BM iklim müzakerelerinde kadın ve toplumsal cinsiyet örgütlerini bir araya getiren Women and Gender Constituency – Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet Grubu (WGC), Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 için taleplerini 27 Ekim’de açıkladı. Grup, Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nın uygulanmasını, iklim finansmanının hak temelli olmasını ve ev sahibi Türkiye’de bütün katılımcıların güvenliğinin güvence altına alınmasını istiyor. WGC, ayrı bir belgede ise nükleer enerjinin adil geçişin parçası olamayacağını savunuyor.
YAZI: Özlem Altıparmak
Antalya’da düzenlenecek COP31 yaklaşırken, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) sürecinde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışan örgütlerin ortak platformu WGC, hükümetlere yönelik taleplerini yayımladı. Belgenin temel mesajı şu: İklim krizine karşı alınan kararlar, kadınların ve krizden en çok etkilenen toplulukların yaşamında somut karşılık bulmalı. Bunun yolu da bütçeden, hesap verebilirlikten ve karar süreçlerine gerçek katılımdan geçiyor.
WGC, hak karşıtı politikaların güçlendiği bir dönemde, öncelikle mevcut kazanımların korunması gerektiğini vurguluyor. Ancak çağrı bununla sınırlı değil. İklim politikalarının, krizin etkilerini ağırlaştıran ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri de dönüştürmesi isteniyor.
Belém’den Antalya’ya: Uygulama Sınavı
COP30’da kabul edilen ve 2026–2034 dönemini kapsayan Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı, taleplerin ana dayanağı. COP31, planın kabulünden sonraki ilk zirve olacak. WGC’ye göre bu nedenle Antalya, planın kâğıt üzerinde kalıp kalmayacağını gösterecek ilk sınav.
Grup, ülkelerin 2027’de sunacağı ulusal değerlendirmelerin şekli yükümlülüklerle yetinmemesini istiyor. Bu değerlendirmelerde sağlık, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve bakım emeği yer almalı. Çoğu zaman göz ardı edilen konular da eklenmeli: LGBTİQ+ kişilerin farklılaşan deneyimleri, yerinden edilme, toprak hakları ve yerli halkların hakları. Değerlendirmelerin sivil toplum ve yerel örgütlerle birlikte hazırlanması da talepler arasında. Ayrıca ulusal toplumsal cinsiyet ve iklim değişikliği odak noktalarına yeterli bütçe ve çalışma zamanı ayrılması isteniyor.
Temsil meselesi bir diğer gündem maddesi. WGC’nin aktardığı verilere göre COP30’da ülke delegelerinin %43,6’sı kadındı. Ancak delegasyon başkanları ve yardımcıları arasında bu oran %36,5’te kaldı. Grup, liderlik seviyesindeki bu açığın kapatılması için somut önlemler talep ediyor.
Ev Sahibi Türkiye’ye Güvenli Katılım Çağrısı
Belgenin dikkat çekici bölümlerinden biri doğrudan ev sahibi ülkeyle ilgili. WGC, 12 Eylül 2026’dan bu yana Türkiye’de LGBTİ+, feminist ve insan hakları örgütlerini hedef alan baskınlar, gözaltı kararları ve dijital kısıtlamalar yaşandığını ve bu durumun COP31’e güvenli katılım konusunda doğrudan kaygı yarattığını belirtiyor.
WGC, COP31 Başkanlığı, Müzakere Başkanı ve BM İklim Sekreteryası’ndan bir güvence istiyor. WGC’ye göre bu güvencenin, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği ve ifadesi, cinsiyet özellikleri ya da bağlantılarından bağımsız olarak bütün katılımcıları kapsaması ve kamuoyu önünde verilmesi gerekiyor. Grup, Türkiyeli hak savunucularının toplantılara katılımının sağlanmasının ve hiç kimsenin kimliği ya da savunuculuğu nedeniyle konferans öncesinde, sırasında veya sonrasında gözetime, gözaltıya, ülkeye giriş yasağına ya da misillemeye maruz kalmamasının altını çiziyor. Buna ek olarak BM İklim Sekreteryası’nın taciz vakalarına ilişkin COP31’de sunacağı raporun, yıldırma ve misillemeleri de kapsamasını ve başvurucunun kimliği koruyan, herkes için olayca ulaşılabilir bir şikâyet yöntemi oluşturulmasını istiyor.
Finansman: Borç Değil, Hibe
WGC, iklim finansmanında miktar kadar niteliğin de önemli olduğunu vurguluyor. Gelişmiş ülkelerden öngörülebilir, yeni ve ek, kamusal, borç yaratmayan ve hibe temelli destek isteniyor. Kadın hakları örgütlerine, feminist ve LGBTİQ+ örgütlerine, yerel topluluklara ve çevre savunucularına doğrudan, esnek ve çok yıllı kaynak aktarılması öneriliyor. Uyum alanında ise BM iklim fonlarından yapılan aktarımların 2030’a kadar en az üç katına çıkarılması talep ediliyor.
Bakım emeği bu çerçevenin merkezinde. WGC, iklim politikalarının kadınların yüklenmiş olduğu karşılıksız bakım emeği sorumluluklarını artırmamasını istiyor. Belgede bakım emeği bir “iklim altyapısı” olarak tanımlanıyor ve bu emeğin tanınması, yeniden dağıtılması ve erkekler tarafından paylaşılması isteniyor. Cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile haklarının iklim politikalarına dahil edilmesi de öncelikler arasında. Aynı şekilde iklim bilimini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan dezenformasyonla mücadele de öne çıkıyor.
Nükleer Enerji Neden Feminist Gündemde?
WGC, Ekim 2026’da yayımladığı ayrı bir belgede nükleer enerjiyi “sahte iklim çözümleri” arasında saymıştı. Belge, enerji dönüşümünü yalnızca emisyonlar üzerinden tartışmıyor. Asıl soruyu şöyle koyuyor: Dönüşümden kim yararlanıyor, bedelini kim ödüyor, kararları kim veriyor?
Belgeye göre uranyum madenciliği, yerli halkların ve yerel toplulukların toprak, su ve geçim kaynaklarını orantısız biçimde etkiliyor. Bu faaliyetler çoğu zaman bu toplulukların özgür, önceden ve bilgilendirilmiş rızası alınmadan yürütülüyor. Maliyet de önemli bir itiraz noktası. Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu 2025’e göre 2015–2024 arasında tamamlanan reaktörlerin inşası ortalama 9,4 yıl sürdü. WGC, bu süre ve maliyetlerin uyum ve kamu hizmetleri için gereken kaynakları başka yöne çektiğini savunuyor. Radyoaktif atıklar ve santralların sökümü ise gelecek kuşaklara devredilen yükler olarak görülüyor. Belge ayrıca sivil ve askeri nükleer programlar arasındaki bağa dikkat çekiyor. Grubun önerisi, kamu kaynaklarının yenilenebilir enerjiye, enerji verimliliğine, uyuma, dayanıklı kamu hizmetlerine ve bakım ekonomisine yönlendirilmesi. WGC’ye göre yenilenebilir projeler de insan hakları ve çevresel güvencelerle yürütülmeli.
Askeri Harcamalar ve Karbon Piyasaları
WGC, fosil yakıtlardan adil bir çıkışın hızlandırılmasını istiyor. Askeri emisyonların zorunlu olarak raporlanmasını ve askeri harcamaların iklim eylemine aktarılmasını da talep ediyor. Belgede aktarılan verilere göre küresel askeri harcamalar 2025’te 2,88 trilyon dolara ulaştı. Grup, karbon piyasalarının gerçek emisyon azaltımı sağlamadığını ve toplulukların haklarını tehdit ettiğini savunuyor. Müzakerelerin şirket çıkarlarının etkisinden korunmasını da istiyor.
Antalya’ya taşınan feminist gündem, zirvenin başarısını imzalanan metinlerden çok toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bu taleplerin hayata geçirilmesinde arıyor. WGC’nin ölçütü üç noktada toplanıyor: Kaynakların adil paylaşılması, bakım sorumluluğunun toplumsal olarak üstlenilmesi ve haklarını savunan herkesin kararları güven içinde etkileyebilmesi.


