Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırmasına karşı düzenlenen protestolarda tutuklanan Esra Işık’ın hakim karşısına çıktı. Işık’ın tutukluluğunun devamına karar verilirken dava 1 Haziran’a ertelendi.
Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına karşı çıktığı için 31 Mart’tan bu yana tutuklu bulunan Esra Işık, hakim karşısına çıktı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Esra Işık hazır bulundu.
Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrasında 30 Mart gecesi gözaltına alınan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 31 Mart’ta tutuklanmış, daha sonra Muğla Cezaevi’nden Şakran’daki İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti.
Işık savunmasında, suç kastı olmadığını ifade ederek, “Araç keşif heyeti olduğunu bilmiyordum, şirket için gelen yetkililer olduğunu düşündüm” dedi.
Hakim, cumhuriyet savcısının da görüşü doğrultusunda Işık’ın tutukluluğunun devamına karar vererek davayı 1 Haziran’a erteledi.
Öte yandan duruşma sırasında İkizköy sakinleri ve doğa savunucuları Akbelen’de “Adalet Nöbeti” başlatarak süreci takip etti. Köylüler, duruşma sonucunu bölgede bekledi. Duruşma sonrası adliye önünde açıklamalarda bulunan Esra Işık’ın annesi İkizköy Muhtarı Nejla Işık, şunları söyledi:
“Ne evladımızdan vazgeçeceğiz, ne topraklarımızdan vazgeçeceğiz, ne mücadelemizden vazgeçeceğiz. Bizi yıldıramayacaklar. Bizi asla yıldıramayacaklar. Bize diz çöktüremeyecekler. Limak’tan büyüğüz biz. İçtaş’tan büyüğüz. Milas burada olmasa da, Milas buraya akın etmese de biz o köyün, biz o toprakların, biz evladımızın arkasında durmaya hazırız. Devam edeceğiz. Doğasını korumak, toprağını korumak suç değil; suç olmamalı. Ceza değil, ödül verilmeli benim çocuğuma. Birçok gencin yapmadığını yaptığı için, toprağını savunduğu için, ‘benim geleceğim’ dediği için, geleceğinin peşine düştüğü için aslında ödül verilmeli bu çocuğa. Ama cezalandırmaya çalışıyorlar, ‘Sen bunu yaparsan arkası da bunu o görecek’ demek. Hepimizi atın. Beni de götürün, atın. Biz dışarıda özgür değiliz ki. Biz o topraklardan sürüldükten sonra özgür olmayacağız ki. Hepimizi dört duvar arasına tıkacaksınız. O yüzden hiç kimse hevesle beklemesin. Hele Limak, İçtaş hiç beklemesin. Düştüğümüzü, yıkıldığımızı göremeyecek. Nasıl evladım dimdik duruyorsa, biz de burada köylerimizle dimdik ayaktayız. Dimdik ayaktayız. Elbette alacağız onu. Ama bir ay sonra, ama iki ay sonra.”


