;
Bilim Ekonomi Politika

COP24’ten Ne Beklemeliyiz?

Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP24) geçtiğimiz gün Polonya’nın Katowice şehrinde start aldı. Peki COP24’ten neler beklemeliyiz? Paris Anlaşması’nın “Kural Kitabı” üzerinde bir anlaşmaya varılacak mı? Ülkeler Ulusal Katkı Niyet Beyanları (NDC) ile ilgili nasıl adımlar atacak? İklim Haber olarak bu soruların cevabını vermeye çalıştık.

Geçtiğimiz Ekim ayında yayımlanan IPCC Raporu, küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmak, sürdürülebilir bir toplum için kritik bir öneme sahip ve bunun için her alanda hızlı, geniş kapsamlı ve benzeri görülmemiş değişikliklere ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştu. Zirveden hemen önce yayımlanan BM Emisyon Açığı Raporu da iklim değişikliği ile mücadelede gerekli adımların atılmaya başlandığını ama Paris Anlaşması hedeflerinin tutturulabilmesi için bu adımların en az üç kat hızlandırılması gerektiğini ifade etmişti. Polonya’nın Katowice kentinde dün başlayan COP24 ise bu yüzden, küresel düzeyde iklim eylemini hızlandırmak için büyük önem taşıyor.

COP24, ticari tartışmalar da dahil olmak üzere birçok başka sorunun liderin dikkatini iklimden çekmelerine neden olan jeopolitik bir ortamda gerçekleşiyor. G20’de birçok lider küresel iklim eylemine ve çokuluslu işbirliklerine olan taahhütlerini yinelediler. Bu nedenle COP24 müzakerelerinden elde edilmesi beklenen sonuçların risk altında olmadığı belirtiliyor. Böyle bir yaklaşım da hükümetlerin Paris Anlaşması’nın uygulanmasını ve artan emisyon açığı rakamlarına bakmalarını mümkün kılıyor.

Bu önem ele alındığında COP24’ten neler beklemeliyiz sorusu ortaya çıkıyor. İklim Haber olarak bu sorunun cevabını bulmaya çalıştık.

Politik Tansiyona Rağmen Çokuluslu İklim İşbirliği

ABD, Çin, Brezilya ve Suudi Arabistan’ı çevreleyen son siyasi gerilimler, bu hafta sonu Arjantin’de düzenlenen G20’de ortak bir deklarasyonun kabul edilmesini tehdit etti. Avrupa liderleri, bildiride, 19 ülkenin Paris Anlaşması’na olan taahhütlerini başarılı bir şekilde sağlama aldılar. Ülkelerin büyük bir çoğunluğu yapıcı bir şekilde müzakere etmek için COP24’e geliyor. Dolayısıyla Katowice’deki zirvenin şu şekilde sonuçlanması bekleniyor:

  1. Paris Anlaşması’nın uygulanmasına rehberlik edecek bir dizi kuralı kabul etmek (Kural Kitabı).
  2. Ülkelerin, 2020’den önce “Talanoa Diyaloğu” bağlamında ve “1,5°C Küresel Isınma” bilimsel raporuna cevaben, hafifletme çabalarını hızlandırma niyetinde oldukları konusunda açıklık sağlamak.

Anlaşmaların kalitesi, müzakerelerde hükümetlerin ortak bir alan bulmak için birbirlerine duyacakları güven ve verecekleri desteklere bağlı. AB’nin diplomatik desteği, Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinde etkili olmuştu. Latin Amerika, Afrika ve en savunmasız ülkeler arasında pek çok geleneksel müttefik, müzakereleri kolaylaştırmak ve müzakere pozisyonları arasında köprü kurmak için aktif rol oynamak üzere AB’ye güvenmeye devam ediyor.

1- “Kural Kitabı” Üzerinde Uzlaşmak

Kural kitabı Paris Anlaşması’nın uygulamaya konması için bir rehber niteliğinde. Daha ayrıntılı ifade etmek gerekirse, kural kitabı:

– Ülkelerin iklim taahhütleri (örneğin bu taahhütlerin hangi seragazı salımları ve sektörleri kapsadığı; emisyon azaltım hedefleri için hangi referans değerin ve zaman diliminin kullanıldığı) konusunda netlik kazandırarak, gösterilen çabaların karşılaştırılabilirliği, şeffaflığı ve hesap verebilirliğini sağlayacak.

– Taahhütlerin değerlendirilmesine (izleme, raporlama ve doğrulama) rehberlik edecek.

