;
Ekonomi

Koronadan Sonra: #GüneşBizeYeter

Pandemi sonrası fosil yakıtlardan çıkışın ve yenilenebilir enerji dönüşümünün daha hızlı bir biçimde yaşanacağını düşünen Solarbaba platformu kurucusu Ateş Uğurel, “Çünkü her devletin, her kurumun gündemi kendi kendine yetebilirlik olacak” diyor.

YAZI: Barış DOĞRU

Ateş, bu dönemin en popüler sorusuyla başlayalım. Koronadan sonra hiçbir şey aynı kalamayacak mı? Yoksa her şey aynı mı kalacak?

Büyük ihtimalle gerçek, bu iki uç görüşün ortasında bir yerde olacak. Sonuç olarak virüs herkese bulaşabilir. Salgına yakalanmış bir üst düzey yöneticinin, hayata artık tamamen aynı gözlerle bakacağını tahmin etmiyorum.

Enerji sektörü açısından bakarsak, onun da normal bir şekilde yola devam edebileceğini sanmıyorum. Zaten son birkaç yıldır “normal” bir şekilde devam eden bir şey yoktu enerji alanında. Yenilebilir enerji sektörünün önlenemez bir çıkışı yaşanıyordu. Büyük fosil yakıt şirketlerinin bazılarının isimlerini bile değiştirdiğini biliyoruz. Bu şirketlerin bazıları çok büyük rüzgar ve güneş ihalelerine girdiler, kazandılar ve yatırımlara da başladılar. Dolayısıyla değişim başlamıştı ve bu geri dönmez. Pandemi sonrası bence bu süreç daha da artacak çünkü o süreçte her kurumun, her devletin gündemi kendi kendine yetebilirlik olacak. Türkiye özellikle bu açıdan çok şanslı çünkü kaynaklar açısından bakarsak temiz enerji cenneti diyebileceğimiz bir ülke. Bu yüzden biz ve bizim gibi ülkeler için bu büyük bir şans olabilir diye düşünüyorum. Bu süreçte de en önemli gündemimiz kömürsüzleştirme olur diye tahmin ediyorum.

Şimdi bu süreçte ekonomik büyük bir küçülme yaşandı. Bunun tam rakamlarını bilmiyoruz ama dünya ekonomileri önemli oranda küçülecek. Bu da enerji kullanımının ve emisyonların azalması anlamına geliyor. Bu oran, pandemi sonrasında eski seviyelerine gelir mi sence?

Türkiye’nin 90 GW’lık bir elektrik üretim kapasitesi var ve tüketim seviyeleri şu anda 25-30 GW seviyelerine düşmüş durumda. Benzer bir tablo diğer dünya ülkeleri için de geçerli. Yani elimizde büyük bir atıl kapasite bulunuyor ve bu da fiyatları çok ucuzlattı. Bunun çok hızlı bir biçimde artacağını zannetmiyorum. Şu anda Türkiye’de salgın tamamen bitti desen bile, insanlar koşa koşa havalimanlarına gider mi? Ya da tatil için otelleri doldurur mu? Zannetmiyorum. Bu yüzden talep, yani elektrik tüketimi çok hızlı bir şekilde eski durumuna çıkacak gibi gelmiyor bana…

Pandeminin hafiflemesiyle tüketimimiz diyelim, 60-70 GW seviyesine yükseldi yeniden. Ama atıl bir kapasitemiz de var. Dolayısıyla yeni enerji yatırımı yapılması imkansız değil mi? Bu yeni yatırımların da artık zaten fosil yakıtlara olacağına ihtimal vermiyorum ama yeni yatırımın gereksizleşmesi, asıl olarak yenilenebilir enerjilerin yatırımının önünde bir engel olmayacak mı?

