fbpx
Politika

İklim Değişikliği Çocuklarımıza Kalacak En Ölümcül Miras

Bir sonraki jenerasyon küresel ısınmanın sonuçlarını çok sert yaşayacak.

YAZI: John Lanchester

ÇEVİREN: Ece Kahraman

Bir roman yazmaya başladığınızda olan ilginç şeylerden bir tanesi, başlamadan önce sizi neyin alıkoyduğunun farkına varmanızdır. Bu meşguliyetler çoğu zaman hiç hissettirmeden vaktinizin önemli bir kısmını alır. Yeni romanım The Wall’ın üçte birini tamamladığımda, nesiller arası adaletsizlik konusuna yoğun mesai harcadığımı fark ettim. Özellikle iklim değişikliğine bağlı nesiller arası adaletsizlik konusuyla yakından ilgileniyordum. Bunun sonuçlarını kim bilebilirdi? Ben kesinlikle bilemezdim.

Bugün, nesiller arası adaletsizlik konusu son derece anlaşılabilir bir durumdur. En azından, 20. yüzyılın önemli bir bölümünde gelişmiş ülkelerde tecrübe edilen versiyonu ile ilgili anlaşılamayan bir şey yok. Bu tip eşitsizliğin temelinde, sonraki nesillerin önceki nesillere kıyasla daha iyi şartlarda yaşayacağı fikri yatıyor. Daha güvenli, daha şanslı, daha sağlıklı, daha uzun bir hayat…  Yani, çocuklar kendi ebeveynlerinden daha iyi yaşam standartlarına sahip olacaklardır. Aslına bakarsanız, nesiller arası adaletsizlik denince tam olarak bu anlaşılır.

Nesiller arası ilişkilere yönelik bu anlayış yıkıldı. Bu değişimin pek çok sebebi var. Bu sebeplerin bir kısmını pozitif sosyal eğilimlerin yan etkileri oluşturuyor. 1908’de İngiltere’de sosyal güvenlik sistemi açıklandığında emekli olma yaşı 70 olarak belirlenmişti fakat dört kişiden üçü bu yaşı göremedi. Bir başka deyişle, insanlar emekli olamadan bu dünyadan ayrıldılar. Bugün, yenidoğanlar için tahmini yaşam süresi kadınlarda 82.9 yıl, erkeklerde ise 79.2 yıl. Bu, tahmin edebileceğiniz gibi oldukça güzel bir gelişme fakat bu durum aktüeryal hesaplamalarda karışıklığa yol açıyor. Bugün, sosyal güvenlik sistemimiz Ponzi dolandırıcılığının iyi huylu bir versiyonu gibi. Çalışanlar, emekli olmuş neslin biriken borçlarını ödüyor. Emekli olmuş nesil, çalışan nesilden sayıca fazla olduğunda, toplanan kârı işletmek zor oluyor. Sonuç olarak, farklı nesiller, sosyal devletin farklı versiyonlarını deneyimliyor. Sosyal bilimlerin önemli bir kısmı bu sorunu ele aldı. Çalışmalar sonucunda durumu altı kelime ile özetleyebiliriz; Baby Boomers kuşağı tüm pastayı yedi.

Toplumsal ve siyasal eğilimler nedeniyle nüfus istatistiklerinde görülen temel değişiklikler ve nesiller arası adaletsizliğin sonuçları acı bir şekilde birleşti. Kemer sıkma politikaları nedeniyle sosyal devlet artık eskisi kadar eli açık değil. Daha da önemlisi; devlet yaptırımlarıyla kasıtlı olarak bürokratik engellerin artırılması, sosyal devleti karanlığa taşıdı. Aşevleri ve işe uygunluk testlerinin olduğu bir dünyada verilen devlet desteği, beşikten mezara sunulması hedeflenen destek fikrinden oldukça uzak bir noktaya düşüyor. Brexit, İngiltere’de nesiller arasında ayrışmaya yol açan en büyük sorun. İngiltere, nesilleri bu kadar sert ayrıştıran bir problemle daha önce hiç karşılaşmamıştı. Oy oranlarına baktığınızda bu ayrışma daha net belli oluyor; 65 yaş üstü seçmenler, 25 yaş altı seçmenlerin iki katı oranla ayrılığa oy veriyor. İlk kez yaş, gelirden daha sağlıklı sonuç veren bir politik eğilim göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu  durum İngiltere’de nesiller arası çatışmanın ne kadar derin olduğunu da gösteriyor.

