Bilime, bilimsel gerçeklere karşı çıkışın günümüzde çok çeşitli versiyonları var; bunlardan biri de iklim inkârcılığı.
YAZI: Türker ARSLAN
İnsanlığın en bilinen hikâyelerinden biridir. 17. yüzyıl bilim insanlarından, astronom Galileo Galilei, güneş merkezli evren teorisini savunması sebebiyle kilisenin tepkisini çeker ve yargılanmak üzere engizisyona çağrılır. Galileo engizisyon tarafından savunduğu fikirlerden dolayı suçlu bulunur ancak tövbe ederse affedileceği söylenir. Galileo denileni yapar ve cezası ev hapsine çevrilir. Ancak iddia odur ki Galileo mahkemeden çıkarken “Eppur si muove” (Yine de dönüyor) der. İnsanlık tarihi de bir yerde bu çatışmanın, bilimsel gerçeklerle dogmalar arasındaki mücadelenin öyküsüdür.
Günümüzde bilimsel gerçekleri savunmak Galileo’nun yaşadığı dönem kadar zor değil. Üstelik bilimsel kanıtlar sayısız… Ancak yine de “Dünya düzdür” ya da “Uzaya çıkılmadı” gibi komplo teorilerini savunanlara rastlanıyor. Ağ tabanlı gelişmiş teknolojik iletişim araçlarının kullanılmasıyla beraber dogmalar ya da komplo teorileriyle mücadelenin daha kolay olacağı düşünülebilirdi. Fakat süreç böyle yürümediği gibi sosyal medyada yaratılan yankı odalarıyla beraber bilimsel hiçbir veriye dayanmayan komplo teorileri daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Bilime, bilimsel gerçeklere karşı çıkışın günümüzde çok çeşitli versiyonları var; bunlardan biri de iklim inkârcılığı.
Bilimsel Gerçeklere Pespaye Karşı Çıkış
İklim inkârcılığı, bilim insanlarının hemfikir olduğu ve sayısız objektif bilimsel veriyle doğruladığı insan kaynaklı iklim krizine karşı çıkışın evrensel adı. İnkârcılığın genel statükoyu korumaktan fosil yakıt şirketlerinin uğrayacağı maddi kayıpları engellemeye kadar çeşitli nedenleri mevcut ancak gerçek şu ki bu inanış en temelde bilime ve bilimsel gerçeklere karşı çıkıyor. Üstelik bunu en pespaye, en bayağı şekilde yapmaktan gocunmuyor. ABD’li Cumhuriyetçi Oklahoma Senatörü James Inhofe, 2015 yılında Senato kürsüsünde yaptığı bir konuşma sırasında elinde getirdiği bir kartopunu göstererek “Küresel ısınmanın ABD halkına karşı yapılmış en büyük aldatmaca” olduğunu iddia etmişti. Senatör Inhofe’nin bilimsel gerçeklere karşı çıkmada yaratıcılığı bununla da sınırlı değil. 2010 yılında yaşanan bir kar fırtınası sırasında senatör yanına torunlarını da alarak Washington’da Capitol binası yakınlarına bir iglo inşa etmiş ve üzerine de “Al Gore’un yeni evi” ve “Küresel ısınmayı seviyorsanız korna çalın” tabelaları asmıştı. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin iklim krizini “Dördüncü sınıf gazetelerde yazan sosyalist serserilere para kazandırmak için uydurulmuş bir yalan” açıklaması da bir başka müstesna örnek. ABD’yi iki kez Paris Anlaşması’ndan çeken Donald Trump, inkarcılığın küresel bayrağını taşıyan son isim. Trump’a göre, iklim değişikliği “gelmiş geçmiş en büyük sahtekarlık.”
Bu üç örnekte de görüldüğü üzere bilimsel gerçeklere karşı çıkışın, iklim inkârcılığının ardında siyasi, ideolojik ya da kültürel gerekçeler olabilir ancak temel olan şu ki iklim krizi inkârı en başta bilimin ve gerçeklerin inkârı anlamına geliyor.
