;
Bilim Politika

Paris Anlaşması için Hükümet ve Devlet Dışı Aktörlere Acil Eylem Çağrısı!

Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan yeni bir değerlendirmeye göre, Paris Anlaşması’nın ortaya koyduğu hedeflerin gerçekleştirilmesi için hükümetler ve devlet dışı aktörlerin acil olarak daha iddialı çalışmalar başlatmaları gerekiyor.

Bonn’da düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı’nın arifesinde yayımlanan BM Emissions Gap Report’un sekizinci baskısı, ulusal hedeflerle 2030 yılına kadar azaltılması gereken emisyon miktarının sadece üçte birinin azaltılabileceğini ve özel sektördeki ve bölgesel düzeydeki çalışmaların bu endişe verici farkı kapatamayacak kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor. Paris Anlaşması küresel ısınmayı 2oC derecenin altında tutmayı hedeflemenin yanı sıra 1,5oC derece hedefini de gündeminde tutuyor. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesiyle iklim değişikliğinin insan sağlığı, geçim kaynakları ve ekonomilere zarar verebilecek olumsuz etkileri azaltılabilecek.

Halihazırda, mevcut koşulsuz ve koşullu Ulusal Katkı Niyet Beyanları (INDC) hayata geçirildiği takdirde bile dünyanın 2100 yılına kadar en az 3oC derece ısınma olasılığı çok yüksek. Bu da hükümetlerin 2020’de INDC’lerini revize ederken çok daha iddialı taahhütlerde bulunmaları gerektiği anlamına geliyor. Rapor, öte yandan emisyon azaltımı yapmanın pratik yollarını da açıklıyor. Bunlar tarım, yapı, enerji, ormancılık, sanayi ve ulaşım sektörlerindeki mevcut seçenekleri temel alan ve hızla büyüyen mücadele çalışmalarından oluşuyor.

İklim değişikliğine neden olan diğer etkenlere -örneğin, Montreal Protokolü’nde yapılan Kigali Değişikliği ile hidroflorokarbonlara ve siyah karbon gibi diğer kısa ömürlü iklim kirleticilerine- karşı alınacak güçlü önlemlerin de bu mücadeleye gerçek katkıları olabilir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Genel Sekreteri Eric Solheim, “Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana bir yıl geçti ve yüz milyonlarca kişiyi, onları bekleyen vahim gelecekten kurtarmak için yeterli çabayı göstermiyoruz. Bu kabul edilemez bir durum. Özel sektörün de dahil olmasını sağlayarak, doğru teknolojilere yatırım yaptığımız takdirde, çocuklarımıza geleceklerini koruyacağımıza dair verdiğimiz sözü hala gerçekleştirebiliriz. Ancak, hemen şimdi başlamalıyız” açıklamasında bulundu.

Karbondioksit emisyonlarının 2004 yılından bu yana stabil olmasının arkasında kısmen de olsa yenilenebilir enerjideki, özellikle de Çin ve Hindistan’daki büyüme yatıyor. Başarılı bir iklim patikasında ilerleyebilmek için, emisyonların 2020’ye kadar tepe noktaya ulaşması gerekiyor ve emisyonların stabil olması bunların tepe noktaya ulaştığına dair umutları artırdı. Ancak rapor, metan gibi diğer seragazlarının halen artmakta olduğuna ve küresel ölçekte yaşanacak ani bir ekonomik büyümenin karbondioksit emisyonlarını tekrar yükseltebileceğine dair uyarıda bulunuyor.

Raporda verilen bir diğer bilgi ise, mevcut Paris hedefleriyle emisyonların 2030 yılında muhtemelen 11-13,5 GtCO2e (gigaton karbondioksit eşdeğeri) seviyesine çıkacağı ve bu seviyenin de 2oC derece hedefi doğrultusundaki en düşük maliyetli patika için gerekli olan emisyon seviyesinin üzerinde olduğu. Bir gigaton yaklaşık olarak Avrupa Birliği’nin bir yıllık (havacılık sektörü dahil) ulaşım emisyonları ile eşdeğer. Yeni çalışmaların ortaya koyduğu 1.5oC derece senaryosundaki 16-19 GtCO2e emisyon farkı, önceki tahminlerden daha yüksek bir fark.

