Uluslararası Enerji Ajansı’nın yeni raporuna göre, temiz enerji teknolojilerinin toplam küresel piyasa değeri son 10 yılda yıllık ortalama %20 büyüyerek 2025’te yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaştığı. Enerji dönüşümünün ise artık sadece teknoloji meselesi olmanın ötesinde, küresel ekonomik rekabetin merkezinde olduğunun altı çizildi.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) enerji teknolojilerine yönelik arz ve talep dinamiklerini incelediği Enerji Teknolojileri Perspektifleri (Energy Technology Perspectives – ETP) raporunun 2026 yılı versiyonu yayımlandı. Raporda temiz enerji teknolojilerinin tüm farklı senaryolarda bile hızla yaygınlaştığı ancak piyasa değerinin ne ölçüde büyüyeceğinin hükümetlerin uygulayacağı politikalara bağlı olduğu vurgulanıyor. Yanı sıra temiz enerjiye yönelik dönüşümün de artık yalnızca “iklim politikası” değil; aynı zamanda sanayi politikası, ticaret ve jeopolitik rekabet meselesi haline geldiğinin altı çiziliyor.
ETP’ye göre, temiz enerji teknolojilerinin toplam küresel piyasa değeri, son 10 yılda yıllık ortalama %20 büyüyerek 2025’te yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu miktarın 2035’te yaklaşık 2 trilyon dolara çıkarak 2025’teki küresel ham petrol piyasasının büyüklüğüne ulaşması öngörülüyor.
Küresel güneş ve rüzgâr üretiminin yaklaşık %80’i artık kömür veya gazdan daha düşük birim maliyetlerle gerçekleştiğini belirten raporda, bu durumun kapasite artışlarında hızlı bir yükselişi desteklediği ifade ediliyor. Yanı sıra batarya fiyatlarının da son 10 yılda %75 oranında düşüş gösterdiği, bunun da elektrikli araç satışlarını artırarak elektrik arzında değişken yenilenebilir enerjinin payını büyüttüğü belirtiliyor.
Çin Açık Ara En Büyük İhracatçı
Artan gümrük tarifelerine rağmen, temiz enerji teknolojilerinin üretimine ilişkin ticaretin görünümde merkezi bir rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan rapor, bu teknolojilerde küresel net ticaretin değeri 2025’te 290 milyar dolardan 2035’te 620 milyar dolara çıkarak iki kattan fazla artış göstereceğini öngörüyor. Çin, açık ara en büyük ihracatçı konumunu korurken, net ihracatının değerinin de 2035’te 375 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Güneş PV üretiminde Çin tedarik zincirinin tüm aşamalarında en büyük üretici olmayı sürdürüyor. Hindistan, küresel üretimdeki payını 2024’te %3’ten 2035’te %10’un üzerine çıkararak en büyük artışı yaşayan ülke olma özelliğine sahip. Avrupa Birliği’nde ise Net-Sıfır Sanayi Yasası uygulama aşamasına geçmiş olsa da, belirlenen hedefler yerli yatırımları sistematik biçimde destekleyen finansman mekanizmalarıyla yeterince desteklenmiyor.
Raporda Çin’in 2025’te yaklaşık 50 milyon dolarlık elektrikli araç ihracatına ulaştığı belirtilirken, 2035’e kadar Orta ve Güney Amerika ülkelerinde Çin menşeli elektrikli araçların toplam satışların ortalama yaklaşık yarısını oluşturması bekleniyor. Üretim yatırımlarının sürdürülmesinin büyük ölçüde tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarına dayandığını ifade eden raporda, örneğin Avrupa Birliği ve ABD’nin küresel temiz teknoloji üretim yatırımlarındaki toplam payının 2024 yılında %25’in altındayken, 2031-2035 döneminde ortalama %35’in üzerine çıkacağı öngörülüyor.
Bölgesel İşbirliği ve Seçici Bir Korumacılık Öne Çıkacak
IEA’nın son raporunda ayrıca henüz erken aşamadaki yeni teknolojilere de dikkat çekiliyor. Hidrojen, karbon yakalama, sıfıra yakın emisyonlu çelik ve çimento üretimi, nükleer füzyon ve yeni malzemeler öne çıkarken, kısa vadede olmasa da bu yeni teknolojilerin orta ve uzun vadede oyun değiştirici olabilecekleri belirtiliyor.
Enerji dönüşümünün artık sadece teknoloji meselesi olmanın ötesinde küresel ekonomik rekabetin merkezinde olduğunun altını çizen raporda, üretimi kimin yaptığı, tedarik ettiği ve kimin teknoloji geliştirdiğine bağlı olarak bu rekabetin şekillendiği ifade edilirken, bu kriterlerin, en az “emisyonlar ne kadar azalacak?” sorusu kadar önemli bir hal aldığı da belirtiliyor.
Enerjide yeni yatırımların, ana motivasyonunun tedarik zinciri çeşitlendirme olduğunu ifade eden raporda, bu alanda işbirliği ve bölgeselleşmenin geleceği daha fazla şekillendireceği tahmin ediliyor. Bu bağlamda da stratejik ortaklıklar, bölgesel üretim ağları ve seçici bir korumacılığın da öne çıkması bekleniyor. Yerli üretim ile teknoloji ve malzeme ithalatı arasında bir denge kurulması gerektiğinin altını çizen rapor, bu dengenin nasıl şekilleneceğinin ise söz konusu sektörlerin stratejik önemine bağlı olduğunu belirtiyor.
Avrupa Birliği’nde üretilen ancak Kuzey Afrika’dan ithal edilen yarı iletken bir malzeme olan wafer’larla yapılan güneş PV modüllerinin maliyetinin, tamamen AB içinde üretilen modüllere kıyasla yaklaşık %20 daha düşük olabileceği örneğini veren rapor, tedarik zincirinin belirli aşamalarında ülkeler arası stratejik işbirliğinin, maliyetleri düşürürken çeşitliliği de artırabileceğini vurguluyor.




