Şu anda dünya nüfusunun %15’i, tarımsal potansiyelin en az %5 düştüğü bölgelerde yaşıyor. Isınma orta-yüksek bir seyir izler, yani yüzyıl ortasına kadar yaklaşık 2,1 derece ek ısınma yaşanırsa, 2041-2060 arasında gezegen sakinlerinin neredeyse yarısı bu tür bölgelerde yaşayabilir.
İspanya Ulusal Araştırma Konseyi’ne (CSIC) bağlı bir merkez olan Ekonomik Analiz Enstitüsü’nden (IAE) bir ekip, iklim değişikliğinin ilerlemesiyle birlikte dünyanın gıda üretme kapasitesini nasıl kaybedeceğini 9,3’e 9,3 kilometrelik hassasiyetle tahmin edebilen yeni bir araç geliştirdi. Böylece tarım arazilerinin 2100 yılına kadar iklim değişikliği nedeniyle ne ölçüde verim kaybına uğrayacağını tahmin edilebilecek.
“Climate-induced Agricultural Decline Index” (İklim Kaynaklı Tarımsal Gerileme Endeksi) ifadesinin İngilizce kısaltması olan CADI, bir arazinin farklı iklim koşullarında ne kadar ürün verebileceğini karşılaştırıyor. Araç, 2020 yılında ekilen ürünleri sabit kabul ederek çalışıyor. Böylece, çiftçilerin hangi ürünü ekeceği veya iklim değişikliğine nasıl uyum sağlayacağı gibi insan kaynaklı kararları hesaba katmadan, yalnızca iklim değişikliğinin etkisini ortaya koyuyor.
Model Nasıl Çalışıyor?
Laura Mayoral ve Hannes Mueller tarafından koordine edilen CADI platformu, her iki araştırmacının da bağlantılı olduğu Barselona Ekonomi Okulu’nun yanı sıra Ekonomik Politika Araştırmaları Merkezi, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı ve ekonomik krizlerden kaynaklanan çatışmalara odaklanan bir girişimin desteğinden yararlandı.
Modelin başlangıç noktası iki veri kaynağına dayanıyor: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) geçmiş dönem tarımsal verimlilik kayıtları ve Avrupa Birliği’nin Copernicus programından alınan iklim verileri.
Araştırma ekibi, bu verileri kullanarak 1981-2000 ile 2001-2020 dönemleri arasında yaşanan değişimleri yeniden oluşturuyor. Ardından, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) kullandığı farklı senaryolar üzerinden aynı göstergenin yüzyılın sonuna kadar nasıl değişeceğini öngörüyor.
Sonuçların yorumlanması açısından kritik nokta ise şu: Model, herhangi bir uyum önleminin alınmadığı varsayımıyla çalışıyor. Amaç, iklim dışında her şeyin aynı kaldığı bir durumda tarımsal üretimde ne gibi değişiklikler yaşanacağını görmek.
Tahminlere değil, gözlemlenen verilere göre dünya genelindeki tarım arazilerinin altıda biri, son 20 yılda önceki 20 yıllık döneme kıyasla potansiyel üretim kapasitesinin %10’undan fazlasını kaybetti.
Bu kayıpların dağılımı ise büyük farklılıklar gösteriyor. Tropikal bölgeler iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla zarar gören alanlar olurken, yüksek enlemlerdeki bazı bölgelerde artışlar görülüyor. Ancak bu bölgeler başlangıçta çok düşük üretim seviyelerine sahip olduğu için, yüzdesel artışlar gerçek anlamda daha fazla kalori üretimine sınırlı ölçüde yansıyor.
Araştırma ekibi, bu verileri kullanarak 1981-2000 ile 2001-2020 dönemleri arasında yaşanan değişimleri yeniden oluşturuyor. Ardından, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) kullandığı farklı senaryolar üzerinden aynı göstergenin yüzyılın sonuna kadar nasıl değişeceğini öngörüyor.
Sonuçların yorumlanması açısından kritik nokta ise şu: Model, herhangi bir uyum önleminin alınmadığı varsayımıyla çalışıyor. Amaç, iklim dışında her şeyin aynı kaldığı bir durumda tarımsal üretimde ne gibi değişiklikler yaşanacağını görmek.
Kayıpların Dağılımı Farklılık Gösteriyor
Tahminlere değil, gözlemlenen verilere göre dünya genelindeki tarım arazilerinin altıda biri, son 20 yılda önceki 20 yıllık döneme kıyasla potansiyel üretim kapasitesinin %10’undan fazlasını kaybetti.
Bu kayıpların dağılımı ise büyük farklılıklar gösteriyor. Tropikal bölgeler iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla zarar gören alanlar olurken, yüksek enlemlerdeki bazı bölgelerde artışlar görülüyor. Ancak bu bölgeler başlangıçta çok düşük üretim seviyelerine sahip olduğu için, yüzdesel artışlar gerçek anlamda daha fazla kalori üretimine sınırlı ölçüde yansıyor.
Avrupa’da kuzey-güney deseni kendini tekrar ediyor: İskandinavya, İskoçya ve Alplerin tarımsal potansiyeli artarken, kıtanın güneyi kayıp veriyor. İspanya bu kuralın istisnası değil, ancak ülke içinde tablo da homojen değil.
Mueller’in anlattığına göre Kantabria kıyı şeridi, Galiçya ve Pireneler verimlilik kazanırken, ülkenin iç kesimlerinin ve doğu-merkezinin büyük bölümü geriliyor; bazı bölgelerde kayıplar özellikle ağır. Bu, bir bakıma gezegen ölçeğinde görülen dengesizliğin ülke sınırları içinde yeniden üretilmiş hali.
Bir Sonraki Kuşak için Ne Anlama Geliyor?
Şu anda dünya nüfusunun %15’i, tarımsal potansiyelin en az %5 düştüğü bölgelerde yaşıyor. Isınma orta-yüksek bir seyir izler, yani yüzyıl ortasına kadar yaklaşık 2,1 derece ek ısınma yaşanırsa, 2041-2060 arasında gezegen sakinlerinin neredeyse yarısı bu tür bölgelerde yaşayabilir.
Model ayrıca sorunun son derece yoğunlaştığına işaret ediyor: Tropik tarım arazilerinin sadece %5’i, şu ana kadar kaydedilen tüm kayıpların %35’ini barındırıyor ve yüzyıl ortasına gelindiğinde ülkelerin yalnızca dörtte birinin küresel zararın %85-90’ını üstlenmesi bekleniyor.
Araştırmacılar genellikle gözden kaçan bir noktayı vurguluyor: Verimlilik artan yerlerde bile gerilimler ortaya çıkıyor. Kazançlar, aynı ülke içinde toprağın, suyun ve yatırımların yeni bölgelere kaydırılmasını gerektiriyor; bu da bugüne kadar bu kaynaklar için rekabet etmeyen bölgeler arasında sürtüşmelere yol açabiliyor.
Buna, çalışmanın altını çizdiği temel bir adaletsizlik ekleniyor: Tarih boyunca en az sera gazı salan ülkeler, bu kayıplara en fazla maruz kalanlar arasında yer alıyor ve bu uçurum giderek büyüyecek.