– İklim finansmanı ve bunun nasıl kullanılması konusunda daha fazla öngörülebilirlik ve şeffaflığa imkan verecek.

– Uyum konusundaki endişeleri giderirken, iklim değişikliğinin etkilerinin neden olduğu kayıp ve zararların ele alınmasını olanaklı kılacak.

– Paris Anlaşması’nın hedeflerine yönelik ortak ilerlemenin nasıl değerlendirileceği konusunda aynı noktada buluşulmasıyla yeni ülke taahhütlerinin oluşturulmasına katkıda bulunacak.

– Bazı ülkelerin tüm yönergelere uyma kapasitelerinin olmadığını ve önümüzdeki yıllarda fazladan kapasite geliştirmeye ve desteğe ihtiyaç duyduklarını ortaya koyacak.

Çoğu ülke, zaman içinde bütün ülkeler için uygulanabilir olacak ortak bir kurallar dizisi benimsemeyi amaçlıyor. Bunu gerçekleştirmek için ise kapasite oluşturmaya, mali desteğe ve belli bir düzeyde esnekliğe ihtiyaç var. Bunlar, kural kitabının bütün gereksinimlerini yerine getirmek için hâlâ kendi izleme ve raporlama kapasitelerini devreye koyan ülkeler için gerekli bileşenler. Kural kitabı müzakerelerini nihayetlendirmek, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasında kapsayıcı bir kolaylaştırıcılık ile mümkün olacak. Ancak bu noktada hâlâ, iklim finansmanı başta olmak üzere iki taraf arasındaki güveni zedeleyen büyük bariyerler mevcut. Gelişmekte olan ülkeler, karbonsuzlaştırma ve uyum projelerini destekleyecek ve 2020 itibarıyla 100 milyar dolara ulaşması öngörülen “yeşil” finansmanın kendilerine akması konusunda güvence arayacak. Aynı zamanda bu finansmanın artırılacağına dair işaretler de beklentileri arasında.

2) Ülkelerin Azaltmayı Artırma Niyetinde Oldukları Konusunda Netlik Sağlama Çabaları

2015 yılında Paris Anlaşması kabul edildiğinde, iklim topluluğu, 2018 yılında bir grup lider ülkenin “kolaylaştırıcı diyaloğa” (Talanoa Diyaloğu olarak da anılıyor) yanıt olarak Ulusal Katkı Niyet Beyanları’nı (NDC’ler) artırma konusundaki kararlılıklarını dile getirmesini bekliyordu. Son zamanlarda, dünya genelindeki insanları ve doğayı etkileyen aşırı hava olayları ve IPCC’nin Ekim ayında yayımladığı 1.5 derece özel raporu, eylemin aciliyetinin inkar edilemez hale geldiğini kanıtlıyor. Marshall Adaları, geçtiğimiz haftalarda NDC’lerini artırdığını açıklayarak cesur bir adım attı. Bununla birlikte, diğer birçok ülke, hangi sektörlerin ve politikaların yurtiçinde dekarbonizasyonu hızlandırabileceğini belirleme sürecinde.

Dolayısıyla, COP24’te, hükümetlerin gözden geçirilmiş NDC’lerde daha yüksek hedef vaatleri beklenmiyor. Bunun yerine, ülkelerin 2020’ye kadar daha fazla kolektif ve bireysel çabaya ihtiyaç duyduğunu taahhüt etmeleri ve resmi olarak kabul etmeleri bekleniyor. NDC’lerini nasıl ve ne zaman gözden geçireceklerini belirten bir grup ülkenin yokluğu, Paris Anlaşması’nın ilk “iddiayı arttırma süreci”nin nasıl uygulanacağı konusundaki açıklığı zedeliyor. Halbuki Paris Anlaşması sürecinin her zaman güven ve uyum üzerine kurulu bir süreç olması gerekiyor.

İklim değişikliği tehdidini en çok hisseden ve AB’nin diğer geleneksel müttefikleri arasında bulunan ülkelerin endişelenmesine neden olan ek bir faktör ise, COP24 başkanlığı rolünü Polonya’nın üstlenmesi olarak görülüyor. Polonya hükümetinin bir kısmı, kömürden hayatını geçindiren seçmenlerini kızdırmamak adına dekarbonizasyon çabalarını artırma ihtiyacını açıkça sorguladı. Ancak bu sorgulamaya COP24 Başkanı Kurtyka dahil olmadı.