Analiz Politika

Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programına Ayrıntılı Bakış – 1. Bölüm

İklim değişikliği ile mücadelede devlet dışı aktörlerin rolü Paris Anlaşması’nın kabulü ile daha da belirgin hale geldi. Bu aktörlerin rollerini etkin şekilde yerine getirebilmeleri için finansman kadar farkındalık ve kapasiteye de ihtiyaç var. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye sağladığı katılım öncesi mali destekleri bu açıdan önemli. Bu perspektifle, Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı’nı ve hibe almaya hak kazanan projeleri kamuya açık bilgiler, belgeler ve haberler ışığında inceledik.

“Neden devlet dışı aktörler? Birkaç sebebi var. Devletler anlaşma kapsamında masaya koyduğu ulusal katkıları yerine getirebilmek için devlet dışı aktörlerle etkin şekilde çalışmak durumunda; iklim krizinin kökten çözümü için yalnızca devletlerin masaya koyduğu katkılar yetersiz ve daha fazlasına ihtiyaç var.”

İklim Değişikliği ile Mücadelede Devlet Dışı Aktörlerin Önemi Kritik

12 Aralık’ta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron himayesinde düzenlenen Tek Gezegen zirvesinin yankıları devam ederken Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Paris Anlaşması’nın resmi tarafları olan devletler dışında kalan diğer tüm aktörlerin (yerel yönetimler, belediyeler, üniversiteler, STK’lar, özel sektör vb.) iklim değişikliği ile etkin mücadele edebilmek bağlamında önemlerinin arttığını gözlemliyoruz. Peki neden? Nedenleri basit. Özetle, birkaç farklı sebepten… Devletler anlaşma kapsamında masaya koyduğu ulusal katkıları yerine getirebilmek için devlet dışı aktörlerle etkin şekilde çalışmak durumunda; iklim krizinin kökten çözümü için yalnızca devletlerin masaya koyduğu katkılar yetersiz ve daha fazlasına ihtiyaç var; devletler gezegeni değil seçim döngülerini öncelik alan liderler tarafından yönetiliyor ve kimi zaman iç politika çıkarları ABD örneğinde olduğu gibi uluslararası çaba gerektiren bir problemin çözümünde -oyunbozanlığa- yol açabiliyor. Devlet dışında kalan aktörler işte tam bu açılardan kritik öneme sahipler. İklim değişikliği ile mücadele çabaları ve kararlılıkları üst üste eklenince değişimin ve çözümün anahtarı; mücadelenin itici gücü olabilecek potansiyeldeler. 12 Aralık’ta Fransa’da gerçekleşen zirvede de gördüğümüz kadarı ile çoğu zaman devletlerden de ilerici yaklaşımlar sergileyebiliyorlar.

Devlet Dışı Aktörlerin Etkin Katkı Sunabilmesi için Finansman Kadar Farkındalık ve Kapasite de Gerekiyor

Devlet dışı aktörlerin iklim değişikliği ile mücadeleye olan katkılarına her geçen gün yeni örneklerle şahit olmaktayız. Yeni taahhütler, yeni ittifaklar, yeni inisiyatifler uluslararası kamuoyunda yankı buluyor. Şüphesiz, bunların amacına ulaşması için maddi kaynak gerekiyor. Bu da finansmana olan ihtiyacı arttırıyor. Ancak söz konusu aktörler tarafından finansman dışında sıklıkla dillendirilen diğer noktalar farkındalık ve kapasite ihtiyacı. Devlet dışı aktörler her ne kadar harekete geçmekte isteklilerse de azaltım, uyum, risk analizi, dirençlilik, eğitim, stratejik planlama, proje uygulama, kaynak yaratma ve dahi pek çok bağlantılı konu hakkında yeterli farkındalık, bilgi seviyesi ve teknik beceriye sahip olmayabiliyorlar. İklim krizinin aciliyeti göz önünde bulundurulduğunda bu açığın hızla kapatılması elzem. Bu bağlamda ulusüstü, uluslararası kurumların ve devletlerin devlet dışı aktörlere sağladığı desteklerin devreye girdiğini gözlemliyoruz. Türkiye özelinde de bu bağlamda çabalar devam ediyor. Özellikle Avrupa Birliği katılım öncesi mali yardımları çerçevesinde Türkiye’de iklim değişikliği alanında kapasitenin geliştirilmesi için çeşitli projeler, hibe ve teknik yardım programları düzenleniyor. Bunların en güncel ve sistematikleşmesi en muhtemel örneği ise “Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı”. Bu programı ve hibe almaya hak kazanan projeleri kamuya açık bilgiler, belgeler ve haberler ışığında İklim Haber okuyucuları için iki makalelik bir dosyada mercek altına aldım. Makalelerin ilki olan bu yazıda hibe programının genel önceliklerine, kaynak dağılımına, işbirliği modellerine odaklanıyorum. İkincisinde ise seçim sürecindeki kıstaslara, projelerin ana konu ve eylemlerine, projelerin basındaki yansımalarını ele alacağım. Bu dokümantasyon çabasının, devlet dışı aktörlerin iklim mücadelesine katkısına dair Türkiye’deki tartışmalara girdi sağlayacağına ekip olarak inanıyoruz.

