;
Ekonomi

Yeni Çalışma: Dünyada Ekonomik Büyüme ile Karbon Emisyonları Arasındaki Bağ Neredeyse Koptu

karbon emisyonu

Güçlü hükümet iklim politikalarının etkinliğini vurgulayan analiz, “ayrışma” eğiliminin 2015’ten beri hızlandığını ve özellikle küresel güneydeki büyük emisyon kaynakları arasında belirgin hale geldiğini gösteriyor.

Paris Anlaşması’nın 10. yıldönümünden hemen önce yayımlanan bir araştırmaya göre, ekonomik büyüme ile karbon emisyonları arasındaki güçlü bağ, dünyanın büyük çoğunluğunda kopuyor.

Güçlü hükümet iklim politikalarının etkinliğini vurgulayan analiz, bu “ayrışma” eğiliminin 2015’ten beri hızlandığını ve özellikle küresel güneydeki büyük emisyon kaynakları arasında belirgin hale geldiğini gösteriyor.

Energy and Climate Intellienge Unit’in (ECIU) raporuna göre, küresel ekonominin %92’sini temsil eden ülkeler, tüketime dayalı karbon emisyonlarını ve GSYİH büyümesini birbirinden ayırmış durumda.

En son Küresel Karbon Bütçesi verilerini kullanan araştırma, emisyonları azaltırken ekonomilerini büyüten gelişmiş ekonomilerde artık ayrışmanın norm haline geldiğini ve Brezilya, Kolombiya ve Mısır da dahil olmak üzere küresel GSYİH’nin %46’sının emisyonları azaltan ülkelerden oluştuğunu ortaya koyuyor. En belirgin ayrışma ise İngiltere, Norveç ve İsviçre’de yaşandı.

Daha da önemlisi, Çin’deki çarpıcı değişim. Dünyanın en büyük emisyon kaynağı olan Çin, ekonomik olarak kömür ve diğer fosil yakıtlara olan bağımlılığını önemli ölçüde azaltıyor. Son 18 aydır ülkenin emisyonları artış göstermedi ve birçok analist Çin’in emisyonlarının zirveye ulaşmış olabileceğini düşünüyor.

Son on yılda toplam 21 ülke iyileşme kaydetti. Bunlar arasında Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Kolombiya, Mısır, İtalya, Meksika ve Güney Afrika yer alıyor. Bu ülkelerin tamamı emisyonlarını azaltırken ekonomik olarak büyüdü.

Diğer 22 ülke ise 2015 öncesi ve sonrasındaki on yıllarda ayrışmayı tutarlı bir şekilde başardı. Bunlar arasında ABD, Japonya, Kanada ve Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu yer alıyor.

Donald Trump, ABD’yi tam tersi yöne doğru götürmeye çalıştı, ancak başkanlığının ilk döneminde emisyonlarda yalnızca kısa süreli bir artış yaşandı. Raporun yazarlarına göre, son 20 yılın büyük bölümünde ABD emisyonları düşüş gösterdi.

Rapor, BM Taraflar Konferansı (COP) gibi uluslararası müzakerelerin, insan kaynaklı küresel ısınmanın yarattığı tehdide yeterli cevap veremediğini kaydediyor ancak enerji geçişini desteklediğinin de altını çiziyor.

ECIU tarafından yapılan daha önceki bir analiz, yıllık karbon emisyonlarındaki büyümenin, Paris Anlaşması’ndan önceki on yılda görülen %18,4’e kıyasla, 2015’ten bu yana %1,2’ye gerilediğini gösteriyor.

2015 yılında yaklaşık 200 ülke tarafından imzalanan anlaşma, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2 derecenin oldukça altında tutma taahhüdünü içeriyordu. Anlaşma, işletmelere ve hükümetlere, iklim değişikliğine neden olan petrol, gaz ve kömüre alternatifler bulmaları gerektiği konusunda güçlü bir sinyal gönderdi.

Sonuç olarak, yüzyıl sonuna kadar küresel ısınma tahmini 4 dereceden 2,6 dereceye düştü. Bu ilerlemeye rağmen, yazarlar iklimi istikrara kavuşturmak için önümüzdeki on yılda daha hızlı harekete geçilmesi gerektiğini söylüyor.