fbpx
Ekonomi

“TL Bazında Teşvik, Rüzgara Dezavantaj Getirebilir”

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) geçtiğimiz Kasım ayında 7. Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’ni (TÜREK) düzenledi. TÜREB Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, başarı hikayesinin artarak devamı için, 2020 yılı sonrası düzenlemelerin netleştirilmesi ve yerli üretimi teşvik edici, sürdürülebilir bir düzenleme olması gerektiğinden bahsederken, EPDK Başkanı’nın gündemlerinde TL bazında teşvik yöntemi uygulaması olduğunu açıklamasına dair ise “Rüzgar sektörü yabancı para üzerinden işliyor. Finans, komponent alımları, sözleşmeler hepsi yabancı para ile yapıldığından TL bazında teşvik uygulaması sektöre avantaj değil, dezavantaj getirebilir” diyor.

Öncelikle 7. Türkiye Rüzgar Enerji­si Kongresi’ni (TÜREK) geçtiğimiz Kasım ayında düzenlediniz. Kongre sektör adına nasıl geçti?

Aldığımız geri bildirimlere baktığı­mızda başarılı sonuçlara ulaştığımı­zı söyleyebiliriz. Her kongre, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde bilgi alışverişi sağlıyor. Türkiye’deki ve Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip etme fırsatı doğuruyor. Kongre boyunca yüzlerce firma birbirlerinin çalışmalarına ve uzmanlıklarına ra­hatça ulaşım sağlıyor. Etkinlik sonra­sında hazırlanan raporlar ilgili kurum ve kuruluşlara iletiliyor. Online plat­formlardan kongre videoları Türkçe ve İngilizce olarak paylaşılıyor. Böyle­ce Türkiye’de rüzgar sektöründe olan gelişmeler küresel piyasalardan da rahatça takip edilebiliyor.

Zor günlerden geçtiğimiz bugün­lerde, TÜREK 2018 ile paydaşlara birliktelik mesajı verdik. Ana salona yaptırdığımız türbin kanadı fotoğrafı üzerinde bütün projelerin isimleri­nin yer alması, birlikte olunduğunda birçok zorluğun üstesinden geleceği­mizin sembolü oldu. Konusu sadece rüzgar olan bu kongre, rüzgar potan­siyelinin ekonomiye kazandırılması yönünde katkı sağlayan sektör oyun­cularını, temiz bir gelecek yaratma çabası altında bir kez daha birleştirdi. “Bağımsız enerji, güçlü Türkiye” slo­ganının altını dolduracak çalışmalara devam edeceğiz.

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz kongrenin açılış konuşmasında gün­demlerinde TL bazında teşvik yön­temi uygulaması olduğunu açıkladı. Bu uygulama neler getirecek?

Rüzgar sektörü yabancı para üzerin­den işliyor. Finans, komponent alım­ları, sözleşmeler hepsi yabancı para ile yapıldığından TL bazında teşvik uygulaması sektöre avantaj değil, de­zavantaj getirebilir. EPDK konunun detayını henüz paylaşmadı. Sadece TL bazında bir çalışma içinde olduk­larını belirtti. Detaylar geldiğinde sektör temsilcileri olarak, eğer ister­lerse, görüşlerimizi paylaşırız.

En son geçtiğimiz Temmuz ayın­da yayımladığınız Türkiye Rüzgar Enerjisi İstatistik Raporu’nda, Tür­kiye’deki rüzgar enerjisi santralla­rı için kümülatif kurulumda diğer senelere oranla oldukça düşük bir oran olan %2,05’lik bir artış görü­lüyor. Her ne kadar bu veri ilk altı ayı kapsasa da bu düşük büyümenin nedenleri nelerdir sizce?

2005’teki yenilenebilir enerji kanunu­nu ve 2007’de alınan rüzgar başvuru­larını bir milat olarak görüyoruz. Rüz­gar sektörü 2015 yılına kadar, 2007 ve öncesinde alınan rüzgar müracaatları ile bu noktaya geldi. 2007 ile 2015 arasında rüzgar müracaatı alınamadı. Yani proje arzı kesintiye uğradı. Yapı­labilir proje sayısı azaldı.

