;
Ekonomi Politika

Türkiye’de Elektrik Sistemi Dönüşümünün Sosyoekonomik Etkileri

YAZI: Yael TARANTO,SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Kıdemli Analist

UNEP Emisyon Açığı 2020 raporu, ülkelerin izlediği mevcut üretim ve tüketim politikalarının devam etmesi durumunda yüzyıl sonunda yeryüzü ortalama sıcaklık artışının 3 derece seviyesinin üzerine çıkacağını öngörüyor. Oysa iklim değişikliğinin önlenebilmesi için bu artışın 1,5 dereceyle sınırlanması gerekiyor. Rapora göre artışın bu seviyeye çekilebilmesi ancak yüzyıl ortasına kadar küresel seragazı emisyonlarının sıfırlanması ile mümkün olabilecek.

Paris Anlaşması’na taraf olan ülkeler 2030 yılına dek kendi belirledikleri ulusal hedefler doğrultusunda seragazı emisyonlarını azaltmakla yükümlüler. 2016 sonunda 195 ülkenin imzasıyla yürürlüğe giren anlaşmanın beşinci yılında dünyada yalnız iki ülke (Surinam ve Bhutan) net sıfır karbon hedefine ulaşabildi. 10 ülke ve ayrıca AB net sıfır karbon hedefini yasa haline getirmişken dört ülkede bunun için yasa taslağı bulunuyor. Aralarında Çin ve ABD’nin bulunduğu 25 ülke ise net sıfır hedefine ulusal politika dokümanlarında yer vermişken 91 ülkede hedef müzakere halinde. Bu ülkelerin büyük çoğunluğu 2040-2060 yılları arasında karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefliyor. Türkiye ise Paris Anlaşması’nı imzalamış ancak henüz onaylayarak yürürlüğe koymamış birkaç ülkeden biri. Bununla beraber geçtiğimiz haftalarda Resmi Gazetede yayımladığı Yeşil Mutabakat Genelgesi ve Yeşil Mutabakat Eylem Planı ile Türkiye’nin de net sıfır karbon hedeflemesine doğru bir adım attığı söylenebilir.

Diğer taraftan, seragazı emisyonlarını azaltmaya ve nihai olarak sıfırlamaya yönelik hedeflerin ülke ekonomilerini nasıl etkileyeceği, enerji temininde fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi kapsayan düşük karbonlu enerji dönüşümünün ne tür sosyoekonomik etkiler yaratacağı temel bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Dünyanın geleceği açısından kritik önemi olan bu sürecin her ülkenin kendi koşullarına göre planlanabilmesi için sayısal makroekonomik modelleme araçları ile birlikte niteliksel yöntemlerle yapılan çalışmalar yön gösterici olabilir. Bu tür çalışmaların uluslararası örnekleri dönüşümün ekonomik büyüme ve istihdam üzerindeki net etkisinin küçük ve çoğunlukla olumlu olduğuna işaret ediyor. Sosyoekonomik refah üzerinde yapılan çalışmalar da dönüşümün özellikle sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin önemli kazanımlar getireceğini ve bu kazanımların eğitim ve diğer sosyal alanlardaki kamu harcamalarıyla desteklendiğinde daha da artabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte net etki olumlu da olsa farklı sektörler, gelir grupları, coğrafi bölgeler ve toplum kesimlerinin deneyimleri arasında büyük farklılıklar ortaya çıkabiliyor.

Aynı soruları Türkiye için de sorduğumuzda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Yani, Türkiye enerji dönüşümünün neresinde ve bu dönüşümü hızlandırmanın sosyoekonomik açıdan Türkiye’ye etkisi ne olabilir? SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin Temmuz 2021’de yayımladığı “Türkiye’de Elektrik Sistemi Dönüşümünün Sosyoekonomik Etkileri” çalışması bu sorulara cevap arıyor.

Türkiye Enerji Dönüşümünün Neresinde?         

