;
Ekonomi Politika

“Yeşil Ekonomik Dönüşüm Her Şeyden Önce Adil Olmalı”

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, yeşil ekonomik dönüşümün adil olması gerektiğini belirtiyor ve Yeşiller olarak bunu başarmak adına mücadele ettiklerini ifade ediyor.

YAZI: Dilan KARACAN

“Elimizdeki çözüm belli. Yeşil dönüşüm. Fakat pandeminin ekonomik yıkımını da aşmamız gerekiyor. Bu da bizi yeşil ekonomik dönüşüme götürüyor. Ekonomilerin küçüldüğü, üretimin daraldığı bir noktadan eskiye aynı şekilde dönmemeliyiz. Çünkü eskinin bizi getirdiği noktayı yaşıyoruz. Bu yüzden bu gerilemeyi, yeşil atılım ile aşmalıyız. Enerjimizi dönüştürmeliyiz, kentlerimizi dönüştürmeliyiz, ulaşımımızı dönüştürmeliyiz. Eskinin ayak izini takip ederek hareket edemeyiz.” Bu sözler Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı’ya ait. Pandemi sonrası Dünya ve Türkiye’nin yeşil ekonomiye geçişi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın akıbeti artık yalnızca ekolojik değil sosyal ve ekonomik çevrelerce de bir beka durumu olarak ele alınıyor.

Koray Doğan Urbarlı pandemi sonrası değişim gerekliliğine dikkat çekiyor: “Pandeminin başında dillerden düşmeyen bir cümle vardı: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Fakat gördük ki insanlar olabildiğince çabuk bir şekilde eskiye dönmek için uğraştı ve öncesinde de bunu bekledi. Bu durum böyle fakat bir de gerçek var: Her şey eskisi gibi gidemez! Çünkü bizi iklim krizine sokmuş olan yaşantımızın küresel bir pandemiye karşı da hazırlıksız olduğu net bir şekilde ortaya çıktı. Ülkelerin birbirinden maske çaldığı günler çok uzak değil. Bazı sınırlar ise halen kapalı. Yaşanan aşı adaletsizliğinin boyutlarını ise henüz bilmiyoruz. Demek ki bir şeyler değişmeli. İnsanlık olarak en ‘havalı’ olduğumuz dönemde bu yaşandı.”

“Değişmemiz, dönüşmemiz ve bu sırada da bunu adil ve kimseyi arkada bırakmadan yapmamız lazım” diyen Urbarlı bu değişimin yapısı itibarı ile kararlı ve istikrarlı şekilde uygulanması gerektiğini belirtiyor: “Kötü bir haberim daha var: Bunun için de tek şansımız var. Bir işi halledelim, sonra diğerine bakarız deme şansımız artık yok. Yeni hayatımızı kurarken sadece ve sadece yeşil ekonomik dönüşümün gereksinimleriyle hareket etmeliyiz. İki sene önce virüs haberleri izlediğimiz ülkelerden şu anda sıcak dalgası, sel, orman yangını haberleri geliyor. Bu haberlerden nasıl çıkacağız?”

“Eskinin Bizi Getirdiği Noktayı Yaşıyoruz”

“Elimizdeki çözüm belli. Yeşil dönüşüm” diyen Urbarlı yeşil ekonomik dönüşümün hem sürdürülebilir bir ülke olmak adına hem de pandeminin ekonomik etkilerini aşmak adına bir fırsat olduğunu vurguluyor: “Fakat pandeminin ekonomik yıkımını da aşmamız gerekiyor. Bu da bizi yeşil ekonomik dönüşüme götürüyor. Ekonomilerin küçüldüğü, üretimin daraldığı bir noktadan eskiye aynı şekilde dönmemeliyiz. Çünkü eskinin bizi getirdiği noktayı yaşıyoruz. Bu yüzden bu gerilemeyi, yeşil atılım ile aşmalıyız. Enerjimizi dönüştürmeliyiz, kentlerimizi dönüştürmeliyiz, ulaşımımızı dönüştürmeliyiz. Eskinin ayak izini takip ederek hareket edemeyiz.”

Ülkemizde yeşil ekonomik dönüşümün farklı kesimler tarafından farklı endişeler ile ele alınmasına dikkat çeken Urbarlı dönüşümün olması adına büyük bir çaba sarf edildiğini vurguluyor: “Ülkemizde son gelinen durumda yeşil ekonomik dönüşümü açısından ilginç bir fotoğraf ortaya çıktı. Şöyle ki yeşil dönüşümün gerekli olduğunu savunan yapılara baktığımızda ekonomik ve toplumsal olarak çok farklı noktalarda bulunanların bu gerekliliğin altını çizdiğini görüyoruz. Örneğin TÜSİAD ve benzeri iş çevreleri yeşil ekonomik dönüşüm için kendi taraflarından çok bastırıyorlar. Sürekli toplantılar yapıyorlar, bu dönüşümün gerekli olduğunu ifade ediyorlar ve dönüşümün kendi istedikleri gibi, kendi çıkarlarına ters gelmeyecek şekilde olmasını sağlamaya çalışıyorlar. İş insanları, patronlar durumun farkında bu noktada çalışıyorlar. Bu bizim tarafımızdan hem olumlu bir durum ama hem de riskler başlığı altına yazılması gereken bir durum. Çünkü iş insanlarının, patronların bu dünyaya ihtiyacı var. Yaşamın devamına ihtiyaçları var. Buradan para kazanıyorlar çünkü. Neye yok? Adillik, eşitlik gibi kavramlara ihtiyaçları yok. Fakat bizim var. Yeşiller olarak biz de yeşil ekonomik dönüşümün olması gerektiğini söylüyoruz ve gücümüz yettiğince bunun için çalışıyoruz.”

Bu dönüşüm yolunda ülkemizin önündeki riskleri değerlendiren Urbarlı “Öncelikle patronların bu kadar üzerine düştüğü bir konuda işçilerin örgütlü yapılarının yani sendikaların hiç oralı olmamaları büyük bir engel ve risk” diyor ve sendika, işçi, sol partiler gibi emek tabanlı paydaşların konuya daha fazla entegre olması gerektiğini savunuyor: “Yeşil dönüşüm olacak ama nasıl olacağı bizim elimizde. Emek vererek, tartışarak, öneriler getirerek daha adil, daha eşit bir dönüşüm gerçekleştirmeye çalışmalıyız. Sendikaların, sol partilerin (Burada CHP’yi dışarda bırakmak gerek. Onlar üzerine düşüyor.) hiç bu konu yokmuş gibi davranması büyük bir risk. Organize Sanayi Bölgesi yönetimleri her gün bu konularda bir toplantı yaparken; aynı sanayi bölgelerinde emeğiyle hayatını geçindirenler, kendilerini derinden etkileyecek bu konu üzerinde söz söyleyemiyor. Sendikaların ivedilikle bu sorunu aşmaları gerekiyor. Bir değişime patronlar sahip çıkıyorsa oradan uzak durmak yerine aksine oraya sahip çıkmak gerekir ki patronların istediği gibi olmasın.”

“AKP Hükümeti Eksik veya Geç Adımlar Atıyor”

Urbarlı dönüşüm yolunda ülkemizin önündeki engelleri değerlendiriyor: “Engel ise AKP hükümeti. Konuya o kadar uzaklar ki ne yapsalar ya geç ya eksik. TÜSİAD’ın bile bu konuda sürekli eleştirdiği bir haldeler. Umurlarında değilmiş gibi yapıyorlar ve korkarım ki gerçekten de umurlarında değil. AKP’yi beton ve asfalttan ayıracak her konu, onlar için yanlış ve hatalı. Bu sebeple de iklim denildiğinde sıfır atıktan başka bir söz söyleyemiyorlar. Sonra da gidip dünyanın çöpüne talip oluyorlar. Yeşil ekonomik dönüşüm bazı sanayileri daha çevreye uygun yapacak ama beton ekonomisinin daha yeşil olma şansı yok. Ondan tamamen vazgeçmeleri gerekiyor.”

Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Türkiye bağlamında konuşan Urbarlı, adil geçiş mekanizması ve sınırda karbon mekanizmalarını evrensel ve Türkiye açısından değerlendiriyor: “Ne yazık ki Türkiye için şu anda Yeşil Mutabakat eşittir sınırda karbon vergisi demek oldu. Üreticilere gelecek büyük mali yük sebebiyle böyle oldu ve şirketler hızla dönüşmeye çalışıyor. Burada tabii ki bir adil geçiş arayışı yok. Tamamen bilançolarla ilgili bir dert etme sonucunda gerçekleşiyor bu dönüşme. Bu kadarının dahi iklime, çevreye, karbon salımlarına etkisi olmayacak mı? Elbette olacak. Fakat yeterli değil. Zaten bu konuyu konuşmadan önce şunu kabul etmemiz lazım. Avrupa Yeşil Mutabakatı dediğimiz metin birçok siyasi görüşün, ulusal ve uluslararası yapının müzakereleri sonucunda oluştu. Bu yüzden de bir yeşil ideali değil, bir ortaklaşmayı temsil ediyor. Yeşil perspektifte bakınca eleştirilecek, yetersiz bulunacak, idealden uzak görülecek çok noktası var. Buradan sonrası toplumsal ve politik mücadelenin aracı. Her adımda adil geçiş için bastırmalı ve uğraşmalıyız. En uluslararası noktalarda da bunu yapmalıyız; yerelde de bunu yapmalıyız. Çok zamanımız yok ve sadece bilanço hassasiyetiyle hareket edilmesine ve bu şansı kaybetmeye heba edemeyiz bu şansımızı.”

“Yeşiller’e, Sosyal Demokratlara, Sendikalara ve Sivil Topluma Çok İş Düşüyor”

“Avrupa ve Türkiye açısından baktığımızda AB’nin uygulayan, Türkiye’nin ise takip eden olduğu bir süreç karşımıza çıkıyor ne yazık ki” diyen Urbarlı adil geçiş için birçok paydasın mücadelesine ihtiyaç olduğunu söylüyor: “Fakat bunu terse çevirmek de elimizde. Burada Yeşiller’e, sosyal demokratlara, sendikalara ve sivil topluma çok iş düşüyor. Adil geçiş bizim mücadelemiz oranında hayata geçecek.”

Yeşil-dijital dönüşümü ülkemizin istihdam yapısını göz önüne alarak yorumlayan UrbarlıTürkiye ne yazık ki onu dijital dönüşüme taşıyacak ve bu alanda ilerletecek olan beyinlerini kaybediyor. Bu açıdan dışarıya bağımlı bir dönüşümün bizi beklediğini söyleyebiliriz” diyor ve hükümetin uygulayacağı politikaların bu süreçte oldukça etkili olacağını belirtiyor: “Elbette bu değişebilir. Gençlerin umutsuz ve mutsuz olduğu; liyakat kelimesinin en çok kullanıldığı ama en az karşılık bulabildiği bir dönemdeyiz. Dijital dönüşüm, dijital yeşil dönüşüm kaçınılmaz olarak hayatımıza girecek. Burada önemli olan Türkiye bu sürece adapte mi olacak yoksa dönüşümü içselleştirerek harekete mi geçecek? Bu sorunun yanıtını mevcut hükümetin politikaları belirleyecek.”

Hükümet tarafından paylaşılan yeşil mutabakat eylem planı genelgesinin Türkiye ve dünya gerçeklikleri açısından yeterli olup olmadığını sorduğumuz Urbarlı Önce net bir yanıt vereyim: Hayır yeterli değildir. İçerik hem zayıf hem de zamanının gerisinde”diyor ve hükümetin bazı alışkanlıklarına dikkat çekiyor: “Bu ülkede yeşil mutabakat üzerine yıllardır konuşuluyor. Yapılması gerekenleri taraflar kendi bulundukları açılardan yıllardır ifade ediyor. Şimdi bir genelge ve eylem planı ortaya koyup ‘Haydi böyle bir şey varmış. Oturup konuşmaya başlayalım!’ demenin hayatta bir karşılığı bulunmuyor. Ve bir de şu var. Eylem planı ortaya koyuyorsunuz da bir de eylemleriniz var. Eylemlerinizden vazgeçmeden aksi bir takım düzenlemeler içeren bir belge yayınlamanızın bir anlamı yok. Siz hâlâ milyonlarca kişilik yeni şehirlerden, maden ruhsatlarından, taş ocaklarından, kömürlü termik santrallardan gücünüzü alıyorsunuz. İnşaat dışında bir ‘müjdeniz’ kalmamış durumda. Hal ve gidişat buyken çıkıp bir eylem planı açıklamanızın ne gibi bir yararı olabilir?”

“Çöp İthal Etmeye Çalışan, Kanal İstanbul Yapmaya Çalışan Zihniyetle Olmaz”

Eylem planının geliştirilmesi için yapılması gereken ilk şeyin zihniyetin değişmesi olduğunu söyleyen Urbarlı “Doğa, atmosfer, denizler, dereler, toprağın altı, toprağın üstü… Maliyeti sıfır olan, ekonomik krizden çıkmak için sömüreceğiniz yerler değildir. Yeşil mutabakat ya da Paris Anlaşması da sizin bir takım düzenlemeler yaparak sömürmenize devam edebileceğiniz metinler değildir. Birkaç ufak dokunuş yaparız, biraz göz boyarız, biraz da ağaç dikeriz diyerek gidilecek yok kalmadı. Zihniyet değişecek. Zihniyet değişirse o zaman arkası gelir. Çöp ithal etmeye çalışan, Kanal İstanbul yapmaya çalışan zihniyetle olmaz” diyor.

“Ülkeyi Yönetenlerin Sorumluluktan Uzak Davranması Kabul Edilemez”

Urbarlı kuraklığın geldiği boyutlara ve önceki tecrübelere rağmen sorumsuz ve tedbirsiz politikaları eleştiriyor: “Ne yazık ki korktuğumuz başımıza geldi. Ormanlarla, iklimle, toprakla, havayla ilgilenenler günlerdir bu durumun beklendiğini anlatıyordu. Neden bekleniyordu? Anadolu çok uzun bir süredir kuraklığın pençesinde. Bunun üstüne yaşanan sıcak dalgalarıyla birlikte ormanlar çok kırılgan hale geldi. Yangın mevsimi her sene uzuyor. Bu verileri alt alta koyduğumuzda sonuç ne yazık ki bu yangınlar oluyor. Tabii ki burada önemli bir başka nokta var. Durum buyken ve belliyken önlem almayan, hazırlık yapmayan, her şey eskisi gibiymiş gibi hareket eden yetkililer yani hükümet. Türkiye büyük yangınlar yaşamış, büyük yangınlara açık bir ülkeyken ülkeye yönetenlerin bu kadar sorumluluktan uzak davranması kabul edilemez. Gördük ki ormanlar sahipsiz, gördük ki yangın ile karşı karşıya kalan vatandaş sahipsiz… Ne yazık ki bu yangınlar daha sık olacak. Bilim bize bunu söylüyor. Yapmamız gereken bilimin verdiği bu bilgi ışığında hareket etmek ya da hareket edecek siyasi yapılara gücü teslim etmek.”