İnkârcılık ve Lex Luthor’lar: Fosil Yakıt Şirketleri
DC Comics evreninin en bilinen kahramanlarından Superman’in baş düşmanı Lex Luthor, çok zeki, MIT mezunu, kurucusu ve sahibi olduğu LEXCorp şirketiyle de Metropolis’in büyük çoğunluğuna sahip olan çok zengin bir iş insanıdır. Luthor maceralar boyunca hem Superman’e hem de Metropolis’de yaşayan herkese öyle büyük, öyle sofistike kötülükler yapar ki insan kendine şu soruyu sormadan edemez: Neden?
İklim inkârcılığı ile fosil yakıt şirketleri arasındaki ilişki de buna benzer. Günümüzde iklim inkârcılığının dünyaçapında kullanıma soktuğu çok sayıda asılsız iddia ve komplo teorisinin ardında fosil yakıt şirketlerinin bulunduğu kanıtlanmış bir gerçek. Ancak Luthor’un yaptıklarından sonra aklımıza gelen neden sorusu burada geçersiz kalıyor çünkü cevap basit: Ekonomik çıkarlar.
Fosil yakıt şirketleri kârlarını korumak, ekonomik güçlerini ve statükolarını devam ettirmek amacıyla inkârcı kampanyalardaki komplo teorilerini ve asılsız hikâyeleri finanse etti. Etmeye de devam ediyor. İnkârcı vakıflar, bilimsel veriler ve bilim insanları hakkında güvensizlik yaymak için sayısız kampanya örgütleyip sosyal medya üzerinden komplo teorilerini dolaşıma sokarken arkalarındaki mali güç her zaman fosil yakıt şirketleri oldu. Örneğin, bünyesinde çok sayıda fosil yakıt şirketi barındıran, ABD’nin ikinci en büyük özel şirketi Koch Industries’in vakfı olan Koch Ailesi Vakıflarının 1997-2018 arası iklim inkârcısı vakıflara sağladığı fon toplam 145.555.197 dolar. Fosil yakıt şirketleri iklim krizindeki kendi sorumluluklarını gizlemek ve kârlarını korumak için sadece inkârcı gruplara fon sağlamakla kalmıyor, Lex Luthor misali daha sofistike operasyonlara da imza atıyor. Geoff Dembicki imzasıyla The Guardian’da çıkan bir habere göre, fosil yakıt şirketlerinin en büyüklerinden olan EXXON, Latin Amerika ülkelerindeki iklim krizi sürecini sabote etmek için küresel bir sivil toplum örgütü olan Atlas Network ile büyük bir operasyona imza attı. Buna göre, iklim inkârcısı kitapların İspanyolcaya çevrilmesi, medyatik iklim inkârcısı kişilerin Latin Amerika ülkelerine seyahati ve paneller düzenlemesi ile bu kişilerin siyasetçilerle bağlantı kurması için milyonlarca dolarlık harcamalar gerçekleştirildi.
İnkârcılık ve Komplo Teorileri: Birbirimizi Seviyoruz
Teknolojik gelişmeler ve ağ tabanlı iletişim kanallarının çoğalması insanlığın önüne iki önemli gerçek servis etti: Komplo teorilerine artan ilgi ve dikkat ekonomisi. Komplo teorileri ve teorisyenliği yeni bir kavram değil ancak sosyal medyanın tıklanma ve platformda zaman geçirme üzerine kurgulu yeni tip ekonomisi komplo teorilerine olan ilgiyi arttırdı. Yeni bir kavram olan dikkat ekonomisi de tam bu noktada devreye girdi. İnsanın dikkatini ekonomik bir kaynak olarak ele alan bu sisteme göre dijital platformlar dikkati bir meta haline getirerek alınıp satılır hale getiriyor. Bu noktada iki kavram bir ortak kesişim kümesi oluşturdu. İnsanlar ne kadar bilime ve akla karşıt olsa da kendilerine farklı ve ilginç gelen komplo teorilerini okumayı, izlemeyi ve bu gönderilerde vakit harcamayı seviyor.
İklim inkârcılığı tam bu kesişim kümesi üzerinde kendine yeni bir yaşam alanı buldu. Gerçekleri yok sayan, bilimi sorgulayan komplo teorileri öfke, korku, tartışma gibi güçlü duygular uyandırdıkça “üreticiye” daha fazla gelir, reklam ilişkileri ya da siyasi korunma getirdi.
Günümüzün evrensel anlamda en popüler inkârcı komplo teorilerinden biri, “küresel elitlerin totaliter bir kontrol için küresel ısınmayı ortaya attıkları” üzerine kurulu. Hiçbir kanıta ya da delile dayanmayan bu komplo teorisi pandemi döneminde de farklı versiyonlarla (elitler COVID19 mikrobunu bilerek yaydılar ya da aşılarla insanlara çip takılıyor vb.) gündeme sokulmuştu. Bir başka popüler inkârcı komplo teorisine göre de “aslında iklim krizi, bilim insanlarının kendilerine fon yaratmak, para kazanmak için bilimsel verilerle oynayarak yarattıkları bir sahtekârlık”. İçinde iftira barındıran bu komplo teorisine verilecek yanıt NASA’dan dünya üzerindeki nerdeyse her üniversiteye kadar bilimsel verilerle kanıtlanmış iklim krizi gerçeğinin bilimsel yanıtlarıdır. Komplo teorileri evrensel olduğu kadar bölgesel ya da ulusal boyutta da çeşitlilik gösteriyor. Örneğin ABD ve İsrail’in İran’a karşı açtığı savaş sırasında Ortadoğu ülkelerinde yayılan bir komplo teorisine göre, “ABD gizli radar üsleriyle iklimi bulut çalma operasyonlarıyla kontrol ediyordu ve bu üsler İran tarafından vurulunca bölgede yağmurlar arttı”. Ancak bilim insanları bulut çalabilen bir teknolojinin olmadığını üstüne basa basa söylüyor. Türkiye’de ise Paris Anlaşması çerçevesinde çıkarılacak İklim Kanunu sırasında sosyal medyada yayılan bir komplo teorisine göre de “kanunla yapay et yemek zorunlu hale getirilecek” deniyordu. Ancak yasada buna dair en ufak bir gönderme dahi bulunmuyor.
İnkârcı Teoriler ve COP’lar
COP (Taraflar Konferansı) süreçleri iklim inkârcıları ve komplo teorisyenleri için ülkelerin çok taraflı eylem planlarını engellemek, siyasi kutuplaşmaları istismar etmek, kamusal güvenliği zedelemek ve dijital platformları bir silah olarak kullanmak için önemli bir zemin oluşturuyor. Yüksek düzeyli katılımlar ve medya ilgisi hem ev sahibi ülkedeki hem de küresel çaptaki inkarcılar için adeta bir çekim merkezi. Üstelik zirveler sırasında örgütlenen bu kampanyalar, açık, net ve doğrudan bir iklim inkârcılığı yerine artık sofistike taktikler kullanarak hayati önem taşıyan emisyon azaltımlarını ya da çok taraflı eylem planlarını geciktirmek üzerine kurulu. “Burada fosil yakıt şirketlerinin parmağı var” demek için de Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot olmaya ise gerek yok.
Bu durum uzmanlara göre, COP süreçlerindeki diplomatik müzakereleri bozup, karşılıklı güveni aşındırıp, çok taraflı küresel anlaşmaların hayata geçmesini geciktirmek gibi çok ciddi olumsuz sonuçlara da yol açabilir.
COP zirveleri sırasında sosyal medyada kullanıma sokulan başlıca komplo teorileri ise şu şekilde:
Elit Yeşil Sömürü: COP zirveleri sırasında sosyal medyada çok yayılan bu inkârcı komplo teorisine göre, küresel elitler sürdürülebilirlik ya da temiz enerji çözümleri gibi politikaları sıradan vatandaşları daha fazla sömürmek ve kendilerini daha da zenginleştirmek için planlarlar. Bu komplo teorisinin daha milliyetçi, ulusal bir başka versiyonuna göre de gelişmiş emperyalist ülkeler, az gelişmiş ülkeleri sömürmek için iklim krizini kullanmaktadır. Ancak gerçek bunun tersidir. Örneğin Paris Anlaşması, iklim kriziyle mücadele için gelişmiş ülkelerden, gelişmekte olan ülkelere finansman sağlanmasını hedefleyen temel bir mekanizma işlevi görüyor.
İklim Karantinası: Pandemi sonrası, 2021 yılında İskoçya’da gerçekleşen COP26 sırasında gündeme sokulan ve günümüze kadar süregelen bu komplo teorisine göre, küreselciler ya da küresel elitler kurmak istedikleri otoriter rejim için iklim krizini kullanmakta; bir sonraki adım olarak da iklim krizi karantinasını planlamakta. Tabii ki bu yaşanmadığı gibi yaşanacağına dair elle tutulur akla yatkın hiçbir delil de bulunmuyor.
İklim Krizi Yok, HAARP Var: Evrensel anlamda en çok bilinen, en klişe iklim inkârcısı komplo teorilerinden bir olan HAARP, neredeyse her COP sürecinde çevrimiçi ağlarda popülaritesini artırıyor. Bu inkârcı komplo teorisine göre, “ABD Alaska’daki HAARP (Yüksek Frekanslı Aktif Aurorasal Araştırma Programı) ile iklim olaylarını organize ediyor.” Bu hikâyeden yola çıkarak iklimin değişmediği iddia ediliyor. Bu komplo teorisi de sayısız kez çürütülmesine rağmen komplocu dünyada hâlâ revaçta.
Uçaklardan Yayılan Gazlarla İklim Kontrol Ediliyor (Chemtrails ): HAARP kadar popüler ve klişe olan bu teori de her fırsatta sosyal medyada paylaşılıyor. Özellikle uçaklar geçerken kolayca çekilen fotoğraf ya da videolar da bu komplo teorisinin daha kolay yayılmasına yardımcı oluyor. Bu inkârcı hikâyeye göre, uçakların gökyüzünde bıraktıkları izler aslında gizli güçlerin iklim olaylarını kontrol ettikleri kimyasallar. Bu komplo teorisi, haberlerin ve sosyal medyadaki iddiaların kontrolünü amaçlayan bağımsız bir İngiliz teyit sitesi olan Full Fact de tam 48 içerikte yalanlanmasına rağmen halen kendine alıcı bulabiliyor.
Küresel Isınmanın Nedeni İnsan Değil Güneş ve Kozmik Işınlar: Bu inkârcı hikâye aslında en sinsi komplo teorilerinden biri çünkü bir taşla iki kuş vurmanın peşinde. Bu teori hem iklim krizini kabul etmiyor, görmezden geliyor, hem de küresel ısınmadaki insan faktörünü yok sayarak fosil yakıt şirketlerinin ekmeğine yağ sürüyor. Üstelik tüm bunları bilim insanlarının hemfikir olduğu ve sayısız bilimsel veriyle doğruladığı bir gerçek üzerinden yapıyor. Bilimsel veriler, küresel sıcaklık artışının ana sebebinin güneş veya kozmik ışınlar değil, insan faaliyetleri sonucu artan sera gazları olduğunu kanıtlıyor.
İklim Krizi Hakkında Fikir Birliği Yok / İklim Bilimciler Verilerle Oynuyor: İklim krizinin insanlığın gündemine girdiği günlerden bu yana dillendirilen bu inkârcı hikâye COP süreçlerinde ısrarla tekrar çevrimiçi ağlarda dolaşıma sokuluyor. Bu komplo teorisinin en zor yanı ise onunla baş etmenin neredeyse imkânsız olması! Çünkü bu komplo teorisine inanan insanlara tüm dünyaya yayılmış hakemli, bilimsel dergilerde yayınlanmış sayısız bilimsel makaleyi, binlerce bilim insanının açıklamalarını, yayınlarını, sayısız bilimsel veriyi gösterseniz de bu hikâye bir şekilde tekrar ve tekrar karşınıza çıkıyor. Ama gerçek şu ki bilimsel veriler, iklim krizi hakkında dünya çapında ezici bir fikir birliği olduğunu göstermekte. Hakemli bilimsel araştırmaların ve yayınların %99,9’u küresel ısınmanın insan faaliyetleri kaynaklı olduğunu kabul etmekte.
İklim Krizi Yok, Fonlama Dolandırıcılığı Var: Bu komplo teorisi de çift taraflı çalışıyor; bir yandan iklim krizi gerçeğini yok sayıyor diğer taraftan bilime olan inancı sarsmak için bilim insanlarını dolandırıcılıkla suçlayarak bilimsel gerçekleri ve verileri de tartışılır hale getirmeyi amaçlıyor. Tabii ki komplo teorisi de sayısız çalışma ve veriyle yalanlanmış durumda. Bilim insanları yeryüzünün karşı karşıya olduğu acımasız bir gerçeği ortaya koyuyor, sinsi bir sahtekarlığı küresel bir çerçevede kurgulamıyor.


