COP31 öncesinde Türkiye’nin iklim politikalarını değerlendiren yeni bir rapor, 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda, Türkiye’ye emisyon azaltım hedeflerinin güçlendirilmesi, kömürden çıkış takvimi belirlenmesi ve iklim politikalarında şeffaflığın artırılması gibi önemli çağrılarda bulunuyor.
Türkiye’nin mevcut iklim politikalarını ele alan ve ülkenin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde iyileştirilmesi gereken öncelikli alanlara ilişkin öneriler sunan yeni bir raporda, Türkiye’nin 2025 tarihli İklim Kanunu’yla bir çerçeve oluşturmasına rağmen bu çerçevenin daha iddialı emisyon azaltım hedefleri ve güçlü uygulama mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
London School of Economics çatısı altında, iklim değişikliği, çevre politikaları ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş üzerine araştırmalar yürüten Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırma Enstitüsü ile Geçiş Yolu Girişim Merkezi “COP31 Ev Sahibi Türkiye’nin İklim Politikaları: Mevcut Durum ve İlerleme” isimli raporu yayımladı. Kasım ayında gerçekleşecek COP31’in Türkiye’ye iklim değişikliği konusunda liderlik sergileme fırsatı sunduğunu belirten rapor, Türkiye’nin 2025 yılında kabul ettiği İklim Kanunu ile 2053 Net Sıfır Hedefi’ne yönelik bir yol haritası ortaya koyduğunu ve Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) oluşturduğunu hatırlatıyor. Ancak kabul edilen bu politikaların geliştirilmesi gerektiği vurgulanarak, Türkiye’ye bir takım önerilerde bulunuluyor.
Yeni raporda seragazı azaltımına ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarına ivme kazandırmak adına öncelikle, İklim Kanunu kapsamında bir danışma kurulu oluşturulması öneriliyor. Böyle bir kurumun iklim politikalarına bağımsız görüş ve değerlendirmeler sunabileceği ifade ediliyor.
Türkiye’nin kendi ETS’si için mutlak ve giderek azalan bir emisyon üst sınırı belirlenmesi gerektiğini vurgulayan raporda, bu sınırın hem İklim Kanunu’nda ETS’ye ilişkin yapılan tanımla, hem de Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu olması gerektiğinin altı çiziliyor. Yanı sıra 2030 ve 2035 yılları için daha iddialı iklim hedefleri belirlenmesi adına da Türkiye’ye Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) güncellemesi çağrısında bulunuluyor. Bu bağlamda da NDC hedeflerinin sektörlere özgü yol haritalarına dönüştürülmesi gerektiği de belirtiliyor.
Kömürden Çıkışa COP31’de Destek Verme Çağrısı
Rapordaki bir diğer önemli öneri ise enerji hakkında yapılıyor. Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yönelik mevcut düzenleyici desteğin güçlendirilmesi, buna bağlı olarak da kömürden elektrik üretiminin aşamalı olarak sonlandırılmasının taahhüt edilmesi ve kömürden çıkış birliği olan Powering Past Coal Alliance’a katılım sağlanması öneriliyor. Ayrıca COP31’in ev sahibi olarak Türkiye’nin bu girişime diplomatik destek vermesinin önemine değiniliyor.
Bir diğer dikkat çekilen nokta ise sektörel politikaların güçlendirilmesi üzerine. Raporda, sanayi, binalar ve ulaştırma alanlarındaki politikaların sağlamlaştırılmasının yanı sıra arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık alanlarını kapsayan kapsamlı bir mevzuat gerekliliğinin altı çiziliyor. Tüm bunların yanı sıra, özel sektörün şeffaflık yükümlülüklerinin genişletilmesi kapsamında, şirketlerin geçiş planları hazırlamalarının ve bu planları kamuoyuyla paylaşmalarının zorunlu hâle getirilmesine yönelik adımlar atılması öneriliyor.
Kamu kısmında ise iklimle ilgili harcamalarının açıklanması, iklim hedeflerine yönelik bu türden harcamalarının şeffaf biçimde ortaya konulması ve iklim bütçesi etiketleme sisteminin benimsenmesi gerektiğine de değiniliyor.
Adil Geçiş Kurumsallaşmış Bir Yaklaşım Gerektiriyor
Raporda Türkiye’ye yapılan bir diğer kritik öneri ise fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonlarının aşamalı olarak kaldırılması için net bir takvim belirlenmesi. Bununla da yetinmeyerek, Sübvansiyonlar Dâhil Fosil Yakıt Teşviklerinin Aşamalı Olarak Kaldırılması Koalisyonu’na (COFFIS) COP31 zirvesinde diplomatik destek verilmesi çağrısı yapılıyor.
Yanı sıra kamu alımlarıyla ilgili kuralların reforme edilmesi isteniyor. Satın alma süreçlerinde yaşam döngüsü maliyetlendirmesinin teşvik edilmesi ve kamu kurumlarının tedarikçilerinin çevresel açıdan daha sürdürülebilir uygulamalar benimsemesini sağlayacak zorunlu kurallar getirilmesi gibi öneriler bu reformun bileşenleri olarak değerlendiriliyor.
Raporda adil geçişe yönelik kurumsallaşmış bir yaklaşımın benimsenmesinin önemine de değiniliyor. İşçilerle sosyal diyaloğun kurulması, yerel toplulukların ve kırılgan grupların sürece dâhil edilmesi ve iklim politikalarının farklı toplumsal kesimler üzerindeki etkilerini izlemek üzere uzman bir kurul oluşturulması da adil geçişe giden yolda benimsenmesi gereken yaklaşımlar olarak tarif ediliyor.
Ayrıca, Türkiye’nin Ulusal Uyum Planı’nın uygulanmasındaki ilerlemeyi kamuoyuna açıklamak amacıyla bir İzleme ve Değerlendirme Raporu yayımlaması ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarının da, konuyla ilgili tüm paydaşları kapsayacak şekilde genişletmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor.