“Kalkınma yardımları Türkiye’de iklim değişikliğine dair farkındalık ve kapasite geliştirmek için ihtiyaç duyulan finansmanın ana iticisi konumunda.”

Türkiye’de kamunun ve özel sektörün kendi öz kaynakları ile sağladığı iklim finansmanının ayrıntılı envanteri henüz bulunmamakla beraber toplam finansmanın tahmini büyüklüğünün ülkeye dışarıdan gelen iklim değişikliği bağlantılı kalkınma finansmanı veya kredilerin miktarından daha az olduğu düşünülmekte. Bu açıdan Avrupa Komisyonu Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Genel Müdürlüğü (DG DEVCO) tarafından Türkiye’ye sağlanan kalkınma yardımları Türkiye’de iklim değişikliği ile mücadele ve kapasitenin geliştirilmesi açısından çok önemli bir yere sahip. Yakın zamanlı bir çalışmaya göre* Türkiye, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Yatırım Bankası tarafından 2010-2015 yılları arasından sağlanan iklim finansmanının en büyük alıcısı konumunda. İklim finansmanının nasıl tanımlandığına göre bu rakamların değişebileceği göz önünde tutularak rahatlıkla söylenebilecek olan şu: kalkınma yardımları Türkiye’de iklim değişikliğine dair farkındalık ve kapasite geliştirmek için ihtiyaç duyulan finansmanın ana iticisi konumunda.

Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı

Peki AB üzerinden gelen katılım öncesi yardım aracı (IPA) kapsamındaki finansman sayesinde Türkiye’de devlet dışı aktörlerin iklim değişikliği farkındalığı ve kapasitesi nasıl geliştiriliyor? Bunun bir yolu, bu finansman kaynağını hibe programı yaklaşımıyla devlet dışı aktörlerin yararlanabileceği bir maddi ve teknik yardım aracına dönüştürmek. Yani uygulayarak ve birbirinden öğrenmek… Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı bu örneklerden en yenisi. Türkiye’nin AB adaylık sürecindeki ilerleme raporlarından, temel politika belgelerinden ve karşılıklı istişarelerden yola çıkılarak AB ve Türkiye ilgili kurumları tarafından şekillendirilen bu hibe programı kapsamında 21 Eylül 2016’da yapılan bir açık çağrı ile beraber (yerel yönetimler, belediyeler, üniversiteler, araştırma merkezleri, STK’lar başta olmak üzere) devlet dışı aktörlerden kendi kapasite ve farkındalık ihtiyaçları doğrultusunda çözüm getirebilecek proje teklifleri toplandı. Değerlendirmeler sonucunda ilk aşamada toplam 38 proje hibe almaya hak kazandı ve kazananlar 21 Temmuz 2017’de kamuoyuna duyuruldu. Bu projelerin uygulayıcıları 27 Eylül 2017’de Ankara’da Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve faydalanıcısı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olan “İklim Değişikliği Kamu Bilincinin Artırılması ve Paydaş Kapasitesinin Geliştirilmesi için Teknik Destek Projesi” Projesi açılışında bir araya gelerek projelerini çok geniş bir kitleye belki de ilk kez tanıtma şansı buldular (Fotoğraf 1). Kısaca “İklimin” olarak da bilinen bu projenin, hibe programı kapsamında desteklenen 38 proje açısından önemi ise proje kapsamındaki üçüncü bileşenin Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasite Geliştirme Hibe Programının uygulama ve izlemesini içermesinden ileri geliyor. İklimin projesi kapsamında Proje Takım Lideri Gaye Erkan’ın da açılıştaki sunumunda vurguladığı üzere, 38 proje uygulayıcısına ve yararlanıcılarına proje uygulama konusunda teknik destek sağlanması; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ise proje izleme ve değerlendirme konularında yardım verilmesi öngörülüyor.


