;
Analiz Ekonomi Politika

Doğu Akdeniz’de Doğalgaz Savaşları: AB İklim Liderliğini Ele Alabilecek mi?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Doğu Akdeniz’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) çevresi de dahil 13 ayrı parsele ayırarak doğalgaz aramaları için ruhsatlandırması ve Türkiye’nin ve KKTC’nin bu parselizasyonu kabul etmemesine rağmen yabancı şirketlere doğalgaz arama ruhsatı vermeye devam etmesi, yeni bir krizin kapılarını aralamıştı. Bu kriz Avrupa Birliği’nin (AB) iklim liderliği için bir fırsat doğurabilir. Peki nasıl?

Güney Kıbrıs’ın, ada açıklarında doğalgaz arama çalışmaları ile başlayan gerginlik, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye çağrısı ve Türkiye’nin Yunanistan’a çıkışı ile bir kez daha nüksetti. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, daha önce KKTC çevresi de dahil olmak üzere, Doğu Akdeniz’i 13 parsele bölmüştü. Türk tarafının itirazlarına rağmen yabancı şirketlere arama ruhsatları verilmeye devam ediliyor. Kriz, Türkiye askerinin İtalyan Eni gemisini engellemesi ve AB’nin Türkiye’ye “iyi komşuluk ilişkilerini bozacak eylemlerden kaçının” uyarısı ile tekrardan ısındı.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye, KKTC ve Yunanistan’ı tekrar karşı karşıya getiren, AB’yi de Türkiye’yi uyarmaya iten doğalgaz arama tartışmasının önemli bir boyutu ise gözlerden kaçıyor. Tüm fosil yakıtlar gibi doğalgaz da önemli bir seragazı emisyonu kaynağı. Politik ihtilafa neden olan bu gazın yeraltında kalması, iklim değişikliği konusunda önemli bir adım haline gelebilir. Kıbrıs gazı tartışması, iklim liderliğine soyunan AB’nin liderliğini gösterebileceği önemli bir örnek olabilir.

Kıbrıs Gazı’nın Potansiyeli

AB ile Türkiye arasında krize sebep olan doğalgaz sahası, adanın güneydoğusunda bulunuyor. 2011’de keşfedilen ve Afrodit sahası olarak adlandırılan alanda, 5-8 trilyon kübik feet (tcf) arasında gaz olduğu tahmin ediliyor.

CO2 dönüşüm faktörü 53.12 kg/bin kübik feet (tcf)
1 Gg= 1000000 kg

 

Bölgede bulunan gazın çıkarılıp yakılması ile en az 256.600 Gg CO2 atmosfere karışacak. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin 2015 yılı toplam emisyonu ise 8262,48 Gg CO2 olarak, 2017’de UNFCCC’ye bildirilmişti. Bölgede yapılan arama çalışmaları Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin toplam 2015 yılı emisyonunun en az 300 katı kadar CO2’nin atmosfere karışmasına sebep olabilir.

AB Paris Anlaşmasını Tehlikeye Atabilir

Tyndall Center for Climate Change’in 2017 yılında yapmış olduğu araştırma, AB’nin iklim değişikliği konusundaki politik liderliğini eyleme dönüştürmesi için doğalgaz konusunda da adımlar atması gerekliliğini ortaya koyuyor. “Doğalgaz ve İklim Değişikliği” adıyla yayımlanan rapora göre, AB’nin mevcut seviyelerdeki doğalgaz kullanımı devam ederse küresel sıcaklıkların tek başına 0,6 derece artmasına neden olacak. Diğer fosil yakıtların kullanımı da eklendiğinde, AB küresel karbon bütçesindeki payını dokuz yıl içinde doldurmuş olacak ve Paris Anlaşması’nın 2 derece hedefini tehlikeye atacak.

AB’nin, doğalgaz gibi fosil yakıtlara dair yeni alanların açılması konusundaki tartışmalarda, iklim değişikliğini de ön plana çıkaran bir pozisyon alması gerekiyor. Kıbrıs gazı meselesi AB’nin iklim değişikliği konusunda liderlik gösterebileceği somut bir konu olarak örnek teşkil edebilir.

“Doğalgazı Bir Seçenek Olarak Düşünmek XX. Yüzyılın Zihniyetini Yansıtıyor”

Friends of the Earth Avrupa Ofisi’nden Antoine Simon konuyla ilgili İklim Haber’e yaptığı açıklamada 2035 yılına kadar fosil yakıt tüketiminden vazgeçilmediği takdirde 2 derecenin altında bir dünya için oyunun biteceğini ifade ederek şöyle diyor: “Avrupa iklim değişikliği ile mücadele konusunda ciddi ise Paris Anlaşması’yla verilen taahhütlere uymanın tek yolu, doğalgazı da içeren fosil yakıt bağımlılığının acilen bitirilmesi olur. Doğalgaz, yaşam döngüsü boyunca önemli miktarda CO2 ve metan salan bir fosil yakıt. Günümüzde yeni gaz rezervlerinden yararlanma düşüncesi, özellikle küresel olarak kısıtlamış olduğumuz sınırlı karbon bütçesinin adil payından çok daha fazlasını daha önce tüketen Avrupa için tamamen intihar.”

