COP31’de iklim finansmanı, fosil yakıtlardan çıkış yol haritası ile beraber en sancılı konuların başında geliyor. Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum, iklim finansmanının gelişmekte olan ülkelerce müzakere masasında kaldıraç olarak kullanılabileceğini söylerken, fosil yakıtlardan çıkış yol haritasının müzakerelerin resmi ajandasına yeniden dahil olması için Antalya COP’unun başlıca girişimi olan elektrifikasyonla bir araya getirilebileceğini belirtiyor.
YAZI: Bulut BAGATIR
– Jeopolitik gerginliklerin, savaşların ve yapay zekanın iklim krizinin önüne geçtiği bir BM Genel Kurulu’nu geride bıraktık. Şimdi önümüzde COP31 var. İklim finansmanından fosil yakıtlardan çıkışa kadar gündem yine oldukça yoğun. Ve Türkiye bir uygulama COP’u iddiasıyla yola çıktı. Siz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son birkaç yıldır iklim değişikliği uluslararası sorunlar listesinde görece geri planda kaldı. Bunun jeopolitik krizlerle ilgisi var. Önce Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırı ve bu sene de ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla yaşanan petrol ve gaz krizi dolayısıyla dünyanın gündemi savaş ve güvenlik alanlarına kaydı. Bununla bağlantılı olarak enerjinin arz boyutu daha fazla ön plana çıkıyor. Yapay zeka da yakın dönemin önemli bir sorunu. Karşımıza hem bir fırsat hem de bir tehdit olarak çıkıyor.
Ancak yine de iklim kendini geri planda tutmamaya kararlı. Yalnızca bu yaz yaşadığımız iklim değişikliği bağlantılı orman yangınları, seller ve sıcaklık rekorlarına bakın. Nepal’de iklim değişikliği kaynaklı felaket iklim sorununun yerli yerinde durduğunu gösteriyor. Emisyonlar artmaya devam ediyor. Sorun karşı karşıya olduğumuz krizin dengesiz bir şekilde gündemden düşmesi.
COP’a gelecek olursak Türkiye COP’u dediğimizde başka bir şey söylüyoruz. Bu sene Türkiye’de yapılacak olan COP dediğimizde ise genel uluslararası iklim politikalarının gidişatı hakkında konuşmamız gerekiyor. Kısaca özetlemeye çalıştığımız koşullar içerisinde gerçekleşecek. Birkaç tane konu ön plana çıkacak. Bunların başında belirttiğiniz gibi finansman geliyor. Her sene gündeme gelir ancak bu yıl finansman konusunun bazı taraf devletlerce diğer müzakere başlıkları açısından da kaldıraç olarak kullanılacağını görüyoruz. Bunun çeşitli nedenleri var. Birincisi Bakü’de kabul edilmiş olan 300 milyar dolarlık yeni finansman hedefinin bu sene uygulanmaya başlanacak olması. Bazı taraflar sıkı bir programla söz verilen finansmanın sağlanması ve gerekli yerlere ulaştırılabilmesini ön plana çıkaracak. İkincisi ise iklim finansmanındaki düşüş. Rakamlar, Paris Anlaşması kabul edilirken ilan edilmiş olan yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı taahhüdünün gerçekleştiğini gösteriyor. Ancak beklenen hızda artmıyor. Bunun yanında diğer çevre fonlarında da düşüş söz konusu. Gelişmiş ülkelerden ve çok taraflı kalkınma bankalarından gelişmekte olan ülkelere iklim amacıyla giden para azalıyor. Dolayısıyla bu düşüşe dikkat çekmek ve finansmanın daha fazla azalmasını engellemek açısından da bu konu ön plana çıkarılıyor. Düşüsün bir nedeni jeopolitik koşullarla bağlantılı. İklim ve çevre amaçlı harcamalar güvenliğe kayıyor. ABD yönetimindeki değişiklik, Trump’ın politikaları ve özellikle NATO ülkelerini silahlanmaya daha fazla bütçe ayırmaya zorlaması, iklim finansmanının en büyük kaynağı olan AB ülkelerini kamu bütçelerini farklı alanlara kaydırmasına neden oluyor.