Fotoğraf 1. İklim Değişikliği Alanında Ortak Çabaların Desteklenmesi Projesi Açılış Toplantısı, 27 Eylül 2017, Ankara (Kaynak: www.iklimin.org

Hibe Programına Ayrıntılı bir Bakış

Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı’nın ana önceliği adından da anlaşılacağı üzere Türkiye’de devlet dışı aktörlerin iklim değişikliği farkındalığını ve kapasitesini arttırmak. Bu öncelik doğrultusunda proje başvuru sürecinde azaltım, uyum veya her iki odak alana yönelik proje başvuruları kabul ediliyor. Özellikle yerel yönetimler, belediyeler, üniversiteler, araştırma kurumları ve STK’lar tarafından gelen teklifler değerlendirmeye alınıyor. Çıkılan ilk çağrıda proje bütçesinin büyüklüğüne ve proje süresine göre belirlenmiş iki ayrı kanaldan ilerlemek söz konusuydu:

  • Proje bütçesi en az 10,000 avro, en çok 50,000 avro ve süresi 6-18 ay aralığında olan olan proje fikri sahipleri küçük ölçekli projeler (LOT 1) kanalından başvuru yaptılar. LOT 1 kanalından yalnızca STK’lar, yerel yönetimler, belediyeler, üniversite ve araştırma kurumlarının proje lideri olduğu başvurular kabul edilmekteydi.
  • Proje bütçesi en az 50,000 avro, en çok 200,000 avro ve süresi 12-24 ay aralığında olan olan proje fikri sahipleri ise büyük ölçekli projeler (LOT 2) kanalından başvuru yaptılar. LOT 2 kanalı sadece ve sadece büyükşehir belediyelerinin** lider olduğu başvurulara açıktı.

LOT 1 için maksimum 2 milyon avro toplam bütçenin ayrıldığı hibe programı kapsamında LOT 2 kanalı için toplam 3.5 milyon avro kaynak bulunmakta. Hibe programının ilk çağrısı sonucunda hibe almaya hak kazanan 38 projeye toplam 3.493.186 avro bütçe tahsis edilmiş oldu. 38 projenin sayıca fazla kısmını küçük ölçekli projeler oluştururken (25 adet LOT 1, 13 adet LOT 2 proje), kaynak tahsisinde ise büyük ölçekli projeler toplama oranla daha fazla pay (%66) sahibiydi (Şekil 1 ve Şekil 2).


Şekil 1. Hibe almaya hak kazanan projeler içinde küçük ve büyük ölçekli projelerin sayıca toplama oranı (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)


Şekil 2. Hibe almaya hak kazanan projeler içinde küçük ve büyük ölçekli projelere tahsis edilen kaynağın toplama oranı (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)

Hibe alan projelerin ortalama süreleri incelendiğinde küçük ölçekli projelerin ortalama 13 ay, büyük ölçekli projelerin ortalama 19 ay süreceği görülüyor. Seçilen 38 projenin bütçeleri incelendiğinde ise küçük ölçekli hemen tüm projelerde hibe programından istenebilecek maksimum bütçe miktarlarının talep eden projelerin seçilen projeler arasında ağırlıkta olduğunu görebiliyoruz (Şekil 3 ve Şekil 4). Küçük ölçekli projeler ortalama 47,4 bin avro destek alırken büyük ölçekli projeler ortalama 177,7 bin avro destek almaktalar. Bu da sayıca fazla olan küçük ölçekli projelerin neden toplam tahsis edilen bütçenin sadece %34’ünü oluşturduğunu açıklıyor.


Şekil 3. Seçilen LOT 1 projeleri bütçe dağılım grafiği (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)


Şekil 4. Seçilen LOT 2 projeleri bütçe dağılım grafiği (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)

Seçilen Projeler Hangileri? Kimler Uygulayacak? Detayları Neler?

