Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü tarafından yapılan analiz, iklim krizinin yoksul ülkelerdeki gıda sistemlerini orantısız bir şekilde etkileyeceğini ve ülkeler arasındaki uçurumu daha da derinleştireceğini gösteriyor.
Yeni bir araştırma, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 2 derece artması durumunda, kritik gıda güvencesizliği yaşayan ülkelerin sayısının neredeyse üç katına çıkarak 24’e ulaşabileceğini gösterdi.
Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED) tarafından yapılan analiz, iklim krizinin yoksul ülkelerdeki gıda sistemlerini orantısız bir şekilde etkileyeceğini ve ülkeler arasındaki uçurumu daha da derinleştireceğini gösteriyor.
Küresel ısınma dünya genelinde gıda güvencesizliği riskini artıracak olsa da, düşük gelirli ülkelerdeki gıda sistemlerinin zengin uluslardakine kıyasla yedi kat daha hızlı kötüleşeceği öngörülüyor.
IIED araştırmacısı ve çalışmanın yazarı Ritu Bharadwaj şunları söyledi: “Küresel emisyonlara en az katkıda bulunmuş olmalarına rağmen; halihazırda yoksulluk, kırılganlık ve sınırlı sosyal güvenlik ağları ile karşı karşıya olan ülkelerin, gıda sistemleri en büyük darbeyi alacak. Bugün, dünya nüfusunun yaklaşık %59’u halihazırda ortalamanın altında gıda güvencesine sahip ülkelerde yaşıyor ve projeksiyonlarımız iklim değişikliğinin bu uçurumu muhtemelen daha da açacağını gösteriyor.”
Bharadwaj, bu durumun “iklim şoklarına hızla yanıt verebilen sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi, iklim değişikliğine dayanıklı tarıma yatırım yapılması ve su ile toprak yönetiminin iyileştirilmesi” yoluyla önlenebileceğini ifade etti.
Bharadwaj şunları ekledi: “Günümüzde gıda sistemleri birbirine derinden bağlı. Büyük bir üretici bölgede meydana gelen iklim şokları, küresel tedarik zincirleri boyunca etki yaratabilir ve başka yerlerde fiyat dalgalanmalarını tetikleyebilir. Yüksek gelirli ülkeler nispeten güvencesine sahip olsalar da, küresel gıda piyasalarındaki iklim kaynaklı istikrarsızlığın etkilerinden muaf olamayacaklar.”
IIED, 162 ülke için bir Gıda Güvencesi Endeksi geliştirdi. Endeks, bir ülkenin tüm gıda sisteminin kırılganlığını ölçüyor ve iklim krizinin bu sistemi üç farklı senaryo altında (küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C, 2°C ve 4°C üzerine çıkması) nasıl etkileyebileceğini tahmin ediyor:
Endeks ayrıca iklim krizinin gıda sistemlerinin dört “temel direği” —bulunabilirlik, erişilebilirlik, faydalanma/kullanma ve sürdürülebilirlik— üzerindeki etkisini değerlendiriyor ve riskin bu dört alan arasında eşit şekilde dağılmadığını gösteriyor.
Sürdürülebilirlik ve faydalanma/kullanım, iklim değişikliğine karşı en hassas temel direkler. Bu da iklim hasarının ilk belirtilerinin su, sanitasyon ve sağlık sistemlerinde görüleceği anlamına geliyor. Bu durum, gıda mevcut olsa bile insanların yetersiz beslenmesine yol açabiliyor. İklim riskindeki artış, aynı zamanda gıdaya erişimin azalması, fiyatların yükselmesi ve piyasa düzeninin bozulmasıyla da ilişkilendiriliyor.
En kötü etkilenen ülkeler arasında Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Afganistan, Haiti ve Mozambik gibi ülkeler yer alıyor. 2 derecelik bir ısınma senaryosu altında yapılan analiz, bu ülkelerde gıda güvencesizliğinin %30’dan fazla artarak akut krizlere ve kıtlığa yol açacağını, yüksek gelirli ülkelerde ise bu artışın ortalama %3’te kalacağını öngörüyor.
Düşük gelirli ülkeler genelinde ise gıda güvencesizliğinin ortalama %22 artacağı tahmin ediliyor. Düşük gelirli ülkeler küresel emisyonların yalnızca %1’inden sorumluyken, yüksek ve üst-orta gelirli uluslar bu emisyonların %80’inden fazlasına neden oluyor.
Bharadwaj konu hakkında şunları söyledi: “Yüksek gelirli ülkeler de devasa tarımsal şoklar yaşayacak; ancak onlar, kendi ülkelerindeki bir mahsul kıtlığını küresel piyasadan satın alarak telafi edebilecek servete sahip.”