Simon’a göre Avrupa kendisini iklim şampiyonu olarak görmekten hoşlanıyor ancak iklim değişikliğinden kaçınmak için yapılması gerekenlerin yakınına bile yaklaşılmadı ve şimdiye kadar, nesnel olarak, başarısız olunduğunu söylenebilir: “Durumun aciliyeti göz önüne alındığında, bir fosil yakıtı başka bir fosil yakıtla değiştirmek, çözümün bir parçası olamaz. Doğalgazı bir seçenek olarak düşünmek XX. yüzyılın zihniyetini yansıtıyor. Sahip olduğumuz en iyi enerji tüketmediğimiz enerjidir ve Avrupa’nın, fosil yakıt bağımlılığını önemli ölçüde azaltabilecek yararlanılmayan enerji tasarrufu potansiyeline sahip olduğunu biliyoruz. Yenilenebilir enerjiler de günümüzde olgunluğa ulaştılar ve fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında maliyet açısından rekabet edebiliyorlar. Bugün elimizden kaçırdığımız tek şey, bu geçişi organize etmek için siyasi liderlik ve insanların değişime karşı doğal direncini kırmak için biraz cesaret”.

“Türkiye Konuya İklim Değişikliği Çerçevesinde İtiraz Etmeli”

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ise küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamak için fosil yakıtların %80’inin çıkarılmaması, yerin altında tutulması gerektiğini hatırlatıyor. Şahin’e göre bunun için yapılması gereken en kolay şey ise yeni kömür madenleri, yeni petrol ve gaz kuyuları açmamak: “Çünkü açılan her yeni fosil yakıt kuyusu küresel ısınmayı durdurma şansımızı daha da azaltıyor, çünkü yapılan her altyapı yatırımı on yıllarca işletilecek yeni bir iş alanı yaratarak ekonominin yüksek karbon emisyonlu patikada kilitlenmesine neden oluyor. Karbon kilitlenmesini engellemenin ilk şartı kilidi daha da ağırlaştıran yeni fosil yakıt yatırımlarını durdurmaktır”.

Ümit Şahin Akdeniz’de açılacak yeni gaz sahalarının da karbon kilidini çözülmez hale getireceğini ifade ediyor. Bunu bir AB ülkesinin, iklim eyleminde liderlik iddiasındaki AB’nin desteğiyle yapıyor olmasını ise tutarsızlık olarak yorumluyor: “Türkiye’nin de sahada hak iddia etmek yerine, iklim değişikliği konusunda harekete geçme sorumluluğuyla konuya itiraz etmesi gerekir. Tabii Türkiye’nin yapımını sürdürdüğü ve planladığı yeni boru hatlarının da karbon kilitlenmesini artıracağını unutmamak lazım.” Fosil yakıtlara bağımlılığı çözmenin yolunun fosil yakıtları daha fazla çıkarmak ve bunlara erişimi kolaylaştırmaktan geçmediğini belirten Şahin, “İklim değişikliği gerçeğini bu kadar göz ardı etmek bu devletlerin ve politikacıların iklim felaketlerinden etkilenen insanlara ve gelecek kuşaklara karşı hiçbir sorumluluk kabul etmediklerini gösteriyor. Bu çok üzücü” diyor.

AB için Kritik 5 Madde

Alman Kalkınma Enstitüsü (German Development Institute) ise Avrupa’nın iklim konusunda liderliği ele alabilmesi için şu beş maddeye dikkat çekiyor: Azaltma, Uyum ve Kayıp ve Zarar, İklim Finansmanı, Devlet Dışı İklim Eylemleri İçin Çerçeve ve Hevesli İttifaklar. Peki bütün bu maddeler AB için ne anlama geliyor?

-Azaltma: AB ve üye ülkelerin Ulusal Katkıları (NDC) doğru yönde atılmış önemli bir adım, ancak AB’yi gerçekten iklim lideri yapacak kadar iddialı değil. NDC’nin 2030 yılına kadar %40 oranında emisyon azaltımı hedefi, 2050 yılına kadar %80 oranında karbonsuzlaştırma senaryosu üzerine kurulu. Bu, AB’yi, yüzyılın ortalarında % 80-95’lik uzun vadeli hedefinin alt ucuna getiriyor. 2030 yılına kadar %40 hedefine ulaşılması, AB’nin 2050 yılına kadar %80 oranında bir hedefe ulaşması anlamına gelmiyor.

-Uyum ve Kayıp ve Zarar: Uluslararası toplum çok uzun süre bekledi ve tehlikeli iklim değişikliğinden tamamen kaçınmak için çok zayıf davrandı. Bu da daha savunmasız ülkelerin ve nüfusların iklim değişikliğinin şiddetinden giderek daha fazla etkileneceği anlamına geliyor. Bu nedenle, uyum ve kayıp ve zarar konularındaki eylem, COP21 ve sonrasında hayati önem taşıyor ve AB aynı azaltım konusunda olduğu gibi bu konuları da aynı öncelik ve aciliyetle ele almalı.

-İklim Finansmanı: İklim finansmanı, iklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusundaki uluslararası taahhüdü kanıtlamak için en dolaysız yoldur. Güvenilir ve çözüm odaklı yaklaşım ortaya koymak için AB’nin mevcut kalkınma sermayesine ek olarak azaltma ve adaptasyon katkılarını da yapması gerekecek.

– Devlet Dışı İklim Eylemleri İçin Çerçeve: AB, küresel iklim politikasında devlet dışı ve yerel idare aktörlerinin daha fazla katılımını teşvik etme konusunda öncü olmuştur. Bu da, AB’nin iklim değişikliğinin altını çizen eylemlere olanak sağlamak ve onları canlandırmak için uzun vadeli bir eylem gündemini ve politika çerçevesini desteklemesi gerektiği anlamına geliyor.

-Hevesli İttifaklar: 2011 yılından bu yana AB, iklim eylemini ve ilgili diplomasiyi yeniden canlandırmak için önemli gayret gösterdi. Paris, yeni fırsatlardan yararlanmaya dair bir bakış açısı olacak.