Hibe programı kapsamında seçilen projelerin ince detaylarına ve incelemesine bu dosya çerçevesindeki ikinci makalede gireceğim ancak ana detayları paylaşmak öncesinde bazı fikirler sunabilir. Hazırladığım interaktifi kullanarak seçilen 38 projenin hibe numarası, proje başlığı, proje lideri, proje ortakları, proje bütçesi, süresi, toplam bütçesinin ne kadarlık kısmının hibe programı tarafından finanse edildiğini incelemek mümkün. Ayrıca, projelere ilişkin bağlantılardan bazı haberlere, proje sayfalarına ulaşılabilir (İnteraktif 1). İnteraktifi incelerken dikkatinizi çekebilecek bazı noktalara aşağıdaki kısımlarda değinmeye çalışacağım. Çalışmayı alttaki pencerenin içinde veya tam ekran incelemeniz, zoom in veya out yapabilmeniz, ayrıntılar için dairelere tıklamanız mümkün.

İnteraktif 1. Hibe almaya hak kazanan projelerin detayları ve ilgili bağlantılar (Veri: MFİB, 2017; İnteraktif: A.C. Gündoğan)

Proje Liderlerinde Belediyeler ve Üniversiteler Önde

Kabul edilen 38 projenin başvuru liderlerine bakıldığında belediyelerin 18, üniversite ve araştırma enstitülerinin 12, STK/Vakıfların 3, valiliklerin 3, il müdürlükleri ve odaların 1’er projesi olduğunu görüyoruz. Bunlara göre proje liderine göre tahsis edilen toplam kaynağın aslan payını belediyeler almış durumda (Şekil 5). Bunun başlıca sebebi büyük ölçekli proje kanalından yalnızca büyükşehir belediyelerinin lider olarak başvuru yapabiliyor olması olabilir.


Şekil 5. Proje başvuru liderine göre kaynak tahsisinin toplama oranları (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)

“İşbirliğinin kurallar gereği bir tercih olduğu kanaatini sayılar destekliyor görünüyor. Kurallar, işbirliğine teşvik ediyor.”

Kurallar İşbirliğine Teşvik Ediyor

Kabul edilen projelerde proje ortakları incelendiğinde 38 projenin 23‘ünün en az bir proje ortağı olduğunu görmekteyiz. 15 projede ise proje ortağı bulunmuyor. Proje ortağı bulunanlara ve bulunmayanlara ayrılan toplam kaynak miktarı neredeyse birbirine denk (%49’a %51). Bu durum, hibe programının ilk çağrısı kapsamında sağlanan hibe desteğinin yarısının kurumlararası işbirliğine ilk etapta öncelik olarak yer vermeyen projelere aktarıldığı gösteriyor. Proje ortağı olarak en çok STK/Vakıfların tercih edildiği görülmekte (15); belediyeler (6) ve üniversiteler (4) bunu izliyor. İl müdürlükleri ve muhtarlıklar 1’er projede tercih edilen proje ortakları olmuşlar. En azından bir proje ortağı bulunan projelere detaylı bakıldığında bunun hibe çağrısı kuralları ile doğrudan ilişkili olduğu görülebiliyor. Küçük ölçekli projelerde proje başvurusunu yapan kurum STK/Vakıf ise mutlaka bir yerel yönetim kurumunu proje ortağı yapmak durumunda. Benzer şekilde başvuru bir yerel yönetim veya belediyeden geliyorsa bu kez bir STK/Vakıf proje ortağı olmak zorunda. Üniversiteler için böyle bir zorunluluk yok. İşbirliğinin kurallar gereği bir tercih olduğu kanaatimi sayılar destekliyor. Nitekim, hibe almaya hak kazanan küçük ölçekli projelerde proje ortağı bulunmayan projelerin tamamı üniversitelerin lider olduğu projeler (7 projenin 7’si). Diğer 18 küçük ölçekli projenin tamamında en bir proje ortağı mevcut, zira bu projelerin 13‘ünde proje lideri bir yerel yönetim, belediye veya STK/Vakıf. Yani, en az bir ortakla çalışmak durumunda olan kurumlar… Büyük ölçekli projeler için ortak zorunluluğu yok. Kabul edilen 13 projeden sadece 5‘inin en az bir tane proje ortağı bulunmakta. LOT 2 kanalıyla tahsis edilen kaynağın büyük kısmı proje ortağı bulunmayan proje sahiplerine aktarılıyor (%63). Hibe almaya hak kazanan büyükşehir belediyelerinin birincil proje ortağı tercihinin ise STK/Vakıflar olduğunu görüyoruz. Proje ortağı olan büyük ölçekli projelerin %80‘inde Büyükşehir belediyesi & STK/Vakıf ortaklığı söz konusu. Hibe alan 38 projenin geneline bakıldığında işbirliği modeline göre ortaya çıkan kaynak dağılımı tablosu ise Şekil 6‘da incelenebilir:


Şekil 6. Hibe almaya hak kazanan projelerde proje lideri & ortağı modeli açısından kaynak dağılımı (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)

İşbirliği modellerine bakıldığında hatırı sayılır projede proje ortağı belirtilmediğini gördüğümü belirtmiştim. Bu iyi bir sinyal değil. Burada yine de ihtiyatlı olmakta fayda var zira projelerin bazılarında proje dokümanında proje ortağı belirtilmediyse de projeye sonradan eklemlenmiş proje ortakları ve paydaşların varlığı söz konusu. Buna dair bazı örneklere bu dosyanın ikinci makalesinde yer vereceğim. Şimdilik Tablo 1‘de sunulan işbirliği modellerine ve bu modellere ayrılan toplam kaynağa göz atabiliriz:

İşbirliği ModeliSayıKaynak
Üniversite (ortaksız)7327.628,15 EUR
Üniversite & STK/Vakıf299.407,57 EUR
Üniversite & Belediye149.500,00 EUR
Üniversite & Muhtarlık145.799,87 EUR
Üniversite & Üniversite146.866,61 EUR
STK/Vakıf & Belediye3148.357,36 EUR
Belediye & STK/Vakıf9910.518,02 EUR
Belediye (ortaksız)81.451.399,24 EUR
Belediye & Üniversite1174.495,60 EUR
İl Müdürlüğü & STK149.485,15 EUR
Valilik & STK3142.229,43 EUR
Oda & Belediye147.497,86 EUR

Tablo 1. 38 projede işbirliği modelleri ve bu modellere ayrılan toplam kaynak (Veri: MFİB, 2017; Tablo: A.C. Gündoğan) 

Proje ortaklarına ilişkin şunu da söylemekte fayda görüyorum, uluslararası ortağı bulunan yalnızca 3 tane proje var. Diğer 22 ortağın tamamı Türkiye’deki kurumlar. Uluslararası iyi deneyimlerin Türkiye’deki devlet dışı aktörlere aktarılması açısından AB üyesi ülkelerden proje ortaklarının sayısının da artması yerinde olabilir. Bu konuda bir zorunluluk bulunmuyor oluşu başvurularda proje sahiplerini bu konuda pro-aktif davranmaya yeterince teşvik etmemiş olabilir.

Proje Sayıları ve Kaynaklar Coğrafi Olarak Nasıl Dağılıyor?

Hibe almaya hak kazanan 38 projenin, projelerin ana uygulamasının gerçekleştirileceği şehirler göz önüne alındığında sayısal ve kaynak bağlamında coğrafi dağılımı Şekil 7 ve Şekil 8‘de incelenebilir. Bunlara göre İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerin önde olduğunu görebiliyoruz. Hibe almaya hak kazanan projelerin coğrafi dağılımını şüphesiz hibe çağrısının kuralları ve illerdeki halihazırdaki kurumsal kapasite etkilemekte. Şekil 7‘de toplam proje sayısı 38’den fazla. Bunun sebebi bazı projelerin uygulama alanının birden fazla il olarak belirtilmiş olması… Şekil 8‘de ise bazı illerde kaynak dağılımının “0” gözükmesi benzer sebepten ve proje kaynağının tamamının proje metninde ilk sırada belirtilmiş ilde gözüküyor oluşu ile alakalı. Bu dağılımda dikkati çeken bir nokta Güneydoğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu, İç Ege, Batı Karadeniz gibi kesimlerden hibe almaya hak kazanabilmiş proje olmaması. Bunun sebeplerine dair bir yorum yapabilmek gelen tüm başvuruların bilgisine erişimi gerektiriyor ki bu henüz kamuoyuna açık bir bilgi değil***. Başvuruların niteliği veya niceliği yetersiz kalmış olabilir, açık çağrı bilgisi yeteri kadar yaygınlaştırılmamış olabilir, veya bu kesimlerdeki kurumlarda iklim değişikliğine dair eyleme geçme farkındalığı/kapasitesi çok sınırlı olabilir. Ek bilgi alabildiğimiz ölçüde yeni yorumlar getireceğiz.