Türkiye’de enerji tüketiminin gelişimi ve mevcut durumu ile ilgili tablo bize ana hatlarıyla şunu gösteriyor: 2019 yılı itibarıyla 109 milyon ton eşdeğer petrol (Mtep) düzeyinde olan enerji tüketimi OECD ülkeleri ortalamasına kıyasla hızlı artış gösteriyor ve tüketilen enerjinin %88’i fosil yakıtlardan ve toplam enerji tüketiminin %75’i ithal kaynaklardan oluşuyor. Son 20 yıllık dönemde Türkiye’nin enerji sektörü, özellikle de elektrik üretimi hem yapısal anlamda hem de yenilenebilir enerjinin artan payıyla dikkat çekici bir dönüşüm geçirdi. Bu dönemde elektrik sektörü kamunun yönettiği arz odaklı bir sistemden daha piyasa odaklı bir yapıya evrilirken elektrik talebi 2,5 kat arttı ve elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payı %25’ten %42’ye ulaştı. Bu gelişimde hidroelektrik dışındaki yenilenebilir enerji kaynaklarının payındaki artış da önemli rol oynadı; üretimdeki payları sıfırdan %17’ye kadar geldi. Özellikle son birkaç yılda elektrik üretiminde devreye alınan kapasitenin tamamına yakını yenilenebilir enerji santrallarından oluştu. Bir yandan da enerji yoğunluğu, yani ekonomide bir birim katma değer elde etmek için tüketilen enerji miktarı, yıllık %1’in üzerinde azaldı. Tüm bu gelişmeler Türkiye’de elektrik sektöründe enerji dönüşümünün ilerleme kaydetmekte olduğunu gösteriyor. Ancak, elektrik üretimi dışındaki kullanıcı sektörlerde yenilenebilir enerji kullanımı çok düşük seviyede bulunuyor. Enerji verimliliği ve elektriğin artan oranda yenilenebilir kaynaklardan üretimi ile birlikte özellikle ulaştırmada ve binalarda ısıtma için elektrik kullanımının artırılması (elektrifikasyon), enerjinin yarısından fazlasını tüketen bu sektörlerin emisyonlarının azaltılmasında önemli rol oynayacaktır.

Türkiye için Enerjide Dönüşüm Vizyonu ve Elektrik Sistemi Dönüşüm Senaryosu

Türkiye için enerji dönüşümü vizyonu enerji sisteminde alışılmış ithalata dayalı, karbon-yoğun yapıdan, yenilikçi, daha düşük maliyetli, daha temiz ve daha güvenli bir düşük karbonlu yapıya dönüşüm olarak ifade edilebilir. Dünyanın birçok yerinde devam etmekte olan enerji dönüşümü süreçlerine benzer biçimde, Türkiye’nin yaşamakta olduğu dönüşüm süreci de enerji verimliliği, yerli ve yenilenebilir enerji ile birlikte elektrifikasyon ve yeşil hidrojen gibi diğer çözümlerle ısıtma ve ulaştırma alanlarında da sürdürülebilir alternatiflerin geliştirilmesini kapsıyor.

SHURA tarafından yapılan çalışmada elektrik sistemi dönüşüm senaryosu, 2030 yılında toplam elektrik üretimi içinde yenilenebilir enerjinin payının, %30 rüzgar ve güneş enerjisinden olmak üzere %55’e çıkarılmasını ve elektrik tüketiminde enerji verimliliği ile birlikte resmi planlara kıyasla %10 tasarruf sağlanmasını öngörüyor. Çalışma, mevcut kamu politikalarını yansıtan baz senaryoya kıyasla dönüşüm senaryosunun etkilerini irdeliyor.

 

Mevcut politikaların devamını öngören baz senaryoda elektrik üretiminin karbon yoğunluğunun %15 azalacağı, ancak elektrik üretimi kaynaklı toplam karbon emisyonları %30 artacağı hesaplanıyor. Dönüşüm senaryosunun ise elektrik üretimi kaynaklı karbon emisyonlarının sabitlenmesini ve karbon yoğunluğunun %22 azalmasını sağlayabileceği öngörülüyor.

