;
Politika

Türkiye’de Gemi Geri Dönüşümü Raporu Yayında: “Menemen Havzasının Tamamı Zarar Görüyor”

gemi söküm

NGO Shipbreaking Platform Politika Sorumlusu Ekin Sakin, Türkiye’deki gemi geri dönüşümü sektörünün uzun erimli olarak sürdürülebilir kılınması için yeni teknolojilerin uygulanması ve Aliağa’nın kuru havuzlarla yeniden planlanması gerektiğinin altını çizdi.

YAZI: Erhan ARCA

Dünyadaki en büyük dördüncü gemi geri dönüşüm endüstrisine sahip olan ve en büyük hurda çelik ithalatçılarından biri konumundaki Türkiye’de gemi geri dönüşüm sektörü; iş kazaları, ölüm hızı oranları, çevre kirliliği, işçilerin asbest ve diğer toksik maddelere maruz kalması ve tehlikeli atıkların yanlış yönetimi ile endişelere sebep oluyor. İzmir’in Aliağa ilçesinde dokuzu AB Onaylı Gemi Geri Dönüşüm Tesisleri Listesi’nde olmak üzere 22 gemi geri dönüşüm tesisi bulunuyor. Ancak bu tesislerdeki şeffaflık problemi kamuoyunun yükselen taleplerine karşın devam ediyor.

Brüksel merkezli NGO Shipbreaking Platform (STK Gemi Söküm Platformu), “Türkiye’de Gemi Geri Dönüşümü: Sorunlar ve İleriye Dönük Hedefler” adlı bir rapor yayımladı. Küresel çapta güvenli ve çevreye duyarlı gemi geri dönüşümünü teşvik etmek için çalışan ve çevre, insan ve işçi hakları örgütlerinden oluşan bir koalisyon olan NGO Shipbreaking Platform, bu rapor ile Türkiye’deki ilgili kamu kurumlarına, Avrupa Komisyonuna ve sektör paydaşlarına sürdürülebilir uygulamaların sağlanmasına yönelik öneriler sunuyor. Raporun yazarı olan NGO Shipbreaking Platform Politika Sorumlusu Ekin Sakin, ulaştıkları en geniş çaplı öneri ve sonucun, sektörün uzun erimli olarak sürdürülebilir kılınması için yeni teknolojilerin uygulanması ve bölgenin kuru havuzlarla yeniden planlanması olduğunu belirtti.

Söküm Faaliyetleri İyi Yönetilmeli

Ömrü tamamlanmış gemilerin tehlikeli atık olarak sınıflandırıldığını belirten Sakin, bu gemilerin; asbest, kurşun ve PCB (poliklorlu bifenil) gibi ağır metal atıklarını barındırdığı için söküm faaliyetlerinin iyi yönetilmesi gerektiğini vurguladı. Gemilerde bulunan en önemli geri dönüşüm materyalinin çelik olduğunu söyleyen Sakin, tehlikeli atıkların iyi yönetilmediği takdirde söküm aşamasından sonra demir çelik fabrikalarında işlenen çeliklerin de aynı söküm aşamasında olduğu gibi işçi sağlığına zarar verdiğini aktardı.

Açığa çıkan zarar yalnızca işçiler üzerinde de değil. Sakin, demir çelik fabrikalarında ortaya çıkan emisyonların tüm İzmir’e, geniş ölçekte değerlendirildiğinde ise tüm Menemen Havzası’na zarar verdiğini ifade etti ve ekledi: “Gemi söküm faaliyetlerinde çalışan işçilerle ve bu bölgede yaşayan kişilerle başlamış oluyor bu konu. Diğer yandan da tehlikeli atıkların yanı sıra yağ ve yakıtlar gibi pek çok sıvı var. Bunlar denize sızmaları halinde biyoçeşitliliğe karışmış oluyor.”

Katı Atık Döküm Alanları Endişe Veriyor

Katı atık döküm alanlarına dair yapılan incelemenin raporun en önemli bulgularından biri olduğunu söyleyen Sakin, gemi söküm sektöründeki atık yönetimi sorununun yıllardır gündemde olduğu ve sorunun uzun yıllardır süregelmesinin daha kesin bir veriye ulaşmalarını sağladığını söyledi: “Uydu görüntülerinden mekansal analiz yürüttük ve 1998’den bu yana bölgesindeki gemi söküm faaliyetlerini analiz ettik. Bu analizlerde insan eliyle değişim gösteren bölgeler tespit ettik ve bunların da yılları içerisinde genişlediğini, farklı görünüşler aldığını gördük.”

Rapor hazırlanırken gerçekleştirilen mekansal analiz, kıyı alanında gemilerin ve platformların karaya çekilmesi ve dolgu/kazı çalışmalarından kaynaklanan morfolojik değişikliklere işaret eden renk ve ton farklılıkları ortaya çıkardı. Sakin, bu renk değişikliğinin kıyı bölgesinin katı atık döküm alanı olarak kullanıldığı yönündeki ilk kanıt olduğu işaret etti.