Şekil 8. Hibe almaya hak kazanmış projelerde proje uygulama alanı olarak belirtilen iller hangileri ve kaç projede isimleri geçiyor? (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan) 

Şekil 9. Hibe almaya hak kazanmış projelerde proje uygulama alanı olarak belirtilen illere toplam ne kadar kaynak aktarılıyor? (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan) 

Hibe Programında Hala Kaynak Mevcut, 2. Teklif Çağrısı Olası

Bu kaynak dağılımı sonrasında hibe programı dahilindeki toplam bütçenin sadece belirli bir kısmının harcanmış olduğu (Şekil 10) söylemek ve geri kalan bütçe doğrultusunda ikinci bir çağrıya çıkılacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Potansiyel ikinci bir çağrıda kabaca bir hesapla 5-8 adet büyük ölçekli, 15-25 adet küçük ölçekli projenin daha finanse edilmesi mümkün gözükmekte. Hibe programı kapsamında mümkün olan bütün bütçenin neden ilk çağrıda tahsis edilmediğinin iki farklı yanıtı olabilir. İlk ihtimal ve ilk akla gelen yeterli nicelikte ve/veya nitelikte proje başvurusunun gelmemiş olması. İkinci bir ihtimal ise stratejik açıdan iki aşamada tahsis yapma yoluna gidilmiş olması. ilk aşamadan alınan dersler doğrultusunda ikinci çağrı süreci iyileştirilerek uygulanmak istenmiş olabilir. Bunun yanıtı verebilmek için de bilgi almaya devam edeceğiz.


Şekil 10. Hibe programı ilk çağrısı kapsamında kaynakların tahsis edilme miktar ve oranları (Veri: MFİB, 2017; Grafik: A.C. Gündoğan)

Vurguladığım üzere, bu makalede Türkiye’de İklim Değişikliği Alanında Kapasitenin Geliştirilmesi Hibe Programı’nın genel önceliklerine, kaynak dağılımına, işbirliği modellerine odaklandım. Umuyorum yazı ve grafikler zihninizde bir resim canlandırabilmiştir. İkinci makalede proje seçim sürecindeki kıstaslara, projelerin ana konu ve eylemlerine, projelerin basındaki yansımalarını ele alacağım. Projelerin uygulama sürecinde bilgi ve veri derlemeye; sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. İklim Haber’i takipte kalmanız dileğiyle…

* Söz konusu araştırmadan sayın Doç. Dr. Semra Cerit Mazlum’un sosyal medya paylaşımı sayesinde haberdar olduğumu belirtmeliyim.

** Bunlar 6360 ve 6447 sayılı kanunlar doğrultusunda belirlenen illerdeki büyükşehir belediyeleridir:  Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Mersin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon ve Van.

*** Daha ayrıntılı bir bakış için proje başvuru sürecine ve çağrıya gelen tüm başvurulara dair bilgi talebimizi MFİB’ne iletiyor olacağız.

NOT: Bu analizin daha detaylı bir versiyonu uluslararası hakemli bir bilim dergisinde yayınlanmak için değerlendirme aşamasındadır. Gelişmeler doğrultusunda analizin bu daha kapsamlı versiyonunu da İklim Haber’de sizlerle paylaşmayı umuyoruz.

Arif Cem Gündoğan

İklim Haber'e kurulduğu günden 1 Mayıs 2018'e dek Kıdemli Analist olarak katkı sunmuş olan eski ekip üyemiz Arif Cem Gündoğan iklim değişikliği, iklim finansmanı ve düşük karbon ekonomisi üzerine özel sektörde danışman olarak çalışmaktadır (arşivdeki yazıları/analizleri kendi kişisel görüşleridir, çalıştığı kurumları kesinlikle bağlamamaktadır). Yaklaşık 10 yıl profesyonel çalışma tecrübesi bulunan Arif Cem, Çevre ve Kalkınma yüksek lisansını Jean Monnet bursiyeri olarak King’s College London’da tamamlamıştır.

Bir Cevap Yazın

Yorum yazmak için tıklayınız.