Elektrik Sistemi Dönüşüm Senaryosunun Sosyoekonomik Etkileri

Çalışma hem baz senaryo hem de dönüşüm senaryosundaki etkileri ayrı ayrı hesaplayarak ikisi arasındaki farkı dönüşümün net etkisi olarak tanımlıyor. Bu şekilde tanımlanmış net etkiler değerlendirildiğinde dönüşümün 2030 yılına gelindiğinde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ile ölçülen ulusal gelir ve toplam istihdam üzerinde küçük ve net pozitif etkisi olduğunu görülüyor. 2030 yılında dönüşüm senaryosunda reel GSYİH baz senaryoya kıyasla %1, istihdam ise %0,1 daha yüksek seviyede oluşuyor. Dolayısıyla çalışma bulguları ekonomik büyüme ve istihdam artışında fedakarlık yapmadan elektrik üretimi kaynaklı sera gazı emisyonlarını sabitlemenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Dönüşümün geniş anlamda ekonomik ve sosyal refah üzerindeki etkileri ise ulusal gelirdeki artışın ötesinde önemli katkılar getiriyor. Bu bağlamda en büyük avantajlar dış ticaret dengesi, sanayi katma değeri, reel ücret gelirleri ile sağlık ve iklim üzerindeki olumlu etkilerin yarattığı ekonomik değerde görülüyor.

Dış ticaret dengesi: 2030 yılında dönüşüm senaryosunda dış ticaret açığının baz senaryodakinden yıllık 10,2 milyar dolar daha düşük olması bekleniyor. Söz konusu tutar GSYİH’nin %0,9’una denk geliyor. Dış ticaret dengesine katkının yıllık 1 milyar dolarlık bölümü elektrik üretimi için enerji hammaddeleri ithalatındaki azalmadan kaynaklanırken, büyük bölümü sanayi ürünleri ihracatındaki artıştan kaynaklanıyor. Verimlilik artışları sayesinde ihracata yönelik sektörlerde rekabet gücünün artması ve ihracatın baz senaryoya kıyasla %9 daha yüksek seviyede olması bekleniyor.

Sanayi katma değeri: Dönüşüm senaryosunda sanayi katma değerinin baz senaryodakinden yıllık 40 milyar dolar daha yüksek seviyede oluşacağı hesaplanıyor. GSYİH’nin %3,6’sına denk gelen sanayi katma değerindeki artış dönüşümün en büyük ölçekli etkisi olarak dikkat çekiyor. Ancak etkinin yönü ve boyutu sektörler arasında farklılık gösteriyor. Dönüşüm orta-yüksek teknoloji seviyesindeki sektörlerde, özellikle rekabetçi ve ihracata yönelik yapılanmış otomotiv ve makine sektörlerinde en yüksek büyüme rakamlarını getirirken, tarım, gıda işleme, tekstil/giyim gibi emek yoğun sektörler daha yavaş büyüyor.

Reel ücret gelirleri: Dönüşümün baz senaryoya kıyasla daha yüksek vasıflı ve ücret düzeyi daha yüksek istihdam olanakları yaratacağı öngörülüyor. 2030 yılında dönüşüm senaryosunda yıllık ücret gelirlerinin baz senaryodakinden 8,7 milyar dolar daha yüksek olacağı hesaplanıyor. Reel ücret gelirlerindeki artışın sosyal refah artışına önemli katkı sağlayacağı düşünülüyor. Ücret gelirlerindeki artışın, kentsel ücret gelirlerinin ulusal gelirdeki payını da artırarak işlevsel gelir dağılımında da küçük ama olumlu bir etki sağlaması bekleniyor.

Sağlık ve iklim üzerindeki olumlu etkilerin ekonomik değeri: Dönüşüm senaryosuyla birlikte hava kirletici emisyonlar ve seragazı emisyonları azalması bekleniyor. Bu emisyonlardan kaynaklanan ve piyasa fiyatlarına yansımayan dışsal maliyetlerdeki azalmanın ekonomik değeri 2030’da yıllık 2,7 milyar dolar olarak hesaplandı. Söz konusu tutar GSYİH’nin %2,4’üne denk geliyor.