Ve durumumuz daha kötüye gidecek. Kapitalizm, temelde, bireylerin çalışarak fakirlikten kurtulmasını ve düzgün bir hayat standardına ulaşmasını önerir. Fakat maaş artış oranındaki yavaşlama ve asgari ücretle çalışanlara verilen ek desteklerdeki durgunluk, kapitalizmin temel önermesini sekteye uğrattı. Sonuç olarak, konut fiyatlarındaki anlamsız artış, ev sahibi olabilen genç nüfus oranında sert bir düşüşe yol açtı ve doğrudan konut krizine bağlandı. Toplumun büyük bir bölümü, gelirinin önemli bir kısmını ev kiralarına harcıyor. Joseph Rowntree Vakfı’nın yaptığı ülke genelini kapsayan araştırmalara göre, yoksulların neredeyse yarısı gelirinin üçte birinden fazlasını ev kirasına harcıyor. Fiscal Studies Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar, genç orta gelirliler arasında ev sahibi olma oranının son yirmi yılda %65’ten %27’ye düştüğünü gösteriyor. Ev sahibi olma konusunda gençlerin ebeveynlerine göre çok daha kötü şartlarda yaşadığı artık su götürmez bir gerçek.

Tam bu noktada birinin Baby Boomers adına konuşması gerekiyor. Tüm bu olanların planlı olduğunu söylemek çok zor. Nüfus istatistiklerinin değişeceği öngörülüyordu fakat kemer sıkma politikası, Brexit ve yaşanan konut krizi temelde tarihi bir raslantıdan ibaret. Ek olarak, savaş sonrası sosyal devlet, geçmişe göre oldukça iyi görünüyor. Fakat, o günleri yaşayanlar için durumun düşünüldüğünden daha kötü olduğunu çabucak unutuveriyoruz. Devlet desteğinin sağladığı rahatlık göreceliydi ve hayatın kendisi en az günümüzdeki kadar gergindi. Bugüne baktığımızda ise; 20 yaşına girdiğimde 3 milyondan fazla insan işsizdi, şu an itibariyle bu sayı %3 daha arttı. Enflasyon ve faiz oranları ise %20’lere yaklaşmak üzere.

Eğer bir eve depozito yatırmayı başarabildiyseniz, her ay ödeyeceğiniz çift haneli mortgage taksitleri can sıkıcı olabilir. 1980’lerin sonunda gördüğümüz gibi, konut piyasası insanlar ev alamadan patladı. 1990’ların başında, İngiltere’nin güney doğusunda enflasyon sonrası ev fiyatları %46 düştü. Bu durum milyonlarca insanın zarar etmesine neden oldu. Bu berbat süreci, yaşayanlar haricinde herkes unuttu.

Olay, politik ve duygusal açıdan da oldukça kötü. Reagan’ın gelişmiş ülkeleri temsil ettiği dönemde nükleer savaş tehdidini yaşadık ve gerçeğe çok yakın korku dolu hayaller kurduk. Bunların üstüne hayatımıza giren aids sayesinde, retroviraller de keşfedilmediği için, seks yüzünden de hayatımızı kaybetme ihtimalimiz arttı. Boomer olarak yaşanılan dünyada kadın, etnik kökenli ya da LGBT birey olmak oldukça zordu. Bugünkü yaşam koşulları, genç bir insan için pek çok açıdan eskisine göre daha iyi. Soğuk savaşın biteceğini, nükleer füzelerin eve döneceğini, Berlin Duvarı’nın yıkılacağını, faiz, enflasyon ve işsizlik oranlarının düşeceğini bilmiyorduk. Sahip olduğumuz evlerin (evi olanlar için söylüyorum) değerinin bu kadar artacağını bilmiyorduk. İşlerin düzeleceğini bilmiyorduk. Evet, İngiltere konut piyasası gençler için bariz bir şekilde adaletten yoksun fakat nesilleri yarıştırmak bundan çok daha karmaşık bir şey.

Tüm bunlara ek olarak, iklim değişikliği nedeniyle beklenmedik bir kötü son bizi bekliyor olabilir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son raporlarını ve daha da ısınan gezegenimizin neye benzeyeceğine dair öngörüleri inceleyin. Bu öngörülerin ne kadar kısa sürede gerçekleşebileceğini fark ettiğinizde nesiller arası eşitsizlik konusunda gelmiş geçmiş en kötü günleri yaşadığımızı anlayabilirsiniz. Dünyamız, gelecek nesillerin farklı sosyal ve ekonomik şartlar ile birlikte, bambaşka bir haritada yaşayacakları bir yer olacak. Dört derece daha sıcak bir dünya; sellerin, kuraklığın, deniz seviyesinin altında kalan şehirlerin, ekim için elverişsiz iklim şartlarının, beklenmedik toplu göçlerin dünyası olacak ve belki de tüm bunları torunlarımız yaşayacak. Elbette, şansımız yaver gidebilir ve küresel ısınma tahmin edilenden daha yavaş ilerleyebilir. Daha sıcak bir dünyada yaşamın nasıl olacağını hayal bile edemeyiz. Bunu önlemek için dilek tutmanın bir adım ötesine geçmeliyiz. İklim konusunda nesiller arası adalete bundan daha çok ihtiyacımız olamazdı. Dolayısıyla, çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için yapacağımız eylem çağrısı, bu zamana dek yaptığımız en haklı eylem çağrısı olabilir.

The Guardian’da yayımlanan yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.