;
Politika

Eko – Anksiyete Bizim Değişim Kıvılcımımız

YAZI: Yağmur ÖNEL*

Marmara Denizi’nde ortaya çıkan müsilajın haberlere konu olmasıyla yaşadığım stresi ve endişeyi hatırlıyorum. Aynı duyguları yazın yaşadığımız orman yangınlarında da hissetmiştim. Çok üzgündüm, bizzat gidip bir şeyler yapamadığım için çok çaresizdim ve ardı sıra duyduğum ekolojik felaketlerden dolayı geleceğim için kaygılıydım.

Stresli yaşamlarımızda her bireyin kaygı duyduğu ayrı konular vardır ve kaygı durumu bizi rahatsız edebilir. İklim krizinin etkilerini gün geçtikçe daha da fazla hissediyoruz. Bu etki bazen olağanüstü sıcaklıklar bazen de söndürülemeyen yangınlar, önüne geçilemeyen sel felaketleri ya da müsilaj oluyor. Böyle durumlarda hissettiğimiz aşırı kaygı durumuna “eko-anksiyete” deniyor.

Eko-anksiyete kişinin iklim krizine bağlı olarak oluşan ekolojik felaketlerden aşırı endişe duymasıdır. Bir felakete tanık olunmasa bile olabileceklerden de endişe duyulur. Endişe durumu kronik olarak devam eder ve kişinin umutsuz hissetmesine, öfkeli olmasına veya sorumlu gördüğü insanları suçlamasına sebebiyet verebilir.

İklim krizi konusuna yoğunlaşmış biri olarak ben de eko-anksiyete sahibiyim. Fakat ben bu durumu harekete geçmek için itici bir güç olarak kullanıyorum. Nasıl mı?

Kaygılı olmak yerine eko-anksiyete dediğimizde korkutucu bir durum, ağır bir ruhsal bozukluk gibi hissedebiliriz. Aslında her konuda olduğu gibi burada da en önemlisi dengeyi korumak. Eko-anksiyete bazı kişilerin günlük yaşamlarını bile etkileyebilir ve iklim krizini durdurmak için harekete geçmesine engel dahi olabilir. Tam tersine iklim krizi üzerine hiç kaygı duymamak ise harekete geçme arzusunu yok eder.

Kaygılı olduğumuz zamanlardan sonra gelen harekete geçme arzusunu eminim ki şu anda hatırlayamasanız da daha önce yaşamışsınızdır. İşte o arzu, kaygı durumunuzu ne en dipte ne de en tepede tuttuğunuzda gelir. Dengeyi koruduğunuz takdirde harekete geçmek isteyeceksiniz.

Ben de yangın ve müsilaj gibi olayların yaşandığı zamanlarda dengeyi bulamayabiliyorum. O haftalarda yaşadığım derin üzüntü ile birlikte kaygı düzeyim çok yüksekti. Fakat sonrasında kaygı düzeyim biraz azaldığında ve dengeyi bulduğumda hemen “Ne yapabilirim?” diye kendime sordum. İlk başta sosyal medyada bilimsel olmayan haberlere maruz kaldığımı fark ettim ve bilim insanlarından konuyu dinlemeyi tercih ettim. O zaman fark ettim ki kaos anlarında yanlış bilgi çok çabuk yayılıyor. Doğruyu öğrendikten sonra yapabileceklerimi de öğrendim ve hemen harekete geçtim.

İnsanlarla sohbet etmeye ve bilimsel açıklamaları onlarla da paylaşıp doğruyu öğrenmelerine katkıda bulundum. Bazen sessizce oturup sadece dinledim ve analiz etmeye çalıştım. Etrafımdaki herkes inanılmaz kaygılıydı ve kontrolsüz bir kaygı olduğundan saatlerce hiçbir bilimsel temeli olmayan varsayımlar yapılıyor, suçlamalarda bulunuluyordu. Saatlerce insanları dinledikten sonra “Peki ne yapılmalı?” dedim. İnanır mısınız kimse cevap veremedi.

Uzun lafın kısası duyguları canavar gibi görmemeliyiz. O canavar sizin tutumunuza bağlı olarak meleğe dönüşebilir. Kaygı olmazsa harekete geçilemez. Eko-anksiyetenizi sevin ve onu asla bırakmayın. Çünkü o olmadan verilen onca vaat hayata geçirilemez. Eko-anksiyete bizim değişim kıvılcımımız olsun, güzel yarınlara ulaşma arzumuzun kaynağı olsun.

*16 yaşındaki Yağmur Önel iklim ve çevre aktivisti. Yağmur kendini şu sözlerle tanıtıyor: “Merhaba, ben Yağmur. Şu anda 16 yaşındayım ve bir süredir iklim krizi ile ilgileniyorum. Çünkü gezegenimizin yardıma ihtiyacı var. Ben olanları seyretmekle kalmıyorum, kalamıyorum çünkü ben de doğanın bir parçasıyım ve onu korumalıyım. İklim krizini etkileriyle birlikte her geçen gün daha da şiddetli yaşıyoruz ve ben buna bir ‘DUR’ demek istiyorum.”