Senin söylediğin tabloyu dünya geneline yaydığımızda, hiçbir hükümet yeni enerji yatırımını istemez, teşvik etmez. Bu son derece doğal. Bu noktada yenilenebilir enerjinin de bu süreçten etkilenmemesi imkansız. Peki yenilenebilir enerji yatırımcıları böylesi bir durumda ne yapabilir? Kompozisyonu değiştirebilir. Artık hiçbir geleceği kalmayan kömür yerine, onun payını yavaş yavaş güneş ve rüzgar nasıl alabilir, konuşmak gerekecek. Bu dönüşümü kurgulamanın zamanı geldi. Önümüzdeki dönem yaz. İnsanlar hele ki evde oturmaya devam ederse, klima taleplerinin yükseleceğini düşünüyorum. Bunu doğal olarak karşılayacak en iyi kaynağın güneş olduğunu biliyoruz. Bunların hepsini güneş sektörü olarak konuşuyorduk ama şimdi sanki bir sosyal deney gibi hepsi bir şekilde yaşanıyor. Şimdi bütün bu varsayımlar gerçek hayatta test ediliyor. Ben şu anda 6,1 GW güç seviyesine ulaşmış kurulu güneş gücünün, bu yaz harcanan enerji içinde nasıl bir yer alacağını çok merak ediyorum. Bunu doğrudan gözlemlemiş olacağız.

Bir başka konu ise, hidrojen enerjisinin bu duruma etkisi olabilir. Biliyorsun bundan 15-20 yıl önce hidrojen enerjisinin çok önemli bir enerji bileşeni olacağı söylenirken, ucuz güneş ve verimli depolama sistemleri hidrojenin unutulup gitmesine sebep oldu. Ama son iki üç yılda tekrar popüler olmaya başladı “yeşil hidrojen” konusu. Senin de biraz önce söylediğin gibi, elimizde fazla kurulu ama atıl kalmış güç var. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisinde, artı hiçbir maliyet çıkarmaksızın üretilen enerjiyi hidrojen olarak depolayabiliriz. Bunu güneş ve rüzgarın düşük kapasiteli olduğu belli dönemlerde kullanabilir hatta ve hatta başka ülkelere ihraç bile edebiliriz. Daha ticari uygulamaları çok yeni ancak bunun üzerinde durmakta fayda var.

Zaten şu anda Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde, doğalgaz bileşimine %5 hidrojen katılıyor. Bu şu anda yapılan bir şey. Bunu şimdi %20’ye çıkarmak istiyorlar. Bunun payını çok daha fazla artırmak istiyorlar. Siemens CEO’su şu anda, hidrojen türbini üretmeyi planladığını açıkladı.

Biliyorsun, petrol fiyatları büyük bir çakılma yaşadı. Hatta yine kimi uzmanlar “Peak Oil”in şu esnada yaşandığını dile getirdi. Kömür şirketleri, bu krizden önce de, dünyada büyük bir kriz içindeydiler… Peki şu anda fosil yakıtlar içinde en şanslı durumda olan hangisi?

Ben bu “peak oil” yaklaşımına inanmıyorum. Biliyorsun geleneksel bir söylem vardır, “Taş devri, taşlar bittiği için bitmedi” şeklinde. Burada da durum aynı. Petrol bittiği için bu enerji türü bitmeyecek. Çok özet olarak söylersek, petrol en temelde iki iş için kullanılıyor. Birincisi, yakıt olarak kullanımı. Yani arabalar, uçaklar, gemiler ve diğer araçlarda kullanımı. Bu ulaşımın ve ekonominin kapanması nedeniyle şu anda bir kriz içinde. Ama ikinci kullanım alanı olan petrokimya, yani plastik ve benzerlerinin üretimi bir süre daha aynı şekilde devam edecek. Ama bu petrol kullanımının daha küçük bir kısmı tabii. Korona sürecinde asıl etkilenen ulaşımda kullanılan petrol, korona sonrasında da elektrikle araçlarla aynı darbeyi yemeye devam edecek. Bu elektrikli araçların enerjisini de yenilenebilir kaynaklardan sağladığında bir yakıt kaynağı olarak petrole olan ihtiyaç bitecek.

Ben fosil yakıtlar arasında en uzun ömürlü olanın -biraz önce yeşil hidrojenle birlikte kullanımından da bahsetmiştik- doğalgaz olacağını düşünüyorum. Fiyatı da biliyorsun oldukça düşük.

Hiç tartışılmaması gerekenin ise kömür olduğunu söyleyebilirim. İnsanlığın ve dünyanın geldiği şu noktada, kömürden tamamen nasıl çıkacağımızı konuşmamız lazım. Bunun da öyle şiddetli ve vahşi bir şekilde olması gerekmiyor. Bu alandan para kazananlara farklı sektörlerde yatırım olanakları sunulup, çalışanları yeni becerilerle eğitip (mesela yenilenebilir enerji kurulum ve bakım konusunda), kömüre de, Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlığın gelişimine olan katkılarından dolayı teşekkürlerimizi sunup, veda etmeliyiz.

Burada da iş aslında kamuya düşüyor. Kamu yöneticilerinin acilen Adil Geçiş denilen ve dünyanın dört bir yanında uygulanan bu dönüşümü planlaması gerekiyor. Bu çok yapılabilir ve kimse zarar görmeden uygulanabilecek bir süreç… Peki şu süreçte, yenilenebilir enerji paydaşları olarak ne yapıyorsunuz?

Şu anda Türkiye’de en büyük sorun, güneş enerjisinin birlik olamaması. Dağıtık bir enerjinin dağıtık bir örgütlenme yapısı var. Mesela şu anda ülkemizde üç tane ayrı güneş enerjisi derneği var. Aslında bazı çok tanınmayan başka ufak organizasyonlar da var. Dünyada böyle bir yapı yok. Dolayısıyla ortak bir mesaj vermek için bazı zorluklar yaşanıyor. İkinci konu, devlet destekleri. Bugüne kadar çeşitli yollar ve araçlarla bu destekler, güneş ve rüzgarda önemli bir kapasitenin oluşumuna katkı sağladı. O dönem yatırım maliyetleri çok yüksekti ve böyle bir desteğe büyük ihtiyaç vardı. 8 GW rüzgar ve 6 GW güneş kapasitesine bu desteklerle ulaştık. Ama bu durum, sonsuza kadar böyle gitmez. Nihayetinde bu para, en sonunda faturalara yansıyor. Bence bunu artık sonlandırmanın zamanı geldi. Artık devlet desteğine ihtiyaç duymadan, serbest piyasa kurallarıyla yatırım yapılabilir durumdayız.

Ancak tabii bu destekler aynı zamanda çok çeşitli şekillerde fosil yakıtlara, özellikle kömürlü termik santrallara da var. Onların da teşviklerinin kaldırılması ve eşit koşullarda olmaları lazım.

Tabii hiçbir enerji üretimine bence artık teşvik verilmemeli. Ama şu anda “Ben hiçbir destek istemiyorum, güneşten enerji üretip, serbest piyasa şartlarında ve ikili sözleşme ile kurumsal tüketicilere enerji satacağım” diyemiyorsun. Bunun önü tamamen kapalı. Halbuki özellikle çok uluslu, büyük firmaların son 3-4 yılda önemli bir güneş yatırımcısı olduğunu görüyoruz. IKEA, H&M, Facebook, Amazon; bu firmaların hepsi ya kendisi yenilebilir enerji işine doğrudan yatırım yapıyor ya da güneş enerjisi yatırımcısı firmalardan bu enerjiyi satın alıyor. Bu da, bizim gündeme getirmeye çalıştığımız, yenilenebilir enerji tedarik anlaşmalarını, ikili sözleşmeleri gündeme getiriyor. Yani ben Konya’da hiçbir destek almadan, kendi mali kaynaklarımla bir güneş enerjisi santralı kuruyorum; İstanbul’da bir fabrika da kendisi için ucuz ve temiz olan bu enerjiyi almak istiyor ve biz kendi aramızda, mesela 10 yıllık, bir anlaşma yapıyoruz. Farkındaysan burada ne bir destek var, ne de devlet var. Tamamen serbest piyasa koşulları geçerli. Böylece yeni yenilenebilir enerji yatırımları oluşturulmuş oluyor, kimseye de bir yük oluşturmuyor.