Diğer yandan bu denli yüksek bir sesle finansman konuşulacak olmasının bir müzakere taktiği olduğunu da düşünebiliriz. Örneğin diğer müzakere başlıklarından biri olan sera gazı emisyonlarının azaltılması ile ilgili çalışma programının bu sene Antalya’da devam edip etmeyeceği ele alınacak. BM Çevre Programı’nın (UNEP) raporu 1,5 derece sınırının bir süreliğine aşılacağını gösterdi. Çalışma, bu aşımın kısa sürmesi ve sıcaklık artışının yeniden 1,5 derecede sınırlandırılabilmesi için emisyonların hızla ve acil bir şekilde düşmesi gerektiği uyarısı yapıyor. İklim eylemini ve azaltımı hızlandırmak gerekiyor. Bu sorumluluğun büyük bir kısmı emisyonları hızla artan gelişmekte olan ülkelere düşecek. Bu nedenle kaygı duyuyorlar. Yalnızca gelişmiş ülkelerin yaptığı veya yapacağı azaltım artık yeterli değil. Çin, Hindistan, Güney Kore, Meksika, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerin de daha hızlı emisyon azaltması gerekiyor. Dolayısıyla onlardan daha fazlası bekleniyor. Azaltım programı bu beklentiyi kayıt altına almış olacak. Bunu kırmak için öne finansman başlığını çıkarıyorlar. O nedenle Antalya bir finansman COP’u haline gelecek. Normalde biliyoruz ki, bir adil geçiş COP’u olacak. Adil geçiş mekanizması kurularak operasyonel hale getirilecek. O noktada da finansman başlığı öne sürülecek.
Finansman COP’u olmasının bir başka nedeni ise adaptasyon. Geçen sene COP30’da adaptasyon finansmanının, 300 milyar dolarlık toplam iklim finansmanı içindeki payının mevcut seviyesinden 3 katına çıkarılması kararı alınmıştı. Fakat orada bir belirsizlik var. Hangi yıldaki adaptasyon finansmanına göre 3 katına çıkacağı bu kararda belirtilmedi. Bunu Glasgow’da olduğu gibi belirgin hale getirmek gerek. Glasgow paktı, 2019’daki adaptasyon finansmanının 2025’e gelindiğinde 2 katına çıkarılmasını hedeflemişti. Geçen seneki hedefte bir baz yıl yok. Öngörülebilir bir iklim finansmanına ulaşmak yolunda bunun belirgin hale getirilmesi gerek.
Tüm bunları bir araya getirince bir finansman COP’u ile karşılaşıyoruz. Bunun işaretini de daha önce görmüştük. Antalya COP’unun ilk ilan edilen taslak gündeminde, Belem’de kurulan finansman çalışma programı yer almamıştı. Bonn’da bir gerginlik yaşandı ve gelişmekte olan ülkeler COP31 gündeminde mutlaka iklim finansmanı çalışma programının yer alması gerektiğine dair açık bir çağrı yaptı. Brezilya Başkanlığı da buna dair sekreteryaya bir yazı yazdı. Sonrasında, ilan edilen geçici gündemde iklim finansmanı çalışma programı da yer aldı.
Gelişmekte olan ülkelere göre, iklim finansmanının azalmasının bir başka nedeni ABD’nin izlediği politika. Biliyorsunuz Trump yönetimindeki ABD Paris Anlaşması’ndan çekildi. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden de (UNFCCC) ayrılma sürecini de başlattı. 2027’nin başında resmen çekilmiş olacak. Dolayısıyla finansman yükümlülüğünü yerine getirecek bir taraf artık rejimin içerisinde değil.
– Siz de bahsettiniz. Zirvede adil geçiş mekanizması kurularak operasyonel hale getirilecek. Bir yanda da fosil yakıtlardan çıkışın yol haritası tartışması mevcut. Brezilya’daki COP30’a benzer bir şekilde resmi gündem de olmasa dahi konunun ele alınacağı ortada. Bu yönde AB’nin de bir baskısı olacaktır. Türkiye’nin de fosil yakıtlardan çıkışa dair adım atmayan politikasını göz önüne aldığımızda, halihazırdaki tablo nasıl yönetilecek?
