;
Politika

COP25 Sonrası: İngiltere’nin Omuzlarındaki Ağır Yük

COP25’te, en çok karbon salımı yapan ülkelerden bazılarının iklim eylemi konusundaki isteksizliği, gelecek yıl İskoçya’daki hayati önem taşıyan zirvede İngiltere’nin başarılı olması için omuzlarına siyasi bir yük bindiğini gösteriyor.

Haber: Megan Rowling

Çeviri: Çisil Sevinç

Glasgow’da Kasım ayında düzenlenmesi planlanan COP26, endüstri öncesi döneme kıyasla küresel sıcaklık artışının 2 derecenin olabildiğince altında tutulması için çok önemli bir dönemeç olarak görülüyor.

İki gün uzatılarak geçtiğimiz Pazar günü (15 Aralık) sonlanan Madrid’deki çetin müzakerelerin amacı, gelecek yıl, emisyonları daha ileri seviyede ve hızla azaltmak için daha güçlü iklim eylem planları taahhütleri verileceğine dair açık bir uluslararası sinyal göndermekti.

Buna karşın ABD, Avustralya, Brezilya, Hindistan, Çin ve Japonya gibi ülkeler iddialı ve birleşmiş bir öncü güç oluşturmayı reddetti.

Paris Anlaşması’nın mimarlarından ve Fransa’nın eski iklim elçisi Laurence Tubiana’a göre “Madrid’deki büyük aktörler beklentileri karşılamadı.”

Tubiana, “Avrupa, Afrika, Latin Amerika ülkeleri ve Küçük Ada Devletlerinin ilerici ittifakı sayesinde bu şartlar altında olabilecek en iyi sonucu yakaladık” dedi.

İklim uzmanları tarafından Paris Anlaşması’ndan daha zayıf yorumlanan dil reddedildikten sonra, hükümetler gelecek yıl güncellenmiş iklim planları talebini yineleyen bir sonuca vardı.

Madrid metni aynı küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın 2 dereceden çok daha az seviyede, ideal olarak 1.5 derecede korunmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dünya çoktan 1 derece ısındı ve en az 3 derece daha ısınmaya elverişli. Bu seviyede bir ısınma karşısında bilim insanları aşırı hava olayları ve deniz seviyesi yükselmesinin yıkıcılığı hakkında uyarılarda bulunuyor.

Tüm ülkelerin gelecek yıl sonunda güçlendirilmiş iklim eylemi planı yayımlaması için yasal bir yükümlülük bulunmuyor.

Ancak bu gerçekleşmezse, bilim insanlarına göre 2030 gibi erken bir sürede 1.5 derece tavan seviyesini zorlayan durum karşısında hazırlanacak daha iddialı ulusal planlar için bir sonraki teslim tarihi 2025 olabilir.

Endişeli Bilim İnsanları Birliği’nde (Union of Concerned Scientists) strateji ve politika yöneticisi Alden Meyer, iklim değişikliğini ele almak için emisyonları dizginlemek ve yoksul ülkelere finansman sağlamak konusunda Madrid’de yüksek sesli bir eylem çağrısı yapılmamasında yüksek salım yapan ülkelerin büyük payı olduğunu söyledi.

Meyer, “Eğer bu duruş önümüzdeki sene Glasgow’daki iklim zirvesine kadar değişmezse 1.5-2 derece ısınma hedefini yakalamak neredeyse imkansız” dedi.

Madrid Dersleri

Londra merkezli düşük karbon ekonomileri üzerine bir düşünce kuruluşu olan E3G yöneticisi Shane Tomlinson, son iki haftadır yaşanan diplomatik mücadeleler sonucu jeopolitik yönetiminin ne kadar önemli olduğunun ortaya çıktığını belirtti.

Reuters’e yaptığı açıklamada Tomlinson, “Glasgow’dan daha başarılı sonuçlar elde edebilmek için Birleşik Krallık hükümetinin gelecek yıla kadar Madrid’de yaşananlardan ders çıkarması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Bu derslerin arasında, güçlendirilmiş bir küresel teşvik için Çin ve Hindistan gibi kilit ülkelere ulaşma ihtiyacı ve özellikle Afrikalı ve iklime karşı savunmasız uluslar gibi hayal kırıklığına uğramış olanlar arasında güven inşa etme ihtiyacı bulunuyor.

Karbon piyasaları için yeni kurallar hazırlanması konusunda Madrid’deki başarısız çabaları yorumlayan, 2020 zirvesine liderlik edecek İngiliz eski enerji bakanı Claire Perry O’Neill, hükümetlerin kötü bir anlaşma yerine müzakereleri 2020’ye ertelemesinin daha iyi olduğunu söyledi.

O’Neill Twitter’daki mesajında “Gelecek sene doğal karbon piyasaları için netlik ve kesinlik konusunda hiç taviz vermeyeceğiz.” dedi.

Tomlinson, İngiltere’nin “dikkat dağınıklığına” yol açabilecek AB’den çıkma planı dahil gelecek yıl Glasgow müzakerelerini etkileyebilecek siyasal risklere de dikkat çekti.

Aynı zamanda müzakerelerin başlangıcına yakın bir zamana denk gelen Kasım’daki ABD Başkanlık seçimlerinin sonuçları ile birlikte, hükümetlerin yeni iklim eylem planlarını açıklamasında yeni başkanın iklim yanlısı olup olmadığının anlaşılması süreci gecikmeye sebep olabilir.

İklim değişikliği konusuna şüpheyle yaklaşan ve aynı zamanda Paris Anlaşması’ndan çıkmayı planlayan ABD Başkanı Donald Trump’a bağlı yönetimin, Madrid’de Paris Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik gelişmelere ket vurduğu görüşü çoğunluk tarafından benimsendi.

ABD iklim değişikliği eski özel elçisi Jonathan Pershing’in açıklamasına göre, BM konferansının sonucu, gençlerin, şirketlerin ve bazı ülkelerin çabalarına rağmen “İklim değişikliği hakkında konuşmak için ortak çabamızda ne kadar ileri gitmemiz gerektiğini” gösterdi.