Ama bunun önü kapalı şu anda, öyle mi?


Evet, hatta lisanssız elektrik üretimi yönetmeliğinde “yasaktır” diye de yazıyor. Ancak öztüketim için çatısına kendisi bir güneş enerjisi sistemi kurabiliyor. Alternatif çözüm olarak bu alanda bilgili ve deneyimli olan bir güneş enerjisi üreticisi kursun; aynı modelle fabrikanın sahibi hiçbir yatırım yapmasın. Ben ona halihazırda 10 TL’ye aldığı enerjiyi 10 yıl boyunca sabit bir rakamdan, mesela 9 TL’den satayım. Ama bu ne yazık ki yasak Türkiye’de şu anda…

Ama tabii burada arada, dağıtım şirketleri var ve sen onlara rakip konuma geldiğin için bu onların hiç hoşuna gitmiyor. Bu sorun, birçok ülkede görüldü. Dağıtım şirketlerinin bazıları, ABD’de bile yenilenebilir enerji şirketlerine neredeyse savaş açtı. Bazı dağıtım firmaları ise, bu alana bir oyuncu olarak dahil oluyor. Burada çözülmesi gereken en önemli düğüm, dağıtım şirketleri. Şöyle haklı bir gerekçeleri var dağıtım şirketlerinin. Bu hatları özelleştirmeyle alırken, daha doğrusu kiralarken 30-40 yıllığına, onlara böyle bir konudan hiç bahsedilmedi ve hesaplamalarına böyle bir durumu hiç dahil etmediler. Dolayısıyla şimdi bu konuda ayak sürüyorlar. Biraz önce konuştuğumuz gibi Adil Dönüşümü burada da yapmak mı gerekiyor; bunun için kimseye zarar vermeden bir dönüşüm gerçekleştirilebilir mi, diye düşünmemiz lazım. Bence yapılabilir.

Yani bir anlamda, belirli bölgeler için bir tekel verilmiş bu dağıtım firmalarına. Yenilenebilir enerjiden üretilmiş enerjiyi taşıma karşılığı belirli paylar ödenmesiyle bu sorun daha adil ve kavgasız bir biçimde çözülemez mi? Aynı şekilde zaten kömür ve doğalgaz santralları da belirli bir dağıtım payı ödemiyor mu? Böyle bir anlaşma, yenilenebilir enerji üreticileriyle de geliştirebilir gibi geliyor bana, ne dersin?

Kesinlikle. İlk başta konuştuğumuz şekilde, öncelikle güneş enerjisi sektörü bu konularda tek bir ses olmayı başarmalı, sonra o güçlü ses dağıtım şirketleriyle ve kamuyla bir masaya oturmalı ve bu sürecin nasıl işleyebileceği konusunda anlaşmalı.

Bu ve benzeri konuları gündeme getirmek için bir online çalışma yapıyoruz birkaç haftadır. Hem Solarbaba platformu üyeleri hem de sektörün diğer oyuncuları, pandemi sürecinde dijital olanakları gerçekten çok iyi kullanmaya başladılar. Bu sürece çok iyi adapte oldular. Korona sonrası süreç için de bence iyi bir alışkanlık kazandı herkes. Artık toplantılar, yatırım süreçlerinin değerlendirilmesi görüşmelerini herkes rahatça online olarak yapabilecek. Belki sadece müşteri ile yapacakları sözleşmeye imza atmaya gidecekler bundan sonra.

Bu süreçte bir de #güneşbizeyeter başlıklı bir hashtag çalışması yaptık. Yenilenebilir enerji alanındaki diğer gruplar da bunu, rüzgar veya jeotermal için rahatça kullanabilir. Bence oldukça güçlü bir argüman. Dijital pazarlama ve dünyanın amaçları artık çok daha önemli. Bunları bir kez de biz konuşalım dedik ve çok da iyi gidiyor. Ama bu uzun bir süreç. Daha çok çalışmak gerekiyor.