Siyasetçilerin oy uğruna iklim krizi gerçeğini yok sayması ya da perdelemesi sadece bilimsel gerçeklerden uzaklaşılmasına neden olmuyor. Komplo teorisyenlerinin eline de yalanlarını yaymak için kullanışlı hikâyeler veriyor.
İklim krizi gerçeğinin ve iklim kriziyle mücadelenin en büyük trajedilerden biri siyaset kurumu olabilir. İklim krizi ile yüzleşmek, mücadele etmek için siyaset ve siyasetçiler ne kadar gerekliyse en büyük darbeler de yine onlardan geliyor. Özellikle de seçimler gündeme geldiğinde. İklim krizi gerçeği siyasetin popülist söylemlerine kolayca feda edilebiliyor.
Seçim süreçlerinde daha fazla oy toplayabilmek için popülist söylemlere başvuran ya da kampanyalarına maddi destek sağlamak için büyük şirketlerden bağış alan siyasetçiler iklim krizi gerçeğini eğip büküyor. Örneğin ara seçimlere giden ABD’de, Trump’ın Çevre Koruma Ajansı (EPA) Başkanı Lee Zeldin yaptığı açıklamalar ile iklim krizine dair bilimsel verileri çarpıtmayı hedefliyor. Zeldin, Trump’ın agresif seçim çalışmaları kapsamında “iklim krizinin abartıldığını, inkârcıların sadece şüpheli olduğunu ve bilim inkârcısı olarak adlandırılamayacağını” iddia ediyor. Üstelik Lee Zeldin’in bu açıklamaları sosyal medyada komplo teorisyenleri tarafından neredeyse her gün kullanılıyor. Brezilya seçimlerini Lula’ya karşı kaybeden diğer aday Flavio Bolsonara’nun Amazon ormanlarının korunması için üretilen politikalardan vazgeçeceğini söylemesi ya da 2027’nin nisan ayında seçime gidecek Fransa’daki iddialı adaylardan Marine Le Pen’in iklim anlaşmalarına mesafeli, yenilenebilir enerjiye karşı söylemleri de diğer örnekler.
Siyasetçilerin oy uğruna iklim krizi gerçeğini yok sayması ya da perdelemesi sadece bilimsel gerçeklerden uzaklaşmamıza neden olmuyor. Komplo teorisyenlerinin eline de yalanlarını yaymak için kullanışlı hikâyeler veriyor. İnsanlar kısa vadeli çıkarları için iklim krizi gerçeğini daha ne kadar görmezden gelebilir?


