;
COP27 Politika

İnsan Hakları COP27’nin Neresinde?

insan hakları

Bu COP sonrasında asla değişmeyecek bir şey var; o da iklim değişikliğinin artık bir insan hakları meselesi olması.

YAZI: Özlem ALTIPARMAK

Geçtiğimiz yıl, iklim değişikliğinin insan haklarına olan etkisini bizzat yaşadık. Bu etkinin sonuçları sadece hak sahibi olan bizlerde değil, tüm Birleşmiş Milletler (BM) mekanizmaları ve raporlarında da görülüyordu. Tüm sene boyunca BM tarafından her çıkan rapor ve kararın bir bölümünde iklim değişikliği mutlaka yer aldı. Bu hak temelli bakış ve söylem, COP27’nin hemen öncesinde tüm BM raportörlerinin ortak bir basın açıklaması ve çağrı yapıp, iklim eyleminde insan haklarının korunmasının acil ihtiyaç olduğunu belirtmeleriyle doruğa ulaştı.

Bu açıklamada tüm BM raportör ve uzmanların ortak imzasının olması oldukça önemliydi. Bu ortak açıklama, iklim değişikliğinin engelli haklarından göçe, albinizmden gıdaya, işkenceden ifade özgürlüğüne kadar hayatımızın her alanını etkilediğinin artık uluslararası bir kabul haline gelmesi demek. Yani aslında, iklim değişikliği artık bizim, hepimizin ortak derdi demek. Bir adım daha ileri gidersek, bu ortak derde ortak çözüm bulmalıyız da demek.

Bu açıklamanın ve sürecin COP27’de ve müzakerelerde de etkilerini görmek mümkün. Tüm insan hakları örgütleri ve BM kurumları iklim müzakerelerine katılarak süreci ilerletmeye çalışıyorlar. Diğer senelere kıyasla kesişimsellik ve hak bağlantısı çok daha fazla kuruluyor ve iklim adaleti talebi dile getiriliyor. COP’un Mısır’da yapılıyor olması, Mısır’ın insan hakları sicili nedeniyle insan haklarına yönelik ihlallerde büyük bir tehdidi gündeme getirmekteyken, az gelişmiş ülkeler ve Afrika’nın öne çıkması açısından bir fırsatı da beraberinde getirdi.

Bunun en büyük sonucunu “kayıp-zarar mekanizması” konusunun resmi gündeme alınmasıyla gördük. Nasıl bir karara bağlanacağını önümüzdeki hafta görecek olsak da, gündeme alınmış olması büyük bir kazanç. Bu sene BM nezdinde İklim Değişikliği ve İnsan Hakları raportörlüğünün kurulması oldukça önemliydi. Mayıs ayında göreve başlayan Ian Fry, Tuvalu vatandaşıydı ve iklim değişikliği nedeniyle sular altında kalan bir devlet vatandaşının bu göreve getirilmesi çok şey anlatıyordu. Raportörün göreve başladıktan bir ay sonra ilk yayınladığı katkı çağrısı kayıp ve zararlar üzerineydi.

BM raportörü kayıp zarar mekanizması kurulması ve bunun da BM Genel Kurul çatısı altında olması çağrısını yaptı ancak, bazı sivil toplum kuruluşları buna karşı çıkıyor ve mekanizmanın BMİDÇS çatısı altında olması gerektiğini söylüyor. COP müzakereleri esnasında, bu mekanizmada toplanacak finansmanın bir kısmının insani yardım fonuna ayrılması için gelen önerilere sivil toplumun ciddi tepki gösterdiğini belirtmekte fayda var. Çünkü afetlerle ilişkilendirilen insani yardım fonu BM çatısı altında bir başka organ olan İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi tarafından yönlendiriliyor ve insan hakları örgütleri, iklim değişikliği nedeniyle tartışılmakta olan kayıp ve zararların bundan ayrı tutulması gerektiğini savunuyor.

İnsan hakları örgütleri ve kurumları, iklim müzakerelerinde seragazı emisyonlarını azaltmak için eylemlerin yetersiz kalması halinde bir insan hakları felaketi ile karşılaşacağımızın altını çiziyor. Ulusal Katkı Beyanları’nın ve sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamak için kömür, petrol ve doğalgazın aşamalı olarak kaldırılmasının yetmeyeceğini, mahkemelerin yargı yetkisinin de gündeme gelmesini vurguluyorlar. Yine Paris Anlaşması 6. madde kapsamında tartışılan piyasa temelli mekanizmaların insan haklarının korunması, uyum ve tazminat ile birlikte düşünülmesi için çağrılar yayımlanıyor.

Emisyonlar nedeniyle aslında bir “atmosfer sömürgeciliği” yaşandığı, tarihsel olarak bu sömürgecilikte en çok payı olanların bu sorumluluğu alması ve sorumlulukların adil bölüşülmesi gerekliliği de yine iklim adaleti başlığı altında sürekli gündemde. Bu hafta itibarıyla biten müzakereleri önümüzdeki günlerde yüksek düzey karar toplantıları takip edecek.

14 Kasım Pazartesi günü toplumsal cinsiyet teması ele alınacak. İnsan haklarından bahsederken, iklim değişikliğinin toplumsal cinsiyet kesişimselliğinden ve kadın örgütlerinin çabasından bahsetmezsek olmaz. Yapılan müzakerelerde toplumsal cinsiyetin adeta bir pazarlık kozu gibi kullandığını görmek, bu alanda çalışan kadınları oldukça hayal kırıklığına uğratmış durumda.

Toplumsal cinsiyete dair koyulacak bir madde için, bir başka hakkın sepetten çıkarılmaya çalışılması hak savunucularını müzakere süreçlerinde oldukça zorluyor. Yine de toplumsal cinsiyet perspektifini görünür kılmak için özellikle cinsiyete göre ayrıştırılmış veri ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme tartışmalarının devam ettiğini söyleyebiliriz. Konu toplumsal cinsiyet ve kadınların güçlendirilmesi olduğunda öncülük yapan İsveç gibi kuzey ülkelerinin COP27’de sahnede olmadığını da belirtmek lazım. Bu alandaki müzakerelerde Meksika’nın çok etkin olduğu ve öncü rol üstlendiği dikkat çekiyor.

Yazının başında sorduğumuz soruya dönersek; “İnsan Hakları COP27’nin Neresinde?” COP dediğimiz toplantıların BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin taraflarının bir konferansı olduğunu hatırlayalım. Bu sözleşme dışında BM nezdinde başka bir sürü sözleşme ve organ var. İşte tüm bu organlar artık iklim değişikliğini kendilerine sorun yapmış ve dert edinmiş haldeler. COP27 neticesinde alınacak kararlar nasıl olacak, neleri değiştirecek hep birlikte göreceğiz. Ancak bu COP sonrasında asla değişmeyecek bir şey var; o da iklim değişikliğinin artık bir insan hakları meselesi olması.