12 Aralık 2015’te imzalanan Paris Anlaşması birçok kişi tarafından haklı olarak tarihi bir an olarak nitelendirildi. Ancak 10 yıllık sürede dünya hâlâ çok yüksek bir hızla ısınıyor.
10 yıl önce, 12 Aralık 2015’te, Fransa’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP21) bir araya gelen 195 ülkenin lideri Paris Anlaşması’na imza attı. Ülkeler böylece “iklim değişikliği tehdidine karşı küresel yanıtı güçlendirme” sözü verirken, anlaşmanın imzalanması birçok kişi tarafından tarihi bir an olarak nitelendirildi.
Amaç, “küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 2 derecenin oldukça altında tutmak” ve “sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 derecede sınırlama” çabalarını sürdürmekti.
Ancak 10 yıl sonra gelinen noktada amaca ulaşma hızı ve hırsı soru işaretlerine neden oluyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), 4 Kasım’da yayımladığı bir raporda, mevcut yüzyıl için sıcaklık artışı tahminlerinin “şu anda 2,3 ile 2,5 derece arasında, mevcut politikalara dayalı tahminlerin ise 2,8 derece olduğunu” belirtti.
BM Genel Sekreteri António Guterres, “Önümüzdeki birkaç yıl içinde küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutamayacağız. Bu sınırı aşmak kaçınılmaz” dedi.
Gelecek de daha parlak görünmüyor. ABD Başkanı Donald Trump, ilk dönemine benzer bir şekilde ikinci döneminde de göreve başlamasından kısa bir süre sonra ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çekti. Başkan tarafından imzalanan kararnamede Paris Anlaşması, ABD’nin değerlerini yansıtmayan bir anlaşma olarak nitelendiriliyor.
Dünya Bankası Eylül 2021’de yaptığı uyarıda, küresel ısınmanın 216 milyona kadar insanın daha iyi yaşam koşulları arayışıyla kendi ülkeleri içinde göç etmesine yol açabileceğini belirtti. “Groundswell” başlıklı raporunda, insanların “su kaynaklarının ve tarımsal verimliliğin azaldığı yerlerin yanı sıra deniz seviyesinin yükselmesi ve fırtına dalgalarından etkilenen bölgelerden göç edeceklerini” açıkladı.
Bu yılın başlarında, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Celeste Saulo, Avrupa’nın en hızlı ısınan kıta olduğunu ve aşırı hava olaylarının ve iklim değişikliğinin en büyük yükünü taşıdığını belirtmişti.
Saulo’nun da belirttiği gibi, bu tür örnekler bu zamana kadar bolca görüldü. Geçtiğimiz Ağustos ayında Portekiz ve Yunanistan’da büyük yangınlar çıktı ve tek bir günde 150’den fazla yangın tespit edildi.
Ekim 2024’te İspanya’nın Valensiya bölgesi olağanüstü şiddetli sel felaketiyle karşı karşıya kaldı. Bir yıllık yağmur miktarı sadece sekiz saat içinde yağdı ve 220’den fazla kişinin ölümüne neden oldu.
Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklıklar, Fırtınalar…
Küresel ısınma sayısız etkiye sahip. WMO, sıcaklıktaki her bir derecelik artışla birlikte “havanın yaklaşık %7 daha fazla su buharı içerebileceğini, bunun da şiddetli yağış potansiyelini artırdığını” ve okyanusların kademeli olarak CO2 emme kapasitesini kaybedeceğini açıklıyor. “Okyanus, sera gazı emisyonlarının neden olduğu fazla ısının yaklaşık %91’ini depoluyor. Ancak ısındıkça, karbonu emme kapasitesini kademeli olarak kaybediyor” diye ekliyor.
Bahsi geçen bozulmanın aynı zamanda deniz seviyesindeki yükselişi daha da kötüleştirmesi ve sıcak hava dalgalarını “çok daha sık” hale getirmesi bekleniyor. Yanı sıra kuraklıkların da “daha şiddetli”; yoğun yağış dönemlerinin ise “daha belirgin” olacağı öngörülüyor.
Birleşmiş Milletler, 9 Aralık’ta yayımladığı raporda, iklim değişikliğiyle mücadelede “birbirine bağlı, tüm toplumu ve tüm hükümetleri kapsayan” bir yaklaşım çağrısında bulundu.
82 ülkeden 287 bilim insanı tarafından hazırlanan raporda, ülkelerin enerji ve gıda gibi sistemleri dönüştürmek için bir araya gelmedikleri bir senaryoda iklim değişikliğinin yol açacağı yıkıcı etkiler aktarılıyor. Rapor ayrıca, iklim değişikliğinin 2050 yılına kadar küresel yıllık GSYİH’yi %4 oranında azaltabileceği ve milyonlarca insanın hayatına mal olabileceği konusunda da uyarıda bulunuyor.
İklim Sabotajı
Paris Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden on yıl geçtikten sonra, bir dizi iklim örgütü bir kez daha alarm verdi. Greenpeace, Action Justice Climat Paris ve ANV-COP 21, Eyfel Kulesi yakınlarında Emmanuel Macron, Marine Le Pen ve Donald Trump’ın da aralarında bulunduğu isimlerin yer aldığı dev bir pankart açtı.
ANV-COP 21, “Bu eylem, son on yıldır iklim değişikliğiyle mücadele ve kamu yararı yerine kirletici endüstrileri ve milyarderleri kayıran iktidardaki politikacıları kınamaktadır” dedi.
Greenpeace ise acı bir sonuca vardı: “Yanlış bilginin yayılması artarken, çevreciler suçlu ilan ediliyor. Ekolojik gerilemeler katlanarak çoğalıyor. İklim sabotajı kaçınılmaz değil; bu, genel çıkarlardan ziyade özel çıkarların dikte ettiği siyasi tercihlerin sonucudur.”
BM Çevre Programı’nın dört yılda bir yayımlanan Küresel Çevre Görünümü raporunun yazarları, dünyanın iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, toprak bozulması ve kirlilikle ortaklaşa mücadele etmek için daha fazla politika benimsemesi gerektiğini söyledi.
Raporda, bu sorunların ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğu ve fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik mali teşvikler, sürdürülebilir tarım uygulamalarının güçlendirilmesi, kirliliğin azaltılması ve atıkların sınırlandırılması gibi çözümler gerektirdiği savunuldu.




