;
Politika

Mezopotamya Kervanı: “Mezopotamya’yı Korumak İklimi Korumak Demek”

mezopotamya kervanı

İklim Adaleti Koalisyonu’nun Mezopotamya Kervanı ismiyle 17 Eylül-19 Eylül tarihleri arasında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yaptığı ziyaretlerden öne çıkan izlenim ve tespitleri kervanda yer alan Çiğdem Özbaş ile konuştuk.

YAZI: Şenol BALİ

Marmara’dan başlayan kervan yolculuğunun, Ege-Güney Marmara, Zonguldak ve İliç’ten sonraki rotası Güneydoğu Anadolu Bölgesi oldu. 17 Eylül’de yola çıkan Mezopotamya Kervanı, ziyaretler kapsamında sırasıyla Şırnak, Batman ve Diyarbakır kentlerine uğradı. 19 Eylül’e kadar devam eden ziyaretler kapsamında Cizre’de orman kıyımına karşı yürüdükten sonra Silopi’deki termik santralın faaliyetlerini yerinde gözlemledi.

Ardından Diyarbakır ‘daki Hevsel Bahçeleri, tarihi Sur kenti ve  Goderne Vadisi’ne uğrayan kervan, son dönemlerde yaşadığı kirlilikle gündemde olan Dicle Nehri’nin durumuna dikkat çekti. Kervan, son olarak baraj altında kalan Batman’ın Hasankeyf ilçesine uğradı.

Ziyaretlerde edindiği izlenimler hakkında İklim Haber’e konuşan İklim Adaleti Koalisyonu üyesi Çiğdem Özbaş, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde devam eden güvenlik politikalarının iklimi yok ettiğini ifade etti.

Özbaş, “Savaş ve güvenlik politikaları bu coğrafyayı ve iklimini yok ediyor. Şırnak’ta ağaç katliamının yaşandığını gördük. Buna  seyirci kalamayız çünkü orman iklimi koruyor” dedi.

“Suriçi Ranta Kurban Edilmiş”

Ziyaretlerin ikinci gününde Diyarbakır ‘ın Sur ilçesine gittiklerini belirten Özbaş buraya ilişkin “Sur, önce insansızlaştırldı, ardından rant politikalarına teslim edildi. Yaşam kültürü, ekosistemi ve tarihi yok edilmeye çalışılıyor” sözlerini kullandı. Sur ilçesinin ranta kurban edildiğini belirten Özbaş şu ifadelerle devam etti: “Suriçi’nde yaşanan zorunlu göç ile iklime uygun, endüstriyelleşmeden uzak, dayanışma kültürü ve çok kültürlülükle örülü Suriçi’nin hedeflendiğini gördük. Sur’da  iklime uygun yapılmış, enerjiye fazla ihtiyaç duymadan mahzenleri buzdolabı olarak kullanabilen, tarihi, çok kültürlülüğü, dayanışmayı yaşatan yapılarının teslim edildiğini gördük.”

Özbaş, ardından  Hevsel Bahçeleri’nde yaşanan tahribata dönük tespitlerini paylaştı. Bahçelerin yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Özbaş, “Yörenin sebze ve meyve ihtiyacını karşılayan, küçük çiftçilerin topladıklarını pazarda satarak geçindiği bostanlar azalmış. Yöreye özgü olmayan canlı türleri yörede görülmeye başlanmış, göç eden canlılar sıcak hava nedeniyle artık göç etmeye gerek görmüyorlar. Dicle havzasında ekosistem düşmanı uygulamalar nedeniyle iklim krizinin olumsuz etkileri çoğalıyor” ifadelerine yer verdi.

“Dicle Nehri Ranta Açılmak İsteniyor”

Bölgenin yaşam kaynağı olan Dicle Nehri’nin mevcut durumundan söz eden Özbaş , buranın da ranta açılmak istendiğini hatırlattı ve şu sözlerle devam etti: “Dicle Nehri; kimliği belli olmayan su statüsüne alınarak ranta açılmak isteniyor. Kıyı koruma yasası, nehrin bir bölümüne uygulanmıyor. Dicle’yi, Hevsel Bahçeleri’ni, Mezopotamya’yı korumak iklimi korumak anlamına geliyor.  Biz bunu diyoruz.”

Bölgedeki birçok kaynağın HES tehdidi altında olduğunu vurgulayan Özbaş , Sarım Havzası’nın da bunlardan biri olduğunu ekledi. Özbaş, “Diyarbakır, Bingöl, Muş ve Batman’ın iklimini belirleyen Sarım Havzası, HES tehdidi altında. Yüze yakın köyün geçimini sağlayan, verimli tarım topraklarının bulunduğu, yüksek ve eski dağların sularının beslediği dört vadiden oluşan, özel klima sistemi, endemik türleri olan Sarım Vadisi yok edilmek isteniyor. Sarım Çayı üzerine inşaa edilmek istenen barajla 40 km’lik hat boyunca tek bir canlı kalmayacak, arazi çölleşecek, işsizlik ve zorunlu göç yaşanacak” ifadelerine yer verdi ve bölgenin korunması gerektiğine dikkat çekti.

“Hasankeyf bir İklim Mirasıydı”

Mezopotamya Kervanı’nın son durağı Batman’ın Hasankeyf ilçesi oldu.  Burada gördükleri hakkında da açıklama yapan Özbaş , “12 bin yıllık tarihi, yaşam alanları ve tüm ekosistemi 50 yıl ömrü olan bir baraj için yok edilen Hasankeyf’e gittik. Dicle Nehri’nin ve Bismil ovasının beslediği florası ve faunası da yok edilen Hasankeyf bir tarih ve bir iklim mirasıydı. Barajlar yaşamı yok ediyor.”

Özbaş, kervan katılımcılarında barışı savunmadan tarihin, kültürün, yaşam alanlarının ve iklimin korunamayacağına yönelik farkındalığın arttığını söyleyerek konuşmasını tamamladı.