduğum bir başka sonuç, “Ülkede yaşanan orman yangılarının nedeni olarak iklim değişikliğini gösterenlerin” oranının Aralık 2021’den Kasım 2022’ye 4 puan azalıp % 10’a gerilerken, “orman yangınlarının nedeni olarak bu alanların imara açılmak istenmesini” görenlerin oranının 6 puan artıp % 33’e ulaşması” ile “Terör etkinliklerini orman yangınlarının başlıca nedeni” olarak görenlerin oranının Aralık 2021’de % 36’yken Kasım 2022’de % 22’ye gerilemiş olması ve “Dikkatsizlik ve ihmal yanıtını verenlerin” oranının ise 14 puan artarak % 34’e yükselmiş olmasıdır. Bana göre, kısaca, yaşanan orman yangılarının nedeni olarak “iklim değişikliğini gösterenlerin oranının” Aralık 2021’deki % 14’ten Kasım 2022’de % 10’a düşmesi, “iklim değişikliği farkındalığı” ve/ya da “iklim değişikliği okur yazarlığının” yeterli olmadığının ve iklim değişikliği(kuraklık, sıcak hava dalgaları ile rüzgâr, yağış, sıcaklık ve buharlaşma rejimin değişmesi, vb.) ile orman yangınlarıarasındaki bağlantının iyi bilinmediğinin çok açık bir göstergesidir. Dolayısıyla, iklim değişikliği eğitimleri ile yazılı ve sözlü basında ve sosyal medyada konunun bu yönü üstünde daha fazla ve daha ciddi düzeyde önem verilerek durulması, bu konudaki bilgi yetersizliğinin üstesinden gelinmesi açısından yararlı olacaktır..

İklim değişikliğin en önemli olumsuz sonuçlarından biri, şiddetli ve/ya da aşırı hava ve iklim olayları ve afetlerine ilişkin olanlardır. Çok iyi biliyoruz ki, son yıllarda, özellikle 2018-2023 döneminde Türkiye’de yaşanan şiddetli/aşırı yağışlara bağlı sellerin, akarsu taşkınlarının, şiddetli/aşırı yağış kökenli kentsel su baskınlarının (ör. Batı ve Doğu Karadeniz sel/taşkın/su baskını/kütle hareketi afetleri, İzmir, Ankara ve Şanlıurfa kent selleri ve su baskınları, vb.), sıcak kava dalgalarının, uzun süreli tarımsal ve hidrolojik kuraklıkların ve büyük orman yangınlarının yarattığı ciddi kayıp ve hasarların ve bunların doğurduğu sosyopsikolojik travmaların, hem genel afet algısını hem de iklim değişikliği bağlantılı afetlere bakış açılarını değiştirme potansiyeli çok yüksekti.

Bu yüzden, örneğin, ankete katılanların % 93 gibi önemli bir bölümünün son yıllarda “Türkiye’de sel, fırtına, aşırı sıcaklık, kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığını” düşünüyor olmasını, bir önceki paragrafta açıklananlar kapsamında yapılan bilimsel açıklamaların ve çok yönlü tartışmaların da katkısıyla, böyle bir çok yönlü ve tartışmalı sürecin doğal bir sonucu olarak değerlendiriyorum. Bu çerçevede, şiddetli/aşırı hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğunu düşünenlerin oranının, Mayıs 2019 ve Aralık 2021’den bu yana düzenli bir artış eğilimi gösterdiğini anlıyoruz. Dahası, Aralık 2021’de böyle düşünenlerin oranı % 77’yken Kasım 2022’ye gelindiğinde bu oran % 89’a yükseliyor.

Düzensiz Hava Olayları ve İklim Değişikliği

Eğitim düzeyi ve sosyal gruplar/yaşam tarzı topluluklarına göre çıkan sonuçlar da dikkat çekici. Buna göre, eğitim düzeyi arttıkça, son yıllarda şiddetli/aşırı (ankette düzensiz) hava olaylarının arttığını düşünenlerin oranının da artması; örneğin lise altı eğitim seviyesindekilerde bu oranın % 92’yken lise mezunlarında % 94 ve üniversite mezunlarında % 95 düzeylerinde olması, eğitim düzeyinin kişilerin iklim ilişkili şiddetli/aşırı hava olaylarını gözlemleyip anlamlandırma ve bunu iklim değişikliğiyle bağlantılandırmasında önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ayrıca, önceki bazı sonuçlarda da görüldüğü gibi, insanların Modern ve Dindar Muhafazakâr gibi sosyal grup ya da yaşam tarzı topluluklarına olan aidiyetlerinin de şiddetli/aşırı hava olayları algısını etkilediğini ve şekillendirdiğini görüyoruz. Bu durum ankette şöyle belirmiş durumda: Modernlerin % 95’i düzensiz hava olaylarının son yıllarda arttığını düşünürken, Dindar Muhafazakârların % 90’ı bu yönde düşünüyor.