Fosil yakıtlardan çıkış yolundaki hedef bir karar şeklinde Dubai’deki COP28’de alınmıştı. Sonrasında fosil yakıtlardan çıkış konusu COP’ların resmi gündemine giremedi. Brezilya’da büyük beklenti vardı. Toplumsal hareketlerin yanı sıra müzakerelerin içerisinde söz sahibi aktörlerin bir kısmı da bu hedefin, bu kararın en azından teyit edilmesini, COP’tan çıkacak kararlar arasında bir kez daha anılmasını talep etti. Fakat buna karşı çıkan devletler nedeniyle bu karar alınamadı. Brezilya COP Başkanlığı da resmi müzakere gündeminin dışında başkanlık inisiyatifiyle bir yol haritası hazırlayacak şekilde konuyu eline aldı.
Bunun yanlış bir tercih olduğunu hep söylüyorum. Karar alınamaması başka bir konu. Ama Brezilya’nın COP Başkanlığının kendi inisiyatifinde yol haritası raporu hazırlayacak şekilde bunu dışarıya çıkarması ise başka bir yöntem. O nedenle yanlış oldu. Hem rejimin içerisindeki tarafların hem de kamuoyunun gözünde müzakere gündemi değil de başkanlıkların inisiyatifleriyle yürüyecek bir nitelik kazandı. Oldukça yanıltıcı. Hâlâ resmi olarak, bütün tarafların onayladığı bir karar var ortada. O nedenle COP’ların gündeminde kalması gerekiyor. Bundan sonraki her COP Başkanlığı için aynı soruyu sormaya devam edeceğiz: Konu COP’un gündemine nasıl geri getirilecek?
Brezilya’nın Antalya’da açıklayacağı yol haritasının resmi bir statüsü yok. Şu ayrımı yapalım. Bakü adaptasyon yol haritası diye elimizde bir belge ve süreç var. O bir COP kararı. Adı öyle yalnızca. Ancak Brezilya’nın hazırlayacağı bir COP kararı değil. Tamamen gönüllü. Baskı dolayısıyla bu yolu seçti. Bir statü farkı var arada.
Türkiye Başkanlığı ve sonraki yıllardaki başkanlıklar açısından bu hep burada kalacak. Özellikle 2. Küresel Durum Değerlendirmesi’ne (GST-2) kadar. Hem Türkiye hem de Avustralya’nın bu noktada atabileceği adım, en azından bir çerçeve karar içerisinde Brezilya’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritasıyla bu COP’un başlıca girişimi olan elektrifikasyonu birleştirmek. Böylece hem yeni bir elektrifikasyon gündemi edinilebilir, hem de fosil yakıtlardan uzaklaşma yeniden müzakerelerin içerisine sokulabilir. Tabii kolay olmayacaktır. Fosil yakıtlardan uzaklaşmayı anmak dahi istemeyen Taraf Devletler mevcut. Fakat köprü rolüyle ortaya çıkan bir COP Başkanlığı var. Tam da bu nedenle yalnızca Kuzey-Güney arasında değil, farklı çıkarlara sahip Taraf Devletler arasında da köprü olması gerekiyor.
İnandırıcı ve ikna edici bir çaba olması adına hem Türkiye’nin hem de Avustralya’nın fosil yakıtlardan çıkış üzerine çalışmaya başlayacaklarını ilan etmesi gerekir. Diğer tarafları da buna davet etmeliler. Yol haritasını da ilerleyen dönemde ortaya koyabilirler.
Bu tabii çok zor bir gündem olacak. Bana kalırsa elektrifikasyonun bile, Dubai’deki GST-1 sonucunda gördüğümüz gibi resmi karara girebilmesi kolay değil. Eylem gündemi hedefi olarak kalabilir. Ancak iki başkanlı bir COP’ta elektrifikasyonla fosil yakıtlardan uzaklaşmayı daha fazla tarafla görüşüp, ikna edip karara yazdırmak mümkün olabilir.
