;
Politika

Enerji Güvenliğinin Yolu Daha Fazla Güneşten, Rüzgardan ve Bataryadan Geçiyor!

enerji güvenliği
FOTO: Pexels

İran’dan Türkiye’ye gaz akışında yaşanabilecek kesintilerin etkisinin, yüksek hidroelektrik kapasitesi ve yağışlı geçen kış ayları sayesinde sınırlı olması bekleniyor. Ancak uzmanlara göre bu durum, kalıcı bir güvence sunmuyor. Üstelik fosil yakıt fiyatlarındaki artışın Türkiye’yi de etkilemesi, uzun vadede  kaçınılmaz görünüyor. Hem enerji güvenliği hem de artan kuraklık riski nedeniyle hidroelektriğin, güneş ve rüzgar santrallarıyla ikame edilmesi ve bataryalarla desteklenmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının artan maliyet avantajı ise temiz enerji dönüşümüne ivme kazandırma potansiyeli taşıyor.

İran’dan Türkiye’ye gaz akışında yaşanabilecek kesintilerin, mevcut koşullar altında sınırlı bir etki yaratması bekleniyor. Ember Türkiye Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş’e göre Türkiye’nin yüksek hidroelektrik kapasitesi ve 2026 yılına yağışlı bir başlangıç yapmış olması, enerji sistemine önemli bir esneklik kazandırıyor. ‘‘2026’ya yağışlı girmeseydik, böyle bir kriz anında bu kadar rahat olamazdık,’’ diyen Gümüş, bu durumun kalıcı bir güvence sunmadığını vurguluyor: ‘‘Türkiye’deki kuraklık riski nedeniyle hidroelektriği mümkün mertebe yenilenebilir enerjilerle ikame etmeli ve bataryalarla desteklemeliyiz.’’

Öte yandan yaşanan jeopolitik gelişmelerin ekonomik etkilerinin uzun vadede ağırlaşması bekleniyor. Türkiye’nin fosil yakıtlarda yüksek oranda dışa bağımlı olduğunu hatırlatan Gümüş, enerji alım kontratlarının 9-12 ayda oluşan ortalama fiyatlara dayandığını, dolayısıyla etkilerinin uzun vadede mutlaka hissedileceğini söylüyor. Gümüş’e göre fosil yakıt fiyatlarında yaşanacak artış, Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünü hızlandıracak bir dinamik de yaratabilir. 

Türkiye’nin bir yandan fosil yakıt fiyatlarındaki artışlardan korunması, bir yandan da giderek şiddetlenen kuraklığın hidroelektrik üretimi üzerindeki etkilerine karşı direnç kazanması gerekiyor. 

Bu sorunların çözümü olarak öne çıkan yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyet avantajı ise giderek daha görünür hale geliyor. Ember Türkiye’nin yeni bir çalışmasına göre yenilenebilir enerji kaynakları 2025 yılında bir ay az fatura ödenmesini sağladı. Gümüş, güneş enerjisinin nükleerden de altı kat daha ucuz olduğuna dikkat çekiyor.

Ember Türkiye Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş’ün konuyla İklim Masası’na yaptığı ilgili değerlendirmeleri şu şekilde:

“Bu konuda bir panik havası yaşandı fakat aslında Türkiye, İran’ın kesintilerine yabancı değil ve bu olasılığa hazırlıklı. Hatırlarsanız Ocak 2022’de çok soğuk bir kış geçiriyorduk. Aynı zamanda İran, gaz iletim sisteminde oluşan arızayı öne sürerek Türkiye’ye gaz akışını kesmişti. Maalesef o dönemde Türkiye, yaklaşık 10 gün süreyle, sanayiye ve elektrik üretim santrallarına gaz akışını kadar kısıtlamak durumunda kalmıştı. Önlemlerin yeterli gelmemesi üzerine ise bazı bölgelerde sanayi tüketicilerinin elektrik arzında kesinti uygulanmıştı. Ancak o günden bugüne durum çok değişti; Türkiye artık benzer bir kesintiye çok daha hazırlıklı.

Yeraltı depolama tesisleri daha hazırlıklı. Geri basma kapasitesi, yani depodan sisteme verilebilen doğalgaz miktarları artırıldı. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da son açıklamalarında depolarımızın %71 oranında dolu olduğunu belirtiyor. Ben de son rakamlara baktığımda Ocak 2026 itibarıyla 4.2 milyar metreküplük depo kapasitemiz olduğunu gördüm. 