Ayrıca, iklim değişikliği konusunda endişeli olmayanların % 77’si son yıllarda Türkiye’de düzensiz hava olaylarının arttığını söylerken, % 18’i bir değişiklik olmadığını belirtiyor. Bu sonuç, Türkiye’de giderek iklim değişikliği konusunda endişe duyanların oranının neden arttığına da bir yanıt olarak değerlendirilebilir. İklim değişikliği konusunda endişeli olanların % 96’sıysa zaten son yıllarda Türkiye’de düzensiz hava olaylarının arttığını düşünüyor ve yine beklendiği gibi eğitim seviyesi arttıkça düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğu düşüncesi de artıyor.

Anket sonuçlarına göre, lise altı eğitim seviyesindekilerin % 86’sı, lise mezunlarının % 92’si ve üniversite mezunlarının % 93’ü, düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğunu düşünüyor. Bana göre, büyük olasılıkla doğa olaylarının kendi ‘doğal düzeni ve dinamiği’ olduğunu bilen ya da bu konuda sağlam bilimsel bilgileri olan ve evrim kuramına inananların, entelektüel ve popüler bilim düzeyi ve/ya da kültürünün büyük olasılıkla daha yüksek olabileceği öngörüsü dikkate alındığında, “Düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğu düşüncesine en çok katılanların % 99 oranla inançsızlar ve % 94 oranla ateistler olduğunun görülmesi” de beklenen önemli bir sonuç olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, bu anket çalışmasının, genel olarak toplumun iklim değişikliği bilim kültürü düzeyinin geliştirilmesi ve artırılmasının yanı sıra, iklim değişikliği ve şiddetli/aşırı hava ve iklim olayları ve afetleri algısının anlaşılması açısından önemli sonuçlar ürettiği açıktır. Ayrıca bu sonuçlar, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler ile sivil toplum kuruluşlarının ve basının, hem iklim değişikliği ve ilişkili konularda toplumsal ilerlemeyi, farkındalığı ve sorumluluğu artırmak, hem de iklim değişikliği savaşımı, iklim değişikliği direngenliği, etkilenebilirlik ve uyum vb. konularında yapacaklarının daha doğru ve hedef odaklı olabilmesi için gereksinim duyulan pek çok önemli bilimsel ipucunu ve göstergeyi sağlamaktadır.

Notlar

* Bu isim KONDA Araştırma tarafından verilmiştir. İklim Haber ise çalışmayı “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022” ismiyle kamuoyuna sunmuştur.

** İklim değişikliğinden etkilenebilirlik, bir topluluk ya da sistemin (fiziki coğrafyaya ilişkin ve ekolojik sistemin ya da sosyoekonomik sektörün) iklim değişikliği stresinden ve olumsuz sonuçlarından etkilenme ya da etkiye açık olma derecesi, gerilimi karşılama ya da yanıtlama düzeyi (duyarlılık) ve iklim değişikliklerine uyum düzeyi ya da uyum kapasitesi arasındaki ilişki” şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda, iklim değişikliği terimi yerine iklim kullanılırsa, bu durumda iklimsel etkilenebilirlik kavramını elde ederiz (Türkeş, 2013, 2014, 2022). Konu yine iklim ve iklim değişikliği açısından ele alındığında, bilimsel bir afet riski anlayışının ve/ya da yaklaşımının başlıca öğelerini, Hava ve İklim Ekstremleri (Aşırılıkları) ve Afetleri (bu kapsamdaki olayları içermek koşuluyla kısaca Afetterimi), Etkilenebilirlik ve Maruziyet oluşturur. Çok genel olarak, söz konusu öğeler arasındaki ilişkilerin ve etkileşimlerin doğası ve büyüklüğü ise, alansal ve zamansal olarak yüksek değişkenlik gösteren bir afet riskini doğurur ve onu yakından denetler (Türkeş, 2021, 2022).

Kaynaklar

Türkeş, M. (2013). Değişen iklim koşullarında aşırı hava ve iklim olaylarının afet risk yönetimi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 10. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi – Çevre Yönetimi, Bildiriler Kitabı, s.11-25, 12-14 Eylül 2013: Ankara.

Türkeş, M. (2014). İklim Değişikliğinin Tarımsal Gıda Güvenliğine Etkileri, Geleneksel Bilgi ve Agroekoloji. Turkish Journal of Agriculture – Food Science and Technology 2(2), 71-85. http://agrifoodscience.com/index.php/TURJAF/ article/viewFile/60/30

Türkeş, M. (2021). Toplumun iklim değişikliği direngenliği güçlendirilebilir mi? Spektrum, Kasım, 6, 95-101.

Türkes, M. (2022). Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Yeni Yayımlanan İklim Değişikliğinin Etkileri, Uyum ve Etkilenebilirlik Raporu Bize Neler Söylüyor? Dirençlilik Dergisi, 6(1): 197-207. ISSN: 2602-4667, DOI: 10.32569/resilience.1098946