İstihdam üzerindeki etkiler: 2030 yılına kadar her iki senaryoda da yaklaşık 4,2 milyon kişiye istihdam yaratılacağı hesaplanıyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarının, büyük bölümü imalat ve inşaat/kurulum alanlarında olmak üzere baz senaryoda 520 bin, dönüşüm senaryosunda 590 bin yeni istihdam yaratması bekleniyor. Ancak, dönüşümle birlikte istihdam alanlarının farklılaşması bekleniyor. Verimlilik artışlarından yararlanan veya dönüşüme ara malı/girdi sağlayan otomotiv, makine, beyaz eşya, demir-çelik, kimya, kurulum ve onarım gibi sektörlerle eğitim ve sosyal hizmetlerde istihdam baz senaryodakinden daha fazla olacak. Öte yandan verimlilik artışından daha az yararlanan tarım, tekstil/giyim, konaklama/yiyecek gibi emek-yoğun sektörlerde istihdamın baz senaryodakinden daha düşük olması bekleniyor. Fosil yakıtlardan elektrik üretimi ile bağlantılı madencilik sektöründe ve enerji verimliliği sonucunda elektrik sektöründe de baz senaryoya kıyasla daha düşük istihdam bekleniyor. Diğer taraftan çalışma kapsamında yapılan hesaplamalar dönüşümün dağıtık enerji, enerji depolama ve dijitalleşme sayesinde yaratabileceği ek istihdam potansiyelini kapsamıyor.

Maliyetler, Faydalar, Güçlük ve Fırsatlar

Dönüşüm senaryosunda baz senaryoya kıyasla ağırlığı sistem maliyetleri olmak üzere yıllık 4 milyar dolar civarında ek maliyet oluşacağı hesaplanıyor. Buna kıyasla baz senaryoya kıyasla oluşacak ekonomik faydanın yıllık değeri 12-13 milyar dolar mertebesinde. Diğer bir deyişle, elektrik sistemi dönüşümünün maliyetinin 3 katı ekonomik fayda getirmesi bekleniyor.

Dönüşüm senaryosunu gerçekleştirmek için önümüzdeki 10 yılda yatırımların baz senaryodakinin iki katı, yani yıllık ortalama 12,5 milyar dolar seviyesinde yatırıma ihtiyaç duyulacağı hesaplanıyor. Hesaplamalar yatırım ihtiyacının ağırlıklı olarak enerji verimliliği, elektrifikasyon ve enerji depolama alanlarında olacağını, elektrik üretiminde ise yalnız %5 artışın yeterli olacağını ortaya koyuyor. Yatırımlarda öngörülen bu artış finansman ihtiyacında da benzer bir artışı beraberinde getiriyor.

İhtiyaç duyulan yatırımların önünün açılabilmesi ve finansmanın sağlanabilmesi için ulusal ve uluslararası ölçekteki yatırımcılar ve finansman sağlayan kuruluşlar açısından öngörülebilirlik önem taşıyor. Politika ve eylemlerin etkili ve öngörülebilir olması için Türkiye’nin 2030 ve 2050 yılları perspektifinde iklim değişikliğine yönelik hedef ve politikalarının netleşmesi, bu doğrultuda yol haritası içeren bir iklim eylem planı oluşturulması gerekiyor. Konuyla ilgili tüm aktörler için öngörülebilirlik sağlayacak böyle bir plan bir yandan iklim değişikliği ile mücadelede yol alınmasını sağlarken, bir yandan da iktisadi kalkınmaya katkıda bulunacaktır. Diğer taraftan, COVID-19 sonrasında gündeme gelen “yeşil toparlanma” ve sıfır-karbon hedefleriyle birlikte gündeme gelen “yeşil mutabakat” kavramları giderek enerji dönüşümü finansmanı için de temel paradigma haline geliyor. Enerji finansmanında aktif olan uluslararası finansman kuruluşları, yatırımcılar, merkez bankaları gibi ana aktörler yapılanmalarını bu doğrultuda düzenliyorlar. Bu kavramlarla birlikte gündeme gelen fırsat ve riskler dikkate alınarak Türkiye’de de enerji dönüşümünün finansman boyutuyla birlikte planlanması önem taşıyacak.

Adil bir Dönüşüm için Ne Yapılmalı?

Elektrik üretim ve tüketiminde fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara yönelmeyi amaçlayan ve raporda tanımlanan 2030 vizyonunu hayata geçirebilmek ve yatırımların önünