;
Analiz Bilim Ekonomi

Almanya Kuraklıkla Boğuşuyor: 100 Yılın En Düşük Su Seviyeleri Ülkeye Şimdiden Taşımacılıkta 650 Milyon Euro’ya Mâl Oldu 

Ren Nehri’nde yaşanan rekor düzeydeki kuraklığın, 2019’da da devam etmesi ve sürücüler ve sanayiyi etkileyerek akaryakıt kıtlığı ve fiyatlarda artışa neden olması bekleniyor. Ren Nehri’nde yaşanan kriz tüm Avrupa’nın aylardır az yağış görmesinin bir sonucu olarak görülüyor. Bilim insanları ise uzun süren kuraklık ve iklim değişikliğini ilişkilendiriyor. Polonya’nın Katowice kentinde düzenlenen BM İklim Zirvesi’nde de (COP24) ülkelerin, 2020’den önce “Talanoa Diyaloğu” bağlamında ve “1,5°C Küresel Isınma” bilimsel raporuna cevaben, çabalarını hızlandırma niyetinde oldukları konusunda açıklık getirmeleri bekleniyor.

Almanya’da beş aydır devam eden kuraklık, Avrupa’nın başlıca iç suyolu taşıma güzergahı Ren Nehri’nin sularının son 100 yılın en düşük seviyesine inmesine neden oldu. Kuraklığın yarattığı krizin yeni yılda da, yeni bir aylık rekor kırarak sürücüler ve başlıca sanayileri akaryakıt kıtlığı ve fiyat artışlarıyla karşı karşıya bırakarak, devam etmesi bekleniyor.

Ren Nehri Avrupa’yı boydan boya kat eden, Belçika ve Hollanda’yı Almanya ve İsviçre ile birleştiren ve büyük limanlar, petrol rafinerileri, depolama tesisleri ve üretim ve dağıtım merkezleri arasındaki akaryakıt ve sanayi ürünleri taşımacılığının yapıldığı önemli bir sanayi taşımacılık güzergahı. Normal şartlarda Ren Nehri’nde kargo gemileri yılda yaklaşık 180 bin milyon ton kargo taşıyor.

Su Seviyesi Azalıyor

Ren Nehri su seviyeleri Haziran ortasında alçalmaya başladı ve Ekim ayında 1900’den bu yana kaydedilen en düşük seviyeye indi. Kısa bir toparlanmadan sonra tekrar alçalan su seviyeleri, Almanya hükümeti verilerine göre Aralık ayına rekor seviyenin biraz daha üstünde girecek.

Kasım ayı su seviyeleri ise 1900 yılından beri en düşük seviyede seyrediyor. Kargo trafiğinin seyretmek zorunda olduğu sığ nokta Kaub’daki aylık ortalama su seviyeleri ise şu anda 41 santim olarak ölçülüyor. Bu yıldan önce Ekim ayının en düşük su seviyesi 58 santim ile Ekim 1947’de ölçülmüştü. Ekim 2018 ortalaması ise 47 santimdi. 22 Ekim’de su seviyesi, 1900’dan bu yana en düşük seviye olan 25 santime düştü. Şu andaki su seviyesi 30 santim olarak bildiriliyor.

Uzmanlar kısa sürede iyi yönde bir gelişme olmayacağını belirtiyor. Hemholtz Çevre Araştırmaları Merkezi’nden (UFZ) Dr. Andreas Marx durumu şu sözlerle açıklıyor: “Şu anda içinde bulunduğumuz kuraklık yüzünden Almanya’daki toprak, veri toplamaya başladığımız 1951 yılından bu yana, en kuru dönemini yaşıyor. Ortalama olarak metrekarede 100 litrenin üzerinde, yani çok büyük miktarda su eksiğimiz var. Dolayısıyla, normal seviyelere geri dönülmesi için en az sekiz hafta geçmesi gerekecek. Bu aynı zamanda, düşük su seviyelerine bağlı olarak yapılan kısıtlamaların süresini de gösteriyor”.

Commerzbank Emtia Analisti Carsten Fritsch ise “Bu durum kuraklık devam ettiği ve su seviyeleri yeterince yükselmediği sürece devam edecek. Yıl sonuna kadar dizel fiyatlarında bir düşüş yaşanması ihtimalini görmüyorum. Kış sonunda Alpler’de karın erimesi nehir suyunun normal seviyelerine dönmesine yardımcı olabilir.” diyor.

Sonuçları Ne Olacak?

Kritik düzeyde düşük su seviyeleri mavna seyirlerinin durduğu ya da karaya oturmamak için çok küçük bir kapasiteyle çalıştıkları anlamına geliyor. Neredeyse boş bir mavnayla taşımacılık yapmak ise maliyetleri artırıyor. Taşımacılık için demiryolu ya da karayolu tercih edilebilir, ancak bunların maliyeti da nehir taşımacılığı maliyetinden daha yüksek. Almanya Akaryakıt İstasyonları Birliği’nin maliyet artışına örnek olarak verdiği bilgiye göre, bir geminin taşıdığı akaryakıt miktarı için yaklaşık 500 akaryakıt kara tankeri gerekiyor. Shell kısa süre önce Almanya’daki akaryakıt rafinerilerinde taşımacılık sorunlarına bağlı olarak üretim faaliyetlerinde kısıtlamaya gittiğini açıkladı.

Akaryakıt İstasyonları Birliği Sözcüsü Herbert W. Rabl Almanya’daki sorunun boyutunu şu sözlerle açıklıyor: “Almanya’da akaryakıt rafinelerinden çıkan yakıtın büyük kısmı nehirler aracılığıyla 100 adet ara depolama tesisine taşınıyor. Bu yakıtlar ara depolama tesislerinden tankerlerle petrol istasyonlarına taşınıyor. Buradaki sorun, çoğu ara depolama tesisinin şu anda seyredilmesi zor olan Ren Nehri üzerinde yer alması. Sistemin tamamının ucu ucuna yeterli olacak şekilde kurulmuş ve su seviyelerindeki düşüş gibi ufak sarsıntılar bile krizi tetikliyor”.

Yaşanan kuraklık akaryakıt fiyatlarında da artışa neden oldu. Wood Mackenzie’den Kıdemli Analist Mark Williams’a göre, Almanya’nın batısı ve güneyindeki sürücüler geçen yıl kuzeydekilerden litre başına tarihsel ortalama ile de uyumlu olan 1-2 euro cent’lik bir fark öderken, hâlihazırda 15 euro cent daha fazla ödüyor. Williams’ın hesaplarına göre daha yüksek dizel yakıt fiyatlarının batı ve güneydeki sürücülere maliyeti 650 milyon euro. Williams’ın maliyet hesabı muhafazakar bir değerlendirme ve bu durumun daha geniş tedarik zinciri ve lojistik üzerindeki etkileri de hesaba katıldığında, Almanya’ya toplam maliyetinin daha yüksek olabileceği görülmekte.

İsviçre’de dizel pompa fiyatı ise, alçalan su seviyelerinin ağır yüklü mavnaların Yukarı Ren’e girmesini engellemesiyle birlikte, litre başına 0.10 İsviçre frankı artarak litresi 1,84 İsviçre frankına çıktı. Bu da, Mark Williams’a göre, Rotterdam ve Basel arası navlun masrafının litrede 0.16 İsviçre frank artması olarak yansıdı. Normal koşullarda Ren Nehri’nde haftada 100.000 tonluk dizel yakıt taşımacılığı gerçekleştiriliyor.

Sanayi de krizden etkilenmiş durumda. Ren Nehri boyunca yer alan kömürlü termik santrallar kapasite azaltımına gitmek zorunda kaldı ve bu da kelimenin tam anlamıyla kömürün atıl bir varlığa dönüştüğü anlamına geliyor. Öte yandan, BASF gibi kimyasal madde üreticileri ve Thyssenkrupp ve ArcelorMittal gibi çelik üreticilerinin hepsi üretim faaliyetlerini kısıtlamak zorunda kaldı. BASF, Temmuz’da hizmete giren 1 milyar euroluk fabrikasında plastik üretimini durdurdu.

Hem Almanya, hem de İsviçre akaryakıt kıtlığıyla başa çıkmak için acil durum akaryakıt stoklarını açtılar. Commerzbank’dan Fritsch’e göre, bu tür önlemler kısa dönemli kıtlıklarla başa çıkılmasına yardımcı olsa da “fiyatları aşağıya çekemez.”

Kuraklık aynı zamanda Ren Nehri boyunca yaşayan yaban hayatı da yok ediyor. Doğa korumacılar taşkın yataklarının kuruduğunu ve nehrin İsviçre’ye uzanan kısmında düşük oksijen seviyelerine bağlı olarak görülen binlerce balığın ölümü dahil olmak üzere, kuşlar ve balıklar açısından sorun yarattığı konusunda uyarıda bulunuyor.

İklim değişikliği ve Kuraklık İlişkisi

Ren Nehri’nde yaşanan kriz tüm Avrupa’nın aylardır az yağış görmesinin bir sonucu. Federal Çevre Ajansı UBA’dan su uzmanı Corinna Baumgarten bu yıl görülen düşük su seviyelerinin sadece Ren’i etkilemediğini belirtiyor: “Almanya’daki tüm nehir yataklarında su seviyeleri düşüyor. Örneğin, Elbe Nehri’nin birçok bölümünde de su seviyeleri düştü.” Almanya Şubat’tan bu yana ortalamanın oldukça altında yağış aldı ve hâlihazırda hemen hemen ülkenin tamamında kuraklık yaşanıyor. Nisan ile Temmuz ayları arasındaki dönem, Almanya’nın kayda geçmiş en sıcak ve en kuru dönemi oldu.

Nabu Ren Nehri Koordinasyon Dairesi, Doğa Koruma Sorumlusu ve Nehir Uzmanı Klaus Markgraf-Maué ise Ren Nehri’nde tanık olunan rekor derecedeki düşük su seviyelerinin büyük ölçüde şu anda yaşanan kuraklıktan kaynaklandığını belirtiyor ve ekliyor: “Ren Nehri’ndeki durumun orta vadede, iklim değişikliğinin etkisiyle yaz aylarında yağışsız dönemlerin uzaması ve Alp buzullarının erimesiyle, daha da kötüleşmesini bekleniyor”.

Bilim insanları uzun süren kuraklık ve iklim değişikliğini ilişkilendirdi. Yaz aylarında yayınlanan bir bilimsel çalışma, iklim değişikliğinin Avrupa’da sıcak hava dalgası olma ihtimalini en az iki misli artırdığını ortaya koydu. İklim projeksiyonları, seragazı emisyonları ciddi oranda azaltılmadığı takdirde, Avrupa’da kuraklığın giderek daha sık ve daha ciddi boyutlarda yaşanabileceğini gösteriyor. Almanya Meteoroloji Dairesi DWD Başkan Yardımcısı Paul Becker “Yakın gelecekte böyle aşırı hava olaylarının yaşanacağı dönemlerin artması beklememiz gerekiyor” uyarısında bulundu.

Polonya’nın Katowice kentinde geçtiğimiz Pazar günü başlayan ve BM İklim Zirvesi’nde de (COP24) ülkelerin, 2020’den önce “Talanoa Diyaloğu” bağlamında ve “1,5°C Küresel Isınma” bilimsel raporuna cevaben, çabalarını hızlandırma niyetinde oldukları konusunda açıklık getirmeleri bekleniyor. Zirvede dört temel konuda adımlar atılması bekleniyor:

-Talanoa Diyalogu konusunda ilerleme,

-Hükümetlerin 2020 Paris Anlaşması uygulama yılı öncesi Ulusal Katkı Beyanları’nı gözden geçirmeleri konusunda sinyaller,

-Paris Anlaşması’nı tamamıyla işler hale getirecek ve kaydedilen ilerlemeleri sağlayacak olan kural kitabında ilerleme kaydedilmesi ve ilk kuralların net olarak belirlenmesi,

-Adil geçiş, e-mobilite ve ormanlar hakkında deklarasyonların yayımlanması.