Greenpeace’in yeni yaptığı hesaplamalara göre, süper zenginler yalnızca yaşam tarzlarıyla değil ayrıca servetleriyle de iklime zarar veriyor. Dünyanın en zengin kesiminin mülkiyetine sahip oldukları varlıkları nedeniyle ortaya çıkan emisyonlar, her yıl yaklaşık 1 trilyon dolarlık iklim zararına yol açıyor.
Ultra zenginlerin özel jetleriyle dünyanın dört bir yanında dolaşmaları, yatlarında vakit geçirmeleri ve sosyal medyada sergiledikleri gösterişli tüketimleri, iklim krizinin en kolay teşhis edilebilen bireysel sorumluları arasında görülüyor. Ancak yeni bir araştırma, suçun yalnızca bu lüks yaşam tarzlarında değil, aynı zamanda banka hesaplarında da yattığını öne sürüyor.
Petrol üreticilerinden gayrimenkul projelerine kadar uzanan şirketler ile özel finansal ve fiziksel varlıklar üzerindeki mülkiyetleri sayesinde süper zenginler, gezegeni aşırı ısıtan sera gazı emisyonlarının orantısız derecede büyük bir bölümünden sorumlu durumdalar. Servet bakımından dünyanın en zengin %1’lik kesimi, sahip oldukları hisseler ve yatırımlar aracılığıyla küresel yıllık emisyonların yaklaşık dörtte birini kontrol ediyor.
Greenpeace ise bu yüksek servet sahibi bireylerin “iklim borcunu” hesaplayarak, sahip oldukları varlıkların iklime verdiği zarardaki payı kendilerine atfetti. Bu hesaplamaya göre dünyanın en zenginleri, her yıl iklime yaklaşık 1 trilyon dolarlık zarar veriyor.
Greenpeace International’da sosyoekonomik sistemler küresel kampanya lideri olan Clara Thompson araştırmanın sonuçları hakkında şunları söyledi:
“İnsanların artan enerji faturaları, yükselen yaşam maliyetleri ve giderek ağırlaşan iklim etkileriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, birçok kişi neden sıradan hanelerin yükün bu kadar büyük bir kısmını taşımak zorunda kaldığını sorguluyor. Buna karşın dünyanın en zengin insanlarından bazıları, krizi körükleyen sektörlerden kâr elde etmeyi sürdürüyor.”
En Zengin %0,1 Mülkiyet Temelli Emisyonların %17’sinden Sorumlu
Greenpeace’in tahminlerine göre, servet bakımından en zengin %1’lik kesim, tüm “mülkiyet temelli” emisyonların yaklaşık %40’ından sorumlu. Mülkiyet temelli emisyonlar, şirketlerin faaliyetlerinden kaynaklanan ve özel mülkiyetteki finansal ya da fiziksel varlıklarla ilişkilendirilen emisyonları ifade ediyor. Bu emisyonlar da küresel karbon salımlarının yaklaşık %60’ını oluşturuyor. Bu grubun içinde, en zengin %0,1’lik kesim mülkiyet temelli emisyonların yaklaşık %17’sinden, en zengin %0,01’lik kesim ise yaklaşık %9’undan sorumlu. En zengin %1’lik kesim yaklaşık 2 milyon doların üzerinde servete sahip kişilerden, en zengin %0,1’lik kesim yaklaşık 7 milyon doların üzerinde servete sahip kişilerden ve en zengin %0,01’lik kesim ise yaklaşık 38 milyon doların üzerinde servete sahip kişilerden oluşuyor. Buna karşılık, servet bakımından dünyanın en alt yarısını oluşturan insanlar mülkiyet temelli emisyonların yalnızca %3’ünden sorumlu.
Thompson, mülkiyet temelli emisyonlar açısından düşünmenin önemli olduğunu, çünkü bunların tüketimle ilişkili emisyonlara kıyasla daha az görünür olsalar da çözülmelerinin daha zor olduğunu söyledi. Konunun sadece gösterişli yaşam tarzıyla ilgili olmadığını vurgulayan Thompson, şunları söyledi:
“Süper zenginlerin yol açtığı kirlilik söz konusu olduğunda, mülkiyet tüketimden bile daha önemli. Emisyonların büyük bir bölümü karbon yoğun varlıkların ve yatırımların sahipliğiyle bağlantılı. İklim politikaları yıllardır tüketicilere odaklandı. Ancak bulgularımız, insanların neye sahip olduklarına ve nelere yatırım yaptıklarına çok daha fazla dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor.”
Finans Dünyası Sözünde Durmuyor
Servet vergileri ise bu dengesizliği gidermenin en etkili yollarından biri olarak görülüyor. Ayrı veriler, büyük bankaların ve diğer finansal yatırımcıların, beş yıl önce bu tür yatırımları azaltma yönünde verdikleri sözlere rağmen, geçen yıl fosil yakıtlara 900 milyar dolar aktardığını ortaya koydu.
Servet eşitsizliğinin dünya genelinde hızla artmasıyla birlikte, süper zenginlerin gezegen üzerindeki etkileri ile sıradan insanların etkileri arasındaki çarpıcı eşitsizlikler de giderek daha fazla gündeme geliyor. Geçen hafta ekonomist Thomas Piketty öncülüğünde yayımlanan bir rapor, aşırı servetin vergiler yoluyla sınırlandırılması ve yoksulların emeklerinin ürettiği değerden daha büyük bir pay alabilmesi halinde, dünyanın gezegenin sınırlı kaynakları içinde daha adil bir biçimde yaşayabileceğini ortaya koydu.