– Yeni bir COP başkanlığı sistemini de tecrübe ediyoruz. Türkiye’nin ve Avustralya’nın yakın olduğu ülke grupları farklı. Bu sistem fosil yakıtlardan uzaklaşma gibi bir konuda daha fazla ülkeyi ikna etmek adına önceki COP başkanlıklarına göre bir avantaj sağlar mı? İki ülke arasındaki işbirliği nasıl gidiyor?
Biliyorsunuz iki başkanlı değil aslında. Müzakere başkanlığı Avustralya’da, COP Başkanlığı ise Türkiye’de. Bunun getireceği güçlükler olacak. Kişisel olarak bundan kaygı duyuyorum. Hiç deneyimlenmemiş bir sistem. Kimse nasıl ilerleyeceğini bilemiyor daha. Ancak dediğiniz gibi bu fırsat olarak da kullanılabilir.
Avustralya’nın daha yakın ittifak ilişkileri içerisinde olduğu ülkeler var. Avustralya bir pasifik ülkesi. O bölgedeki ülkelerle yakın temas halinde.. Yanı sıra Güney Kore, Endonezya, Filipinler, Hindistan ve Çin ile fosil yakıt ekonomisi üzerinden de güçlü ticari ilişkileri var. Ada ülkelerinin varlığı iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında ve fosil yakıtlardan çıkış gündemine dair karar alınmasını talep ediyorlar. Öbür taraftan Batı bloğu üyesi. AB gibi fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemini sahiplenmiş olan taraflarla da yakın işbirliği içerisinde. Bunu araçsallaştırabilir.
Türkiye’nin de daha çeşitli gruplarla yakın ilişkileri mevcut. Biz de batı bloğu üyesiyiz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkesiyiz. AB adayıyız. Afrika ülkeleriyle çok yakın ilişkimiz var. En az gelişmiş ülkelerle yakın bir şekilde çalışıyoruz. Asya ülkeleriyle de gelişen ekonomik ilişkiler söz konusu. Körfez ülkeleri olan ilişkiyi de atlamayalım. Onlardan yenilenebilir enerji yatırımı alıyoruz. Çok çeşitli taraflara erişme olanağı mevcut.
İki koldan fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunu COP’un gündemine sokmak adına çalışabilirler. İyi hazırlık yapılması lazım. COP’a bırakılmamalı. Atmosfer zirveye kadar hazırlanmalı. Türkiye’nin ve Avustralya’nın önceden bu konuda uzlaşmış olması önemli. Bunu bilemiyoruz. Şimdiye kadar kamuoyuna bu yönde bir açıklama olmadı. Eğer böyle bir niyet varsa bunu yapmak için çok elverişli bir COP organizasyonu ve yetki paylaşımı oldu. Fırsat olarak değerlendirilebilir.
AB, küçük ada ülkeleri, Latin Amerika ve Karayipler Bağımsız İttifakı (AILAC-Independent Alliance of Latin America and the Caribbean) ve Çevresel Bütünleşme Grubu ( Environmental Integrity Group -EIG) gönderdikleri bildirimlerde 1,5 derece hedefinin ve fosil yakıtlardan uzaklaşmanın COP’un gündeminde olmasını talep etti. Küresel Uygulama Hızlandırıcısı, Belem 1,5 Misyonu ve azaltım çalışma programı ile ilişkilendirerek fosil yakıtlardan uzaklaşmayı desteklediklerini bildirdiler. Dolayısıyla Türkiye ve Avustralya’nın ortak çalışabilecekleri çok sayıda taraf var. Bir uzlaşmaya varabilirler.
Türkiye ve Avustralya arasındaki ilişkiye gelecek olursak, her iki taraf da iyi bir işbirliği sürdürdüklerini söylüyor. Arka planı bilmiyorum tabii. En azından söylem bu şekilde. Ahenkli bir şekilde işbirliği yapıldığı belirtiliyor. Sık sık iki taraf da birbirini ziyaret ediyor. New York İklim Haftası ve Petersberg İklim Diyaloğu gibi birçok platformda birlikte çalıştılar. Türkiye şu an için daha ön planda. Avustralya müzakereler sırasında resmi olarak göreve başlayacak. Türkiye COP’u sahiplendi ve kendisini de daha ön plana çıkarıyor. İddialı hedefler de koydu. Ancak biz Türkiye’den şimdiye kadar müzakere başlıklarıyla ilgili bir açıklama duymadık. Eylem Gündemi’nin iddialı hedefleri var. Bunları yüksek sesle dünyaya duyurdu ve destek de buldu. Ancak nasıl bir müzakere atmosferi bekliyor, finansmanda veya azaltımda hangi konuları ön plana çıkaracak tam olarak bilmiyoruz. Konuşmaların içerisinde yer yer geçiyor ancak bir müzakere perspektifini henüz göremedik. Belki bu görev Avustralya’da olduğu için, görev bölüşümü dolayısıyla çok fazla ifade edilmiyor. Nedenini bilemiyorum. Avustralya’da şaşırtıcı bir şekilde, COP Başkanlığına çok istekli oldukları halde geri planda kaldı.
– COP31 Başkanı Murat Kurum’un her açıklamasında iklim finansmanı vurgusunu gördük. 2 kez de NATO ve silahlanmaya ayrılan bütçenin artması üzerinden bir çıkışı oldu. Bu döneme kadar olan performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
COP Türkiye’de olduğu için Türkiye başkanlığını daha çok görüyoruz. Diğer başkanlıkları haberlerden ve katıldıkları toplantılardan izleyebiliyorduk. Türkiye, Glasgow öncesinde İngiltere’nin başkanlığı gibi bir başkanlık yürütüyor. Çok iddialı. Daha COP gelmeden eylem gündeminin, yalnızca temalar değil, sayısallaştırılmış hedefler de ortaya koyması açısından Glasgow öncesi hazırlık sürecine benzetiyorum. Brezilya’da ormansızlaşmanın önlenmesi faaliyetinin finansmanı konusunda çok iddialıydı. Bir fon kurulması teklifiyle ortaya çıktılar. Türkiye’de daha fazla sayısal hedef var. Belli oranlarda, belli sektörlerde iyileşme ya da azaltım hedefleri koydu. Destek de gördü. Tabii bu eylem gündemi hedefleri, müzakere gündemiyle nasıl kesişecek, en azından Küresel Uygulama Hızlandırıcısı ile nasıl bağlanacak, GST sonuçlarının bağlamının içerisine nasıl yerleşecek göreceğiz. Vites artırarak gidiyor ki bu da çarpıcı. Eylem Gündemi zaten bir kez ilan edilip orada kalmaz. İlerler, genişler ya da olgunlaşır.
Finansman konusuna gelecek olursak şunu görüyoruz: Müzakere başlığı olarak finansman değil de, eylemin hızlandırılması çerçevesinde finansmanı ön plana çıkarıyor. Çünkü COP Başkanının da söylediği gibi, Ulusal Katkı Beyanı (NDC) hazırlayabilmek için, azaltım yapabilmek, uyum önlemleri alabilmek için de finansmana ihtiyaç var. Ne tür bir önlem alması gerektiğini kestirebilmesi, hazırlığını yapabilmesi adına finansman lazım. Dahası çok sayıda devlet emisyonlarını hesaplayamıyor, envanter hazırlayamıyor. Bunun için bile finansman gerekiyor. Tüm bu boyutlar öne çıkarılıyor. Uygulama dediğimiz de bu aslında.
NATO söylemine gelecek olursak, COP Başkanın, NATO ülkelerinin kendileri için koymuş oldukları, ulusal gelirlerin içerisinde savunma harcamalarının payını %5’e çıkarma hedefini bir benzetme olarak söylediğini düşünüyorum. Haklı olarak, iki konunun önemini karşılaştırarak bu benzetmeyi kullanıyor. Fakat bunun müzakerelerin gündemine bu şekilde gelebilmesi biraz olasılık dışı. Çünkü çok sayıda taraf bu formülasyona karşı çıkacaktır. Paris Anlaşması’nda da, sözleşmede de iklim finansmanının kimler tarafından nasıl paylaşılacağı konusunda bir belirlilik yok. Gelişmiş ülkeler için kolektif bir yükümlülük. %5 denirse bu eğer, bir yük paylaşımı yapılması gerekir. Bu yük paylaşımını talep etmeye başlayan gelişmekte olan ülkeler var. Ama bu anlaşmada böyle bir arka plan olmaması nedeniyle kolaylıkla kabul edilmez. Üzerine endişe ve tepki yaratabilir. COP Başkanlığı söylemi olarak ilgi uyandırıcı, dikkat çekici ve motive edici. İklim müzakerelerinde böyle bir hedef koymak, en azından bu aşamada bana pek mümkün görünmüyor.
– ABD’nin de yokluğu göz önüne alındığında zirvede AB ve Çin nasıl bir role sahip olacak?
Seçtiğimiz iki örnek tam karşıt kutuplarda duruyor. G77 grubunun tamamı değil ama Çin’in de içinde olduğu Fikirdaş Gelişmekte Olan Ülkeler Grubu (Like-Minded Developing Countries – LMDC) ve BASIC grubunun yanı sıra Arap ülkeleri grubu azaltım başlığının devamı konusunda pek istekli değil. 1,5 hedefinin tekrar edilmesi hususunda da çok istekli oldukları söylenemez. Hatta bazıları Paris Anlaşması’nın hedefinin 1,5 değil, 2 derece olduğunu iddia ediyor. Başlarken tarif ettiğim gibi 1,5 derece hedefinin yükü onlara gidecek ve daha fazla azaltım yapmaları gerekecek. Bunun yanında bu gruplardaki ülkelerin önemli bir kısmı fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemine de karşı. Öbür taraftan iklim finansmanının artırılmasını ve iyi tarif edilmesini istiyorlar. İklim bilimine de tartışmaya açtılar. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) ürettiği raporların, oradan gelen iklim bilgisinin tek kaynak olmadığını öne sürüyorlar. GST-2 açısından tehlikeli bir durum bu. Antalya’da başlayacak ve 2028’te siyasi aşaması tamamlanacak olan GST-2 sürecinde en önemli girdi kaynağı IPCC raporları. Bunu Paris Anlaşması’nı kabul eden karar da, şimdiye kadar ki COP kararları da söylüyor. Andığımız taraflar IPCC’yi tek bilimsel otorite kabul etmediklerini ilan ediyor. Bu da COP’ta bir kutuplaştırma oluşturacaktır.
AB ise fosil yakıt gündemini destekliyor, 1,5 derecenin kararda yer almasını ve azaltım çalışma programının devamını istiyor. Finansman konusundaki vurguya ise karşı çıkıyor. Uyum finansmanı artırmak konusunda çok gönülsüz. Geçen seneki kararın yeterli olduğunu düşünüyor. Zorlu bir süreç var. Bonn’daki yardımcı organlar toplantısında gruplar birbirlerinden çok keskin olarak ayrılmıştı. Eğer Antalya’ya böyle geleceklerse sürecin burada da zorlanacağını söyleyebiliriz. Nasıl aşılabilir derseniz, Türkiye ve Avustralya’ya önemli bir rol düşüyor. Ortak noktayı bulabilmek, bunu yaparken de iddiadan vazgeçmemek gerekiyor. Hem finansman hem de azaltım iddiası yüksek tutulmalı. ABD’nin olmaması da denge sağlanmasını güçleştiriyor. Obama ve Biden yönetimleri AB ile hareket ederek azaltım gündemini yukarıda tutuyordu. Şimdi AB’nin arkasında böyle bir destek, birlikte çalışacağı güçlü bir taraf yok. Kimler var derseniz, küçük ada ülkeleri, en az gelişmiş ülkeler var. Bir de kendilerini İlerici Latin Amerika ülkeleri olarak adlandıran AILAC grubu var. İttifak daralmış oluyor. Diğer tarafta LMDC grubunun destekçileri genişliyor. Örneğin geçen sene Belem’de Afrika Grubu fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda LMDC grubuyla hareket etti. Her COP’un kendi dinamikleri olabiliyor. Farklı ittifaklar kurulabiliyor. Antalya’da da yeni ittifak grupları ortaya çıkabilir, hep beraber göreceğiz.


