;
Bilim

En İyi ve En Kötü İklim Senaryolarının Olasılığı Tahmin Edilenden Düşük

İklimsel sonuçlara yönelik belirsizlikler azalırken, uzmanlar karbondioksit seviyelerinin acilen azaltılması gerektiğinin altını çiziyor.

Yazı: Jonathan Watts ve Graham Readfearn

Çeviri: Gülce Demirer

Felaket tellalları ve umut tacirlerinin, küresel ısınma için neredeyse en iyimser tahminleri dışlayan ve en kötü senaryo olasılığının önemini azaltan bir çalışmanın ardından iklimsel tahminlerini gözden geçirmeleri gerekebilir.

Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir grubun yer aldığı bir araştırma, olası iklim sonuçlarını daraltarak, konuyla ilgili uzun süredir devam eden belirsizlikleri azaltıyor.

İklimin hassasiyeti konusundaki artan güven, politika yapıcıların işini kolaylaştırmalı ve şüpheciliğin kapsamını azaltmalı, ancak bu gezegenin geleceği için güvence vermekten uzak.

ETH Zurich Atmosfer ve İklim Bilimi Enstitüsü’nde iklim fiziği profesörü Reto Knutti, “Ana mesaj şu ki maalesef şansın bizi iklim değişikliğinden kurtarmasını bekleyemeyiz” dedi. “İyi olan ise, gelecekteki uzun vadeli ısınma aralığını biraz daraltmış olmamız, kötü olan ise, problemin sihirli bir şekilde ortadan kalkacağını artık ümit edemeyeceğimiz veya iddia edemeyeceğimiz” diye ekledi.

Şu ana kadar Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), karbondioksitin sanayi öncesi seviyesinden milyonda yaklaşık 280 parçanın iki katına çıktığını tahmin etti ve gezegeni 1,5 ila 4,5 derece arasında ısıtma olasılığının % 66 olduğunu söyledi. Mayıs ayında atmosferik karbondioksit 417ppm’ye ulaştı ve yılda yaklaşık 2.5ppm yükseliyor.

Optimistler, daha düşük rakamlara bakarak eyleme geçmenin gerekli olmadığını; pesimistler ise yüksek rakamlara bakarak çöküşün yakın olduğunu söyleyebilir.

İklim hassasiyeti, dünyanın ikliminin insan etkilerine karşı olan hassasiyetini ölçüyor. İklim hassasiyeti ölçümleri, 1979’daki ilk 1.5 ila 4.5 derece tahmininden bu yana iklim biliminin kutsal değeri olarak kabul edildi. Konu hakkında çok sayıda makale yayımlandı ancak bu aralık şimdiye kadar neredeyse hiç değişmedi.

10’dan fazla uzmanın ve çokça kanıtın yer aldığı, fiziksel süreçlerin gözlemlerini, tarihsel iklim verilerini ve buzul çağından beri olan kayıtları içeren en güncel ve daha kesine yakın sonuçlar veren araştırma ise şu ana kadarki en etkili çalışma oldu.

Çalışmanın ana yazarlarından New South Wales Üniversitesi İklim Değişikliği Araştırma Merkezi’nde Profesör Steve Sherwood, iklim hassasiyetinin potansiyel aralığını anlamanın hayati bir önemi olduğunu söyledi. Sherwood, “İklim değişikliğinin diğer bütün etkileri, iklim hassasiyeti ile ölçülüyor. Rakam ne kadar büyük olursa, küresel ısınmanın artışıyla birlikte diğer etkileri de büyüyor” dedi ve çalışmanın iklim hassasiyetini 2.5 derecenin altında bulduğunu; ancak sıcaklık aralıklarının daha yüksek ucuna dair kesin bir şey söylemenin zor olduğunu belirtti.

Sherwood, “İklim hassasiyeti daha üst seviyedeyse, Paris Anlaşması’nı yerine getirme şansını neredeyse kaybettik” dedi.

Edinburgh Üniversitesi’nden, geçmişte iklim hassasiyeti çalışmalarına katılan, Profesör Gabi Hegerl, en son çalışmaların farklı kanıtları bir araya getirmede her zamankinden daha ileri gittiğini söyledi. Bazıları daha yüksek tahminlerin dışlanmasına yardımcı olurken bazıları daha düşük tahminlere ulaşıyor.

Bu yılın başlarında ise bir dizi iklim modeli iklim hassasiyetinin 5 dereceyi geçebileceğini söylemişti.

Bu yüksek rakamlar bu haftaki çalışmaya dahil edilmedi, ancak birçok iklim bilimcisi son zamanlarda yüksek rakamları daha geniş bağlamdan çıkarılmaması gerektiğini söylüyor.

Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.