İran’dan İthal Edilen Gazın Toplamdaki Payı Çok Küçük

Tabii burada önemli olan, talebi anlık olarak karşılayabilmek. Türkiye’nin şu sıralardaki günlük tüketimi yaklaşık 200 milyon metreküp. En soğuk günleri gördüğümüz ve günlük gaz tüketiminin 334 milyon m3 ile rekora ulaştığı Ocak ayında daha bunun sadece yaklaşık 10 milyon metreküpü İran’dan gelmiş. Ocak 2026’da İran’dan ithal edilen gazın toplam içerisindeki payı ise %1,7. Diğer yandan, depolama sahalarımızda günlük 100 milyon metreküpe kadar geri basma kapasitemiz olduğu düşünüldüğünde, bu telafi edilmesi kolay bir miktar gibi gözüküyor. Şu an aktif olan Sakarya gaz sahasındaki üretim kapasitesi de günlük sekiz milyon metreküpe ulaşmış durumda; yani İran’dan ithal edilen gaz ile eşdeğer bir miktara yaklaşmış durumda.

Tüm bu nedenlerle, İran kaynaklı bir gaz krizi yaşayacağımızı düşünmüyorum. Zaten baharın gelmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte meskenlerde gaz tüketimi de düşecektir. Aynı sebepten karların erimesi de hidroelektrik üretimini artıracaktır. Mart-Mayıs dönemi, hidroelektrik üretiminin en yüksek seviyeye çıktığı dönemler. Bu anlamda da epey şanslıyız. Özetle diyebiliriz ki İran’ın bu gaz kesintisi, bizi çok da etkilemeyecek.

Fosil Yakıt Fiyatları Temiz Enerji Dönüşümüne İvme Kazandırabilir

Savaşın Türkiye’de temiz enerji dönüşümünü artırıcı etkisi olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi, Avrupa’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırdı. 2027 sonunda Rusya’dan gaz alımını tamamen kapatacaklar ve şu an devam eden kriz anında bile bu kararlarından vazgeçmeyerek uygulamayı 18 Mart 2026 itibariyle başlattılar. Bizim de benzer şekilde temiz enerji dönüşümünde ivme kazanacağımızı düşünüyorum.

Türkiye her ne kadar savaşın etkilerini henüz çok hissetmese de uzun vadede petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerinden kaçamayacaktır. Türkiye fosil yakıtlarda çok yüksek oranda dışarıya bağımlı. Enerji alım kontratları da genelde 9-12 ay gibi dönemlerde oluşan ortalama fiyatlara dayanır. Dolayısıyla bu etkileri uzun vadede mutlaka hissedeceğiz.

İlk etkileri belki 1 Nisan itibarıyla gaza zam yapılması ve gazdan elektrik üretimi nedeniyle elektrik tarifelerine yapılacak zamlarla görmeye başlayacağız. Bunların yenilenebilir enerjinin artırılmasında bize bir motivasyon sağlayacağına inanıyorum. 

Kuraklık Riskine Karşı Güneş ve Rüzgar Ön Plana Çıkıyor

Diğer yandan, Türkiye’nin başında kuraklık diye bir sorun var. Yağışlı bir 2026’ya başladığımız için şu an hidroelektrik üretimimiz yüksek seyrediyor. Şubat ayında neredeyse tek başına %30’a ulaştı. Bu, bize önemli bir esneklik sağlıyor. Barajlı santrallarımız depolama imkanı sunduğu için elektrik fiyatlarını yönetmek, fosil fiyatlarındaki ani dalgalanmalardan veya kesintilerden kaçmak mümkün olabiliyor.

Ancak önümüzdeki 5-10 veya 20 yılı düşündüğümüzde, küresel çapta olduğu gibi, Türkiye’de de kuraklık sorunu olabileceğini göz önünde bulundurmamız lazım. Bu noktada da güneş ve rüzgar santralları ön plana çıkıyor. 

Güneş ve rüzgar santrallarını ne kadar artırıp yaygınlaştırırsak, hidroelektrik santrallarında tuttuğumuz suyu da o ölçüde ihtiyaç duyduğumuz dönemlere kaydırabiliriz. 

Son olarak batarya teknolojileri de artık ucuzladı. Şu anda Türkiye’de 30 GW’ın üzerinde ciddi bir proje stoğu var ve yavaş yavaş devreye girmeye başladılar. Bu yıl içinde de yaklaşık 2 GW kapasitenin devreye girmesi bekleniyor. Bunlar da çok büyük esneklik sağlayacaktır.

Fosil Yakıtlar Fiyat Belirleme Gücünü Kaybedecek

Yaptığımız projeksiyonlarda, Türkiye 2035 hedeflerine ulaştığında, elektrik üretiminde fosil yakıtların payının %20’nin altına düşebileceğini görüyoruz.

Bu noktaya geldiğimizde fosil yakıtlar, sadece mevsim geçişlerinde, yani sistemi dengeleme ya da yüksek talep dönemlerindeki yükleri karşılamak üzere kullanılır hale gelecekler. Sistemde kalsalar bile fiyat belirleme güçlerini büyük ölçüde yitirecekler.

Aslında bugün de buna benzer bir senaryo yaşıyoruz. Tüm dünyada kriz varken, fiyatlar yukarı çıkmışken, rüzgar, güneş ve özellikle hidroelektrik üretimimiz sayesinde doğalgaz yakıtlı santrallerin yeterli kâr marjılarlarına ulaşamayarak çalışmadığını görüyoruz. Sadece yüksek talebin oluştuğu dönemlerde artan yükleri karşılamak için devreye giriyorlar.

Nükleer Elektrik Fiyatlarını Düşürmeyecek

Türkiye, nükleer enerjiden elde edeceği elektriğe alım garantisi verdi. Aslında durum, yabancı bir ülkeden elektrik almaktan farksız. İlk iki reaktörde üretilecek elektriğin %70’ini, diğer iki reaktörün ise %30’unu almayı taahhüt ettik. Ancak Türkiye’nin yaptığı anlaşmadaki fiyat, şu an serbest piyasada gördüğümüz elektrik toptan satış fiyatlarından çok daha yüksek.

Şu anda kamuoyunda, nükleerin elektrik fiyatlarını aşağı çekeceğine dair bir beklenti var. Fakat aslında durum bunun tam tersi, buna dikkat etmek lazım. Arz güvenliği gibi konular enerji politikalarını ilgilendiren kararlardır; ancak fiyat konusunu iyi değerlendirmek gerekiyor.

Nükleerde alım garantimiz 12.35 dolar civarında. Bugün yaptığımız büyük güneş ve rüzgar santralı anlaşmalarına baktığımızda ise 6-7 kat daha ucuz olduğunu görüyoruz. Örneğin iki ay önce Acwa ile yapılan anlaşma iki dolar sentin dahi altında. Dolayısıyla güneşten ürettiğimiz elektrik, 6 kattan daha ucuz.

İspanya’daki Kesintinin Sorumlusu Yenilenebilir Enerji Değildi

Geçen yıl İspanya ve Portekiz’de yaşanan elektrik kesintilerinin ilk anlarında geniş bir çoğunluk yenilenebilir enerjiyi suçladı. Bu anlatı yaygınlaştı. Oysa yeni yayınlanan nihai raporu hazırlayan araştırma komisyonu, kesintinin temel nedenlerine dair hazırladıkları kök neden tablosunda yenilenebilir enerjideki düşüşlerin etkisini ancak yedinci sırada gösteriyor. Yani daha önemli altı sebep sayılmış. Kesintinin nedenlerine baktığımızda ise frekans kontrolü mevzuatının yetersizliğinin öne çıktığını görüyoruz.

Enerji Verimliliği Önceliklendirilmeli

Çok büyük oranda fosil yakıtlara bağımlı olduğumuz için en önceliklendirilmesi gereken konu enerji verimliliği. Çünkü enerji verimliliği, en az yatırımla en büyük sonuçları alabileceğimiz bir alan. Örneğin içten yanmalı bir arabadan elektrikli arabaya geçtiğimizde %60-70 oranında enerjiden tasarruf etmiş oluyoruz. Üstelik bu geçişi hızla tamamlamamızın önünde bir engel yok. Her adımda, dışarıdan alacağımız petrolü azaltmış oluyoruz.  

Enerji bakanı 25 Mart’taki konuşmasında, enerji sübvansiyonları bütçesinin 300 milyar liradan 900 milyar liraya yükseltilmesi gerekeceğini belirtti. Bu Türkiye için azımsanamayacak bir rakam. 

Enerji verimliliğinin ardından en öncelikli konu olarak temiz enerji dönüşümü geliyor. Burada da en büyük alan elektrifikasyon. Özellikle sanayi ve bina tarafında elektrifikasyonu başardığımız ölçüde dışa bağımlılıktan kurtulabileceğiz.

Türkiye’nin yüksek güneş potansiyeli ve çok iyi rüzgar potansiyeli var. Her yıl dışarıya para ödeyeceğimize, Türkiye’ye güneş ve rüzgar santralleri, depolama santralları kurabiliriz. Bu bizi dışa bağımlılıktan kurtaracaktır.