Başarının Anahtarı Teknoloji Yatırımları

Paris hedeflerini tutturabilmek adına hükümetler (Paris taahhütlerini güncellemeleri de dahil olmak üzere), özel sektör, şehirler ve diğer aktörlerin daha yüksek ve daha hızlı emisyon azaltımı gerçekleştirecek çalışmaları bir an önce uygulamaya başlamaları gerekiyor. Rapor, bunu özellikle tarım, yapı, enerji, ormancılık, sanayi ve ulaşım sektörlerinde hayat geçirmenin yollarını ele alıyor. Bu sektörlerde teknolojiye yatırım yapılarak -çoğu zaman önlenen her bir ton karbondioksit için 100 ABD Doları altında yatırım yaparak- 2030 yılına kadar yılda 36 GtCO2e miktarına kadar emisyon azaltımı sağlanabilir.

Sektörlerdeki potansiyelin büyük kısmı belirli birkaç alanda yapılacak yatırımlardan geçiyor: Güneş ve rüzgar enerjisi, verimli teçhizat, verimli binek araçları, ormanlaştırma ve ormansızlaştırmanın durdurulması. Yalnızca bu alanlarda önerilen eylemlere odaklanarak -ki bunlar ya çok düşük maliyetli ya da sıfır maliyetli- 2030 yılında 22 GtCO2e kadar emisyon azaltımı gerçekleştirilebilir.

Devlet Dışı ve Diğer İnisiyatiflerin Çalışmaları

Devlet dışı ve şehirler ve özel sektör gibi alt ulusal aktörlerin taahhütleri, 2030 emisyon farkını birkaç GtCO2e kadar azaltabilir, hatta Ulusal Bildirimler ile örtüşmesi sağlanabilir. Örneğin, dünyadaki en yüksek emisyonlu 100 halka açık şirketinin küresel sera gazı emisyonlarının dörtte birinden sorumlu olması çok daha iddialı eylemler gerekliliğini ortaya koyuyor.

Montreal Protokolü’nde yapılan Kigali Değişikliği, özellikle iklimlendirme, soğutma ve köpüklü yalıtımda kullanılan hidroflorokarbonların kullanımı ve üretiminin kademeli olarak sonlandırılmasını amaçlıyor. Kigali Değişikliği başarıyla uygulamaya konulduğu takdirde, her ne kadar artık 2030 emisyon farkını etkilemek için geç kalmış olsa bile, uzun vadeli ısı hedeflerinin gerçekleştirilmesinde gerçek bir rol oynayabilir.

Siyah karbon ve metan gibi kısa ömürlü iklim kirleticilerinin 2050 yılına kadar azaltılması, kümülatif ısı emiliminden kaynaklanan etkilerin azaltılmasına ve uzun vadeli Paris hedefleri doğrultusunda istikrarlı biçimde inişe geçen bir ısı grafiğinin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

Öte yandan, her ne kadar tüm G20 ülkeleri birlikte 2020 yılında Cancun iklim taahhütlerini gerçekleştirmek yolunda ilerliyor olsa da bu taahhütler Paris hedeflerine ulaşmak için yeterince iddialı bir başlangıç noktası oluşturmuyor. 2020’ye çok az süre kalmış olsa da, G20 ülkeleri kısa dönemli azaltımlarla sonuçlanan uygulamaları hayata geçirebilir ve bir sonraki on yıl içerisinde daha fazla değişiklik yapılmasının önünü açabilir.

Bir diğer yardımcı etken ise yeni kömürlü termik santrallerin açılmaması ve -istihdam, yatırımcı karları ve şebeke istikrarı gibi konulara da dikkatle yaklaşarak- mevcut santrallerin hızlı ve kademeli olarak kapatılması. Dünyada toplam 1964 GW kurulu gücünde 6.683 aktif kömürlü termik santral olduğu tahmin ediliyor. Bu kömürlü termik santraller ömürlerini tamamlamadan kapatılmadığı ve Karbon Yakalama ve Gömme teknolojisiyle yenilenmediği takdirde, toplam 190 Gt karbondioksit salacak.

2017 başlarında, inşaat halinde 273 GW ve planlama aşamasında 570 GW kömürlü termik santral kurulu gücü bulunuyor. Bu yeni kömürlü termik santraller faaliyete geçtikleri takdirde yaklaşık toplam 150 gigaton karbondioksit emisyonuna sebep olabilir. Dünyadaki toplam kömüre dayalı enerji üretiminin yaklaşık %85’i 10 ülkede yapılıyor: Çin, Hindistan, Türkiye, Endonezya, Vietnam, Japonya, Mısır, Bangladeş, Pakistan ve Güney Kore Cumhuriyeti. Rapor ormanlaştırma, orman yönetimi, bozuk topraklarının iyileştirilmesi ve topraktaki karbon oranının artırılmasıyla atmosferik karbondioksitin azaltılması seçeneğini de ele alıyor.