Gözlemlenen renk değişiminin yanı sıra bölgede kullanılan katı atık döküm alanlarına dair başka kanıtlar da bulunuyor. Aliağa’da bulunan gemi söküm tesislerinin yerleşkesi hakkında konuşan Sakin, “Bölgenin çok kapalı olduğunu söyleyebilirim, zaten çevresinde rafineriler var ve kamuoyundan oldukça uzak bir yerde. Atık döküm alanlarının çevresinde de çok bir tesis yok ve çevresindeki tüm yollar gemi söküm tesislerine bağlanıyor” derken, rafineri tesislerinin çok fazla düzenlemeye tabi olması nedeniyle burada bulunan döküm alanlarının da gemi söküm faaliyetleri kapasamında kullanıldığını tespit ettiklerini belirtti.

Mevzuatta Boşluklar Var

Raporda tesislerin izin süreçlerinden gemilerin ithal edilmesine kadar gemi geri dönüşüm sürecinin her aşamasında ilgili mevzuatta boşluklar olduğu yer alıyor. Sakin, mevzuatta sağlık açısından gemi söküm tesislerinin “çok tehlikeli iş yeri” olarak geçtiğinin ve bu yüzden düzenli sağlık kontrollerinin yapılmak zorunda olduğunun altını çizerken, bu kontrollerin yapılma ve takip edilme şekillerinin de önem arz ettiğini ifade etti.

Sektördeki sağlık problemlerinin kaynağında yok edilmesi gerektiğini vurgulayan Sakin, “Sağlık kontrollerinin yapılması tabii ki önemli ama bir işçi asbeste maruz kalıyorsa, maske temini yapılmıyorsa sağlık kontrolü yapılmasının işlevselliği olmuyor. Bu yüzden geliştirilmesi gereken pek çok konu var” derken, geçtiğimiz sene Şubat ayında gerçekleştirilen fiili iş durdurma eyleminin büyük ses getirdiğini hatırlattı. Sektörde ilk defa böyle bir örgütlenme olduğunu anlatan Sakin, bu örgütlenmeyle birlikte işçilerin artık haklarının daha çok farkına vardığını, iyileştirmeler olduğunu ancak halen yapılması gereken çok şey olduğunu söyledi.

Gemi Dönüşüm Sektörü ÇED’den Muaf

Gemi söküm yönetmeliğinin Ulaştırma Bakanlığı tarafından yürütüldüğünü ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı da kapsayan pek çok alanının bulunduğunu ifade eden Sakin, tesislerin faaliyetlerine Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 1993 tarihinden önce başlamış oldukları için bu yönetmelikten muaf olduğuna değindi. Buna karşın sektörlerin bu muafiyetten yararlanmak için işletme koşuluna uymaları gerektiğinin de altını çizdi: “Bu sektör 1980’lerden beri işliyor ve o zamandan bu yana yaşanan kapasite değişikliklerinde raporda da yazdığımız üzere ciddi artış ve düşüşler var. Bunun yanı sıra tesislerin kullandığı yöntemler aşırı derecede değişmiş. Farklı uygulamalar, çalışanlar devreye girmiş.”

Muafiyetten yararlanma koşuluna karşın tesislerde meydana gelen değişikliklere örnek gösteren Sakin, “Mesela eskiden hiç çevre mühendisi ya da atık yönetimi yokken şu an tesisler çevre mühendisi çalıştırıyor ve tesiste kendileri tehlikeli atıkları depoluyorlar. Geçirimsiz alanlar ve drenaj sistemi inşa edilmiş. Aslında tesislerde ciddi oranda hem kapasite değişiklikleri hem fiziksel değişiklikler hem de organizasyonel değişiklikler olmuş” diye konuştu.

Kümülatif Bir Değerlendirme Gerekli

“Tesislerin şu an mevzuat kapsamında izinleri olsa da bunların kümülatif bir şekilde değerlendirilmesi gerçek bir çevrisel etki değerlendirmesini beraberinde getirecek” diyen Sakin, Bakanlığın tesisleri farklı şekillerde değerlendirebileceğini ancak gemi söküm yönetmeliğinin yetersiz olduğunu ve tesislerin şu anki pratikleri incelendiğinde yönetmeliğin koşullarını sağlamadığını vurguladı.

Tesislerin yönetmelikte yazmayan pek çok faaliyet gösterdiğini aktaran Sakin, çevre mevzuatı hakkında bir diğer önemli konu olan izin ve lisans yönetmeliğine de değindi: “Bakanlık bu yönetmelik ile de denetleme, bütünsel değerlendirme yapabilir. Ama baktığımızda tesisler çevre ve lisans yönetmeliğinden de muaf ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verdiği gemi söküm izninin kapsamı kamuya açık değil, yani Bakanlığın tesislerde neyi denetlediğini bilmiyoruz.” ÇED’in kamusal dahiliyet oluşturmasıyla büyük önem taşıdığını aktaran Sakin, bütünsel olarak incelendiğinde pek çok eksiklik görüldüğü için ÇED’in gerekli olduğunu anlattı.