2015’de alınan başvurulardan sonra 2017’de alınan başvurular yeni bir dönüm noktası oldu.

YEKA dahil yaklaşık 4.000 MW’lık kapasite tahsis edildi. Bu projelerin ön lisans, inşaat izin süreçleri ve lisans almaları yaklaşık üç-dört yıllık bir za­manı kapsıyor.

2016’da 1.387 MW, 2017’de 766 MW’lık santralı işletmeye aldık. Eğer 2007- 2015 yılları arasında başvurular alınabilseydi; 2018, 2019 ve 2020 yıl­larında yüksek kurulum miktarlarını devam ettirebilirdik.

Bu seneyi 400 MW civarında bir ku­rulu güç ile kapatmayı öngörüyoruz. 2019 ve 2020’de bu seneye göre bir miktar artış olacaktır. Sonrasında yatırımcıyı cezbedecek bir mevzuat gelirse, sektör sürdürülebilir şekilde yatırımlarına hızla devam edebilir.

Türkiye’nin rüzgar enerjisi alanında atağa kalkması için neler yapması gerekiyor?

Başarı hikayemizin artarak devamı için, 2020 yılı sonrası düzenlemelerin netleştirilmesi, yerli üretimi teşvik edici, sürdürülebilir bir düzenleme olması gerekiyor.

Son yaşanan ekonomik gelişmelerle finansman maliyetleri artış gösterdi. Yenilenebilire özel fonlar oluşturu­lup, uygun maliyetlerle finansman sağlanması sektör için önemli hale geldi. Can suyu niteliğindeki kapasite artış taleplerinin önünün kısa zaman­da açılması ve inşaat öncesi dönemde inşaat izinleri ile ilgili süreçlerin stan­dart hale getirilmesi, kısaltılması ve basitleştirilmesi önem taşıyor.

Son yıllarda, yerli rüzgar sanayisinde kanat ve kule anlamında güzel geliş­meler oldu. Özellikle coğrafi konu­mumuzu düşündüğümüzde, dünya rüzgar pazarında önemli bir merkez haline geleceğimizi düşünüyoruz. Nitekim bunların sinyallerini de görmeye başladık. Birçok uluslara­rası şirket Türkiye’de fabrika açıyor. Üç farklı firmanın kanat üretimi var. Yerli ve yabancı kule üreticisi var. 2018’den itibaren jeneratör üretim­leri başladı. Üç tane jeneratör üreti­cisi bulunuyor.

Sürdürülebilir bir sektör olduğunda, yerli sanayide gelişme gösterecek ve buna bağlı olarak istihdam artacaktır. Üretimlerin yaklaşık %30’u iç pazar talebini karşılarken, kalan %70’i ihraç edilerek dış borcun azaltılmasına des­tek sağlanabilir.

Bizim sektör olarak hedeflerimiz Türkiye ile sınırlı değil. Edindiğimiz bilgi birikimlerini, mühendislik tec­rübelerimizi diğer pazarlarda kul­lanmayı hedefliyoruz. Gelişen rüz­gar sanayimizle iç pazar taleplerinin yanında dış pazarlarda da söz sahibi olacağımıza; bu nedenle rekabet gücümüzü artıracak dönüşümleri süratle tamamlamamız gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye’nin ilk offshore rüzgar sant­ralı ihalesinde hangi aşamadayız?

Denizüstü rüzgar kurulumu için ilk hazırlıklarımızı yapmaya başladık. 1200 MW’lık, %60 yerlilik oranına sa­hip olması beklenen offshore projesi­ne ilişkin başvurular geçtiğimiz Ekim ayında alınacaktı. Fakat başvuru ol­madığı için ertelendi. Yatırımcının önünü görebileceği şekilde hazırlıklar devam ediyor. Şartlar olgunlaştığın­da, hem kamunun hem yatırımcının hem de tüketicilerin memnun olacağı ortak bir şartname ile yeniden günde­me gelecektir.