;
Bilim

Varoluşcu Tarım Sistemi: Biyodinamik Organik Tarım ve İklim Değişikliği ile Olan İlişkisi

Organik tarımın ötesinde, sürdürülebilirlik hususunda bir mükemmeliyet sunan ve kendine yeten bir ekolojik dönüşüm yaratan biyodinamik organik tarım sistemi, günümüz modern sistemlere oranla meşakkatli fakat en “doğal” tarım sistemi olarak göze çarpıyor.

YAZI: Dilan KARACAN

Modern çağda gelişen endüstri ve bunun yaşamın her alanına sunduğu kolaylık, hız ve nicelikte fazlalık gibi fırsatlar insanlar tarafından oldukça benimsendi. Tüketime dayalı ekonomik sistem ve insanlığın bazı varoluşsal özellikleri sayesinde geleneksel yollardan sapan üretim biçimleri doğa ve insan ilişki adına bir takım olumsuz senaryoların gerçekleşmesine sebep oldu. Bunların sonucunda çevre kirliliği, iklim değişikliği, salgın hastalıklar gibi doğayı ve insan doğasını değiştirecek birçok fenomen meydana gelmeye başladı. Tarım sistemlerinde yaşanan değişim ve alternatifler de bu ve bunun gibi fenomenlerin yaşanmasında önemli rol oynadı. Günümüzde dillerden düşmeyen organik tarım aslında yüzyıllar önce insanların doğa ile barışık olduğu zamanlardaki yiyecek ve toprak işleme standartlarını geri getirmeyi amaçlıyor. Organik tarımın da ötesinde sürdürülebilirlik hususunda bir mükemmeliyet sunan ve kendine yeten bir ekolojik dönüşüm yaratan biyodinamik organik tarım sistemi ise günümüz modern sistemlere oranla meşakkatli fakat en “doğal” tarım sistemi olarak göze çarpıyor.

Biyodinamik organik tarım, en eski ve en çevreci sürdürülebilir tarım yöntemlerinden biri. Gıda kalitesini toprak sağlığı ile birlikte hedeflemesi dolayısıyla günümüzde giderek artan bir biçimde ilgi görüyor. Organik tarım ile biyodinamik organik tarım arasında önemli farklar var. Biyodinamik yöntem hem mahsulün kalitesinde hem toprağın verimliliğini korumada hem de çiftliklerin ekonomik olarak hayatta kalma hedeflerinde organik yöntemin ötesinde faydalı ve çevreci

Biyodinamik organik tarımın temel ekolojik prensibi, çiftliği bir organizma ve kendi kendine yeten bir varlık olarak düşünülmesi. Her çiftliğin kendine özgü özelliklere yani bir bireyselliğe sahip olduğu kabul edilir. Çiftlik arazisinde üretilen her şeyi geri dönüştürme, toprağın sürdürülebilirliği, çıkan mahsullerin ve barınan hayvanların sağlıklı olarak devamlılığı hedeflenir. Çiftçiler de bu bütünün bir parçasıdır. Çiftçinin ekosistemindeki etkileşimleri göz önüne alarak hareket etmesi neticesinde, çiftliğin çevresel, sosyal ve finansal yönleri ön plana çıkarılır ve bütüncül bir yönetim uygulanır. Çiftçi en düşük düzeyde tutulan dış girdi ile üretimini yapar ve mümkün olduğunda kendi çiftliğindeki malzemeleri kullanır. Bu özelliği ile biyodinamik organik tarım, çiftçiler için sürdürülmesi en ekonomik üretim ve işleme yöntemidir.

Biyodinamik tarımı daha iyi kavramak adına bize sistemin felsefesini, faydalarını, uygulanış biçimlerini ve iklim değişikliği ile olan ilişkisini anlatması için Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dr. Öğ. Üy. H. Zafer Can ile konuyu masaya yatırdık. Sorularımıza içtenlikle cevap veren H. Zafer Can’ın sözlerinden bu tarım sisteminin ne derece nitelikli, faydacıl ve doğayla barışık olduğunu görüyoruz.

Biyodinamik organik tarım nedir?  Nasıl bir yöntem sunuyor?  Biyodinamik tarımdaki döngüyü kısaca açıklar mısınız?

H. Zafer Can: Biyodinamik tarım; ülkemize oldukça geç girmiş olmasına rağmen, 1925 yılında hayata veda eden ve antroposofinin yani tinbilimin kurucusu olarak kabul edilen Rudolf Steiner tarafından bütün sınırları ve uygulamaları net biçimde ortaya konmuş bir organik tarım sistemidir ve 1928 yılından beri bu sisteme özel Demeter sertifikası almayı başaran ürünler, organik tarım ürünü olarak değerlendiriliyor. Biyodinamik tarım; gerek uygulamaları, gerekse felsefesi açısından organik tarımın en uç noktası ya da ötesi olarak kabul ediliyor ve tamamen Rudolf Steiner tarafından hazırlanmış reçetelere, önerilere ve takvimsel uygulamalara dayanıyor. Sınırları çok kesin bir şekilde kendisi tarafından çiziliyor.

Biyodinamik tarımın ne olduğunu tam olarak kavrayabilmek için, öncelikle Rudolf Steiner’in kavranabilmesi ve anlaşılabilmesi gerekiyor ancak bu oldukça güç. Günümüzde ne yazık ki çok yaygın biçimde tanınan bir filozof ve bilim insanı olmamasına rağmen, hayatı boyunca metafizik, epistemoloji, bilim felsefesi ve ezoterizm konularında yapmış olduğu çalışmalar çağının çok ötesinde.  Kendisi bugün çok daha yaygın biçimde tanınan Tesla konumunda ve yaptığı çalışmalar ve pratikte elde edilen sonuçlar hâlâ daha açıklanamıyor.

Antroposofi altında çok değişik alanlarda birçok çalışmaya ve uygulamaya imza atmış olan Steiner’in temellerini attığı Waldorf eğitim sistemi ve okullarının eğitim açısından getirdiği kazanımlar onlarca yıl sonra anlaşılıp, popülerlik kazanmaya başladığı gibi, antroposofik tıp ve şifa uygulamaları ve hastaneleri de çok geç anlaşılabildi. Bunun yanında; sanat ve şifalanmayı bir araya getirdiği eurythmy dansı gibi birçok çalışması da bulunuyor.

Mimari, resim, heykel, tiyatro, tarih, dans ve müzik çalışmalarını antroposofi adı altında toplayan Steiner; tüm çalışmalarının merkezine insanı koyup, insanın kendisini ve evren ile bütünleşik işleyişini tanımasını ve kullanmasını amaçlamış ve aynı modelle biyodinamik tarımı da tüm yöntemleri ile tanımladı.  Antroposofinin en temel amacı gerçeği bilmek, insan olarak kendisi bilmektir ki aynı felsefenin izlerini örneğin Yunus Emre’de bulmak da mümkündür.

Biyodinamik tarımın çıkışı olarak; kendisinin tohumlarda yaşanan soysuzlaşmayı fark etmesi ve bunun üzerinde çalışıp, eğitimler vermesi kabul edilebilir. Bir bakıma kendisinin tarım ders notlarıdır biyodinamik tarım ancak tarımsal reçeteleri kendi zamanında da anlaşılamadığı gibi, günümüzde de bilimsel olarak çözülemeyen bir karaktere sahip. Tohumlarda yaşanan soysuzlaşma yanında; küresel iklim değişikliği ve tarımın çevreye verdiği zararlar o yıllarda da bilim insanlarınca çok iyi gözleniyordu. Tüm bu sorunlara sürdürülebilir bir çözüm sunmayı amaçlayan biyodinamik tarım, 1941 yılında Nazilerce yasaklanmayı gerektirecek kadar da dikkat çekiciydi.

Biyodinamik tarımda çevre, tüm evrendir ve bütün uygulamalar kozmik takvime göre yapılır, özellikle ayın hareketleri ve evrenin enerjisinin kullanılması esas. Çiftçilere verdiği eğitim esnasında toplam dokuz adet preparat tarifi vermiş ve bu preparatlarda inek boynuzu, kafatası ve barsağı, geyik mesanesi, silika, civanperçemi, binbirdelik otu, papatya, ısırgan otu, meşe kabuğu, karahindiba, kedi otu ve at kuyruğu kullanılıyor. Ana uygulama şekli ise kompost ve bu reçeteler ve hazırlanış talimatları kesin ve net. Preparatlar ve kozmik enerji yanında, biyodinamik tarımın bir diğer özelliği ise homeopatinin kullanılması.

Biyodinamik tarım esaslarının kısa bir şekilde özetlenmesi mümkün değil ancak genel yaklaşımı “kozmik enerjinin kompost yapımında kullanılan bu materyallerle toplanıp, çiftliğin de tıpkı bir insan gibi modellenmesi ve preparatların hazırlanmasından, tüm uygulamalara kadar yine kozmik takvime bağlı kalınması ve kompost uygulamalarında da homeopatinin kullanılması” olarak özetlenebilir. Dikkat edilecek olursa; kullanılan tüm bitkiler tıbbi önemi yüksek ve yaygın olarak kullanılan bitkiler. Kullanılan hayvansal materyal de çok önemli. Örneğin geyik, boynuzları ile evrenin enerjisini toplayabilen bir hayvan olarak tanınıyor.  Her bir bitkinin de ilişkili olduğu bir gezegen bulunabiliyor. Bir hektar arazi için sadece 25 gr preparat kullanılıyor olması gibi açıklaması zor bazı homeopatik uygulamalar sebebiyle biyodinamik tarım kolayca kavranıp, uygulanabilecek bir sistem değil.

Aslında kozmik enerjinin kullanılması ya da ay hareketlerinin takip edilmesi; kadim bilgi olarak kabul edilebilir. Örneğin ülkemizde de bu konuda birçok geleneksel yaklaşım vardır. Örneğin, Anadolu’da “ayın yenisinde yapılan işten hayır gelmez”, “dolunayı bekle, bereketi gör”, “ayın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek” ve “kesme odunu ay büyürken, kırk koyunu küçülürken” gibi ifadeler çok yaygın. Dolunaydan yeniaya kadar olan küçülme devresinde ekilen ya da dikilen ürünün daha verimli olacağı tecrübe edilmiş. Aydın’da incirin bandırılma işlemi ay karanlık iken yapılır, dolunay zamanı baklagil hasat edilmez, tarhana yapılmaz, dolunayda kesilen ağaçların kerestesinin kalitesi düşük olur. Şarap fıçılarında kullanılan meşe ağaçları kesinlikle karanlık döneme girerken kesilip hazırlanırlar. Bu konuda verilebilecek örnek çok fazla, örneğin enstrüman yapımında da ahşabın işlenmesinde astrolojik hareketler, özellikle ay hareketleri takip ediliyor. Tabii ki biyodinamikte sadece ay da önemli değil, mevsimsel dönemler de önemli.

Toprağa, çiftçiye ve ürünün kalitesine ne gibi faydaları oluyor?

H. Zafer Can: Sadece çok yüksek bir bilince ve biyodinamik tarım inancına sahip özel çiftçilerce uygulanabilecek olan bu sistem; tüm aşamaları ve sertifikasyon sistemi yanında, üreticisi, satıcısı ve alıcısı belli olan, üreticisine satış garantisi veren, emeklerin karşılığını fazlasıyla sunan bir tarım sistemi. Üretim büyük projeler kapsamında yürütülüyor, bilgi akışı sağlanıyor ve preparatlar sadece uzman danışmanlarca hazırlanıyor. Organik tarımın yasalar ve yönetmeliklerce güven altına alınmış olan net ve kesin uygulamaların tamamına ve fazlasına sahip bir sistem olduğu için, insan ve çevre sağlığı açısından maksimum seviyede koruyuculuğa sahip. Çevresel bozulmanın önüne geçilmesinin de ötesinde, toprağın ve doğal kaynakların zenginleştirilmesi ve biyolojik çeşitliliğin sağlanması açısından büyük önem taşıyor.

Ürün kalitesi dendiğinde aranan özellikler günümüzde artık ciddi biçimde değişime uğradı. Görsel kalite gibi kriterlerin en tepesinde “sağlıklı ürün” kriteri bulunuyor ve tüketici de bunu arıyor. En basit örnek kayısı. Eskiden altın sarısı kayısı tüketici tarafından tercih edilirken, bugün rengi kararmış olmasına rağmen, daha doğal yöntemlerle kurutulmuş olan gün kurusu kayısı tercih ediliyor. Bunun yanında; bu röportajda açıklamak oldukça zor ancak organik tarımda ve dolayısıyla biyodinamik tarımda yetiştiricilik, konvansiyonel tarım ile kıyaslandığında, doğal ortamlara çok daha yakın bir doğal döngü içerisinde yapıldığı için bitkilerin kendi doğal savunma mekanizmaları ciddi anlamda güçleniyor ve bu savuma mekanizmaları sonucunda sentezi artan birçok madde nedeniyle bu bitkiler kendilerini çevresel sorunlara karşı daha iyi koruyabiliyor. Savunma mekanizmasında bitki tarafından üretilen bu kimyasallar, bugün insan sağlığı açısından da önemli kimyasallar. Anlaşılması için örnek vermek gerekirse; mesela zeytinde oleuropein vb gibi birçok kimyasal bitkinin kendisini koruması için sentezleniyor ve bu madde insan sağlığı açısından da çok önemli ki son yıllarda zeytin yaprağı ekstreleri üzerine birçok çalışma yapıldı ve kullanılıyor.

Bitkilerin doğal savunma mekanizmalarında kullandıkları bu bileşiklerin neredeyse tamamı hem beşeri tıbbi özellikler taşıyorlar hem de bu maddeler ürünlerin kalite parametrelerini oluşturan renk, tat, lezzet, aroma, koku, doku sertliği gibi özelliklere de iştirak ediyorlar. Bu yönden de kalite açısından önemli. Örneğin beta karoten güzel bir örnek bu konuda. Ya da fenolik bileşikler olarak adlandırılan devasa bir kimyasal grubu buna örnek. Bitkiler tüm bu bileşikleri kendilerini korumak için sentezlerler ve hem sağlık hem de duyusal kalite olarak ürüne yansır. Tıpkı köyde yetişen çocuk ile şehirde beton arasında yetişen çocuk arasındaki bağışıklık sistemine yansıyan savunma mekanizması gibi, doğal döngülerin üretim yöntemi olarak kullanıldığı biyodinamik tarımda da bu durum bize bitki koruma ve ürün kalitesi olarak geri dönüyor.


Hayvanlar nasıl şartlarda yaşıyorlar? Hava ve toprak ile temasları ne ölçüde?

H. Zafer Can: Organik hayvan yetiştiriciliğinde olduğu gibi, biyodinamikte de hayvanlar tamamen özgürler ve biyodinamik tarım yöntemleri ile yetiştirilmiş yemlerle besleniyorlar. Konvansiyonel hayvancılıktan çok uzak ve hayvanların özgürlüğü maksimum seviyede. Organik tarım esaslarının dahi çok ötesinde bir özgürlüğe sahip hayvanlar ve her türlü ihtiyaçları da doğal yaşamları bozulmadan karşılanıyor.

Biyodinamik tarım felsefesinde hayvanlar kozmik enerjinin çiftliğe çekilmesi açısından çok büyük öneme sahipler ve çok iyi korunurlar. Yabani hayvanların gelip, yetiştirilen ürün ile beslenmesi, çiftlik içinde serbestçe dolaşması dahi uğur olarak kabul edilir. Çocuklar da çok önemlidir bu açıdan. Bu sebeple; hayvan varlığına sahip olmayan çiftliklere kozmik takvime bağlı olarak çevreden hayvanlar getirilir ve çiftlik içinde serbestçe dolaşıp beslenmeleri sağlanır.

Geri dönüşüm, sürdürülebilirlik ve biyoçeşitlilik adına ne gibi özellikleri mevcut?

H. Zafer Can: Organik tarım olarak tanımlanan ve biyodinamik ve permakültür gibi sistemleri de içinde barındıran tarım sistemi; bütünsel olarak sürdürülebilirliğin sağlanması açısından en katı kurallara sahip olan sistem. Sürdürülebilirliğe sadece en bilinen dar kalıbı ile bakılmaz, çevresel sürdürülebilirlik yanında; sosyolojik ve kültürel yapı, ekonomik gelişme, insan hakları, eğitim eşitliği gibi çok önemli alanlarda da sürdürülebilirlik gözetilir. Çocuklar işçi olamaz, eğitim alırlar. Kadınlar ekonomiye eşit ölçüde katılırlar, çalışanlar sosyal haklara sahip olmak zorundadırlar ve tabii ki yetiştiricilik çevreye, ürün de insana zarar vermemelidir. Bu sürdürülebilirlik anlayışı içinde refah seviyesi yüksek olmalı ki göç olmasın ya da üretim esnasında sağlanacak girdiler yerel olmalı ki, o yörenin refahı artsın, yetiştirilen ürünler de yerel olmalı ki, o çevreye adapte olmuş bitkilerde doğal savunma mekanizmaları yüksek olsun vb gibi birçok örnek verilebilir. Bu tip bir bütüncül yaklaşıma sahip olan organik tarım, tekstil, gıda, kimya, eczacılık, lojistik, turizm vb gibi diğer sektörlerinde yerel gelişimine ciddi katkılar sağlıyor. Örneğin tıbbi bitkiler organik olmak zorunda çünkü sağlık için tüketilirler, yerel ürünler çekim merkezidir, bu çekim merkezi aynı zamanda turizmi de geliştirir, bu turizm ekoturizm olmak zorundadır çünkü insanlar kirli bir çevrede konaklamak istemezler, ekoturizm beraberinde sağlık turizmini de getirir ve siz örneğin İzmir Karaburun yarımadasında bu faaliyetleri yürütüyorsanız, Efes harabelerini ve Meryemanayı bu faaliyete dahil ederseniz, din turimine de katkı sağlarsınız. Yerel ürünlerinize coğrafi işaret alırsınız ve bu döngü gelişerek devam eder. Bu noktada katma değerin bu yaklaşımla ne kadar devasa bir hal aldığı çok açık ortada.

Biyodinamik tarım, bütün özellikleri ile, doğru ve akılcı kullanıldığı sürece katma değer yaratma ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından çok önemli. Biyodinamik tarım, yetiştiricilik uygulamaları göz önüne alındığında, biyolojik çeşitliliği korumanın ötesinde, artırmayı ve zenginleştirmeyi hedefleyen bir sistem ancak görülebileceği üzere, tek bir üreticinin ya da bilinçsiz bir üreticinin üstesinden kolayca gelebileceği bir sistem değil ve büyük bir sistemin parçası olmak durumunda aksi takdirde başarılı bir şekilde sürdürülmesi oldukça güç maalesef. Yukarıda bahsettiğim bütüncül yaklaşım içindeki diğer tüm parçalarla birlikte çalışan bir parça olarak başarılı olabilir.

Bugün üzerinde en çok durulan geri dönüşüm kavramı ise biyodinamik felsefesi ve işleyişi içinde en basit kalan konu diyebilirim çünkü biyodinamik tarım; kapalı bir sistem yani kendi girdinizi kendiniz üretirsiniz. En azından, girdinizin önemli kısmını kendiniz üretirsiniz, örneğin kompost yapımı başlı başına en güzel örnektir, kendi sisteminiz içinde üretemediğiniz girdiyi de mümkün olduğunca yerel kaynaklardan sağlarsınız. Bazı atıklar haricinde, çevresel ve evsel atıklarınızı komposta dönüştürüp, kullanmanız bile ciddi anlamda bir geri dönüşümdür. Hayvanlarınızın atığı gübrenizdir, ürettiğiniz bitkiler ise hayvanınızın gıdasıdır. Bu örnekler artırılabilir.

İklim değişikliği ve biyodinamik organik tarım ilişkisi adına neler söyleyebilirsiniz?

H. Zafer Can: Sanayileşme ile hızlanan küresel değişim, kendisini en sert biçimde iklim üzerinde gösterdi. Sanayileşme ile nüfus artışı hızlandı, dünya nüfusunun ikiye katlanma süresi gittikçe kısaldı ve art arda iki dünya savaşı yaşayan dünyada savaşlar süresince hem teknoloji ilerlemiş hem de nüfus azaldı. 1960’lı yıllara gelindiğinde ise dünya nüfusunun ikiye katlanma süresi 26 yıla kadar indi. Yani sadece 26 yılda örneğin dört milyardan sekiz milyara çıkabilecek hıza ulaştı ki bu zaten gözler önünde yaşandı. Tabii bunun sonucunda doğal olarak gıda ve tekstil ürünlerine ihtiyaç arttı ve enerji olarak fosil yakıtlara daha fazla yönelindi. Yani yer altında zararsız duran kömür, petrol ve yan ürünleri kullanımı ciddi biçimde arttı ve karbondioksit başta olmak üzere, metan, su buharı vb gibi bileşikler atmosferin alçak tabakalarında birikerek yeryüzünü sera örtüsü gibi kapladı. Bu sebeple bu gazlara seragazı deniyor. Bu gazlar, yeryüzünden yansıyan ışığı geri yansıtarak ısınmaya yol açarken; klor, flor, azot, bromür vb gibi gazlar da ozon tabakasının bozulmasına incelmesine yol açtılar. Ozon tabakasının delinmesi yerine, ozon tabakasının bozulması ifadesinin kullanılması daha doğru.

Küresel iklim değişimini ve ozon tabakasının zarar görmesini bu şekilde çok kabaca özetlemek yeterli belki ama devasa bir konu gerçekte.

Küresel iklim değişimi ve seragazları dendiğinde; özellikle ozon tabakasına zarar veren gazların salımı düşünüldüğünde en çok göze çarpan konu doğal olarak sanayileşme oluyor ve tabii ki sanayileşmenin payı çok büyük bu konuda. Bunun yanında örneğin enerji santralları ya da taşımacılık gibi sektörler de çok önemli. Ancak bu noktada unutulan ya da göz ardı edilen bir önemli konu var, o da şu; sanayi, enerji ve taşımacılık gibi sektörlerin de önemli bir kısmı tarım ile alakalı! Bu durum genelde es geçilir. Tarıma dayalı sanayi dendiğinde çoğu zaman gıda sanayii düşünülür, akla salça ve makarna gelir ama gıda sektörü tarımsal üretimin sonraki aşamasıdır tıpkı tekstil gibi. Tarıma dayalı sanayi içinde bugün konvansiyonel tarımda kullanılan ve organik tarımda kullanımına izin verilmeyen pestisit, gübre vb gibi yapay kimyasalların üretim süreci büyük yer tutuyor. Bu kimyasallar hem üretilirken hem de uygulanırken zarar veriyor. Bunun yanında mekanizasyon, sulama sistemleri, sera sistemleri gibi tarıma dayalı üretim de çok büyük sektör. Enerji sektörü içinde de tarımın payı göz ardı edilemez, bunun yanında örneğin ülkemizde ve birçok ülkede kara taşımacılığı içinde tarım ürünlerinin üretildikleri bölgelerden büyük şehirlere sürekli taşınmaları da çok önemli bir yer tutuyor.  Bu örnekler de artırılabilir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) verilerine göre; tarım sektörünce salınan karbondioksit emisyonu, toplam emisyonun yaklaşık % 12’sini oluşturuyor ancak bu rakam sadece tarımsal faaliyetleri kapsıyor. Diğer sektörlerin tarıma dayalı paylarının da bu paya ilave edilmesi doğru olan ancak bu hesaplamalar kolay değil.

Tarımsal faaliyetlerin karbon salımı, karbon ayakizi, su ayakizi gibi parametrelere katkısı yadsınamaz şekilde büyük ki gıda sektörünü de bu hesaba katmak gerekir. Doğal kaynakların korunması, biyoçeşitliliğin zenginleştirilmesi, insan sağlığının korunması, refahın artırılması, kısaca sürdürülebilirliğin sağlanması paralelinde; karbon salımının düşürülmesi açısından da organik tarım büyük öneme sahip çünkü yönetmeliklerce izin verilen girdiler yapılan tarımsal faaliyetler, diğer tarım sistemleri ile kıyaslandığında göreceli olarak ciddi anlamda düşük. Yapay gübre ve pestisit kullanımına kesinlikle izin verilmiyor, koruyucu toprak işleme esas, minimum toprak işleme, örtü bitkisi kullanımı, doğal malçlama uygulamaları, geri dönüşüm esasına dayalı kompost, malç-kompost, vermikompost, yeşil gübreleme ve benzeri uygulamalar kullanılıyor ve bitkilerin doğal savunma mekanizmaları güçlendirilerek mücadele ediliyor. Bunun yanında; biyolojik mücadele esas ve birçok farklı uygulama ile hastalık ve zararlı mücadelesi yapılmakta, ot öldürücü yerine, yabancı ot yönetimi ön plana çıkıyor.

Organik tarımın tüm esaslarına harfiyen uyan biyodinamik tarım; tüm bu koruyucu esaslar yanında, kendi felsefesine ve antroposofik tarım yaklaşımına bağlı olarak yapılan tüm uygulamaları sebebiyle karbon salımı en düşük olan iki sistemden biri. Diğeri ise permakültürdür. Biyodinamikte ekosistem, tüm evrendir ve çiftlik insan gibi modellenen bir canlıdır. Bu canlı çiftlik; kozmik enerjisini evrenden alır ancak dış çevreden enerji ve madde girişi minimum seviyededir. Yani daha önce de bahsettiğim gibi, girdi kapalı sistem içerisinde kendi iç dinamikleri ile sağlanır. Fosil yakıt kullanımı minimum seviyede, tarımsal faaliyetler esnasında karbon ayakizi oldukça düşük, biyolojik zenginlik üretim açısından çok önemli. Bunun yanında amaç biyoçeşitliliği zenginleştirmek. Konvansiyonel tarım açısından zararlı olarak kabul edilen canlılar biyodinamik tarımda zararlı değil, o ekosistemin parçasıdır. Doğal biyolojik döngüler etkindir ve bu döngüler yöntem olarak kullanılır. Örneğin; biyodinamikte yok edilmesi gereken yabancı ot yoktur, doğal vejetasyon vardır ve doğal vejetasyon herbisitle yok edilmez, yararlanılır. Tıpkı diğer tarım sistemlerinde yabani hayvanlar için birçok yok edici ya da uzaklaştırıcı önlem alınırken, biyodinamik tarımda yabani hayvanların ürünü tüketmelerinden mutluluk duyulması gibi.

Günümüzde karbon salımının düşürülmesi, küresel iklim değişiminin yavaşlatılması açısından dile getirilen en önemli hedeftir ki biyodinamik tarımda az önce bahsettiğim konulara ek olarak, mekanizasyon bile minimum seviyededir. Toprak işleme çoğu zaman hiç yapılmamakta, zorunlu işlemelerde de hayvan gücü ön plana çıkar. Çoğu işletmede at gibi hayvanlar bu amaçla kullanılıyor.  Bu sebeple biyodinamik tarım çok eski, köhne, hantal ya da ilkel bulunuyor, anlaşılamıyor ancak bilimsel açıdan bakıldığında, tam olarak çözülememiş olan, büyük bir dahi tarafından çiftçilere öğretilen ve uygulayan üreticileri de verimlilik ve kalite açısından üst seviyede memnun etmeyi başaran bir sistem. Örneğin günümüzde Fransa’da üst seviyede şarap üretimi yapan çok büyük biyodinamik bağlar bulunuyor ve karbon salımı en düşük olan üretim yöntemleri ile şaraplık üzümler üretiliyor.

Biyodinamik tarım; organik karbonun en stabil formu olan humus olarak toprakta tutulmasını sağlıyor, bunun yanında az önce belirttiğim gibi, girdilerden kaynaklanan emisyonlar çok düşüktür ki sadece karbon olarak düşünmemek lazım, diğer seragazları ya da ozona zarar veren gazların da hesaba katılması gerekir, azotlu bileşikler gibi. Yerel ürünlere önem verilmesi, bölgeye adapte ürünlerin yetiştirilmesi de girdi kullanımı minimum seviyeye düşürüyor. Yerel agroekolojik bilginin devrede olması da önemli ki bütünsel yaklaşımda pazarların yerel olması ve kısa mesafelerde ürünün pazara sunulması da iklim değişimi yönünden çok önemli ancak ülkemize genel anlamda baktığımızda önemli tarımsal üretim sahalarımız, özellikle büyük şehirlere oldukça uzak mesafede ve ıslah çalışmalarında da bu sebeple ağırlıklı olarak taşımaya dayanımı yüksek, raf ömrü uzun ürünler hedeflenir. Halbuki pazara yakın yerel üretimin hedeflenmesi çok daha radikal bir önlem ancak kısa vadede bu üretim sisteminin geliştirilmesi ülkemiz için pek de mümkün görünmüyor.

Biyodinamik tarım; girdi ve uygulama açısından emisyon salımını düşürmesinin yanında, toprağın biyolojik döngülerini ve verimliliğini artırma ve karbon üretimi açısından daha etkin organik madde formları oluşturma açısından da önemli. Bunun yanında, az önce değindiğim gibi hayvancılık ve bitkisel üretimin entegre edilmesi, geleneksel yerel bilginin kullanılması, karbon stabilizasyonunu sağlayan toprak mikroorganizmalarınının etkinliğini artıran doğal vejetasyonun kullanılması da iklimsel değişimin yavaşlatılması açısından oldukça önemli.

Haber Merkezi

İklim Haber - Haber Merkezi

Bir yorum yazın

Yorum yazmak için tıklayınız.