;
Politika

STK’lar COP24’ün Sonuçlarından Memnun mu?

Bu yıl Katowice’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP24) geçtiğimiz Cumartesi günü sona erdi. COP24’ün sonuçlarını değerlendiren TEMA ve Greenpeace yetkilileri Kurallar Kitabı’nın kabul edilmesinin önemli olduğunu ancak COP24’te sınırlı bir başarının elde edildiğini belirtiyorlar.

Polonya’nın Katowice kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP24) geçtiğimiz Cumartesi günü (15.12.2018) sona erdi. Zirve sonucunda ülkeler, küresel iklim eylemini daha şeffaf ve detaylı bir biçimde incelemeyi olanaklı kılan ortak kurallarda mutabık kaldılar. Böylelikle Zirve iklim eylemini hızlandırmak için ülkeler ile yurttaşlar, iş dünyası ve yatırımcılar arasındaki güveni tazeledi. Kurallar Kitabı’nın dışında, ülkeler aynı zamanda 2020 yılına kadar mevcut iklim hedeflerini içeren Ulusal Niyet Katkı Beyanı (INDC) belgelerini yenilemek konusunda da anlaştılar. Bu yenilenmiş hedefleri sunmak için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 2019 yılında iklim konusunda özel düzenleyeceği zirvede bir araya gelmeye de karar verdiler. Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz TEMA ve Greenpeace yetkilileri Kurallar Kitabı’nın kabul edilmesinin önemli olduğunu ancak COP24’te sınırlı bir başarının elde edildiğini belirtiyorlar.

TEMA Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Özgül Erdemli Mutlu, COP24’e genel açıdan bakıldığından kısmi ve sınırlı bir başarıdan söz edilebileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Çünkü Katowice’nin yola çıkarken 3 önemli hedefi vardı. Birincisi Paris Anlaşması’nın Kurallar Kitabı’nın çıkması. İkincisi iklim finansmanı ile ilgili adımlar atılması. Üçüncüsü ise ülkelerin iklim taahhütlerini güçlendirmesi veya iyileştirilmesi. Bu açıdan baktığımızda sınırlı başarı diyebiliriz”.  Kurallar Kitabı’nın çıkmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirten Mutlu, “Ancak sağlam ve güçlü kurallar olsa bile, onu uygulayacak güçlü bir siyasi irade gerek. Çünkü IPCC 1.5 Derece Özel Raporu ve BM Emisyon Açığı Raporu gibi bilimsel raporlar acil eylem gerektiğini gösteriyor. Yani eylemi artıracak, büyük adımlar atacak siyasi irade olmadığı sürece en güçlü kurallar bile etkisiz kalır” diyor.

Müzakerelerin uzamasının, özellikle salyangoz hızında ilerleyen son günlere bakıldığında endişenin yüksek olduğunu belirten Mutlu,  “Daha zayıf Kurallar Kitabı veya başarısızlık beklentisi vardı. Bu açıdan baktığımızda da, bu 133 sayfalık metinde tarafların uzlaşması olumlu. Ancak iklim taahhütlerinin güçlendirilmesi konusunun gelecek seneye kalmasından dolayı hem STK’lar hem az gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler eleştirilerini yaptılar. Biz de buna katılıyoruz. Şimdi gözlerimiz Eylül ayında New York’ta gerçekleşecek İklim Zirvesi ve ardından COP25’te. O zamana kadar, ortak çabanın yanı sıra ulusal hükümetlerin taahhütlerini artırmasına odaklanmak gerekiyor” diyor.

Türkiye Paris Anlaşması’nı İmzalayacak mı?

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Duygu Kutluay da Kurallar Kitabı’nın kabul edilmesinin önemli olduğunu belirtiyor: “Artık ülkelerin iklim eylemlerini değerlendirip karşılaştırabileceğimiz bağlayıcı kurallara sahibiz”.

Kutluay, konferansta “Kurallar Kitabı”nın kabul edilmesiyle anlaşmanın uygulanmasına dair büyük bir somut adım atılsa da mevcut iklim hedeflerinin güçlendirilmesi için toplu ve net bir niyetin açıklanmadığını vurguluyor: “İklim felaketlerinin art arda yaşandığı bu yılda bilim insanlarının, iklim eyleminin aciliyetine dair uyarılarına rağmen hükümetler mücadele için gereken güçlü iradeyi gösteremedi. Eğer bir an önce harekete geçilmezse, en güçlü kurallar bile bizi iklim değişikliğinin getireceği felaketlerden koruyamayacak. Bunun için ülkelerin 2019 yılında gerçekleşecek Taraflar Konferansı’na ne olursa olsun hedeflerini güncelleyerek gelmeleri önemli”.

Türkiye’nin COP24’te izlediği politikaya da değinen Duygu Kutluay ülkenin son yıllarda olduğu gibi bu yıl da müzakere çerçevesini emisyon azaltımına daha fazla katkı vermesi beklenen gelişmiş ülkeler listesinden (EK1) çıkma ve iklim finansmanına erişim konusu ile sınırlı tuttuğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu durumda Türk delegasyonunun Paris Anlaşması ve küresel iklim değişikliği mücadelesine yapmak istediği katkıyı anlamak için bizlere de resmi duruşunu değil satır aralarını okumak kaldı. Devlet Başkanları oturumuna katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yaptığı konuşmada öncelikle IPCC 1,5 derece Raporu’ndan alıntı yaparak, Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu raporda yazılanları tanıdığını resmi olarak dile getirmiş oldu. Yine iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz havzasında yer alan Türkiye’nin çoktan iklim değişikliğinden etkilendiğini, sadece 2017 yılında İstanbul’da gerçekleşen 20 dakikalık dolu yağışının verdiği zararın 225 milyon dolar olduğunu dile getirdi. Ayrıca, Türkiye’nin 2020 yılında gerçekleşecek Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapmak için resmi başvuruda bulunduğunu açıkladı”.

Türkiye’nin 2015 yılında imzaladığı Paris Anlaşması’nı önümüzdeki günlerde meclis gündemine getirerek onaylayabileceğini söyleyen Kutluay: “Eğer Türkiye, Paris Anlaşması’nı dünya üzerinde imzalamayan sadece 13 ülkeden biri olma ısrarını sürdürürse, bu konferansta kabul edilen ‘Kurallar Kitabı’ gereği hiçbir karar mekanizmasında yer alamayacak ve sadece konferansa gözlemci olarak katılabilecek. Konferanslara ev sahipliği yapan ülkeler aynı zamanda dönem başkanı olarak müzakerelerin de yürütücülüğünü üstleniyor. Bu yüzden Türkiye’nin ev sahibi olma talebi, bir an önce Paris Anlaşması’nı onaylayarak ülke olarak doğrudan etkileneceği iklim değişikliğine karşı bu küresel mücadelenin dışında kalmak istemediği ve etkin rol almak istediği şeklinde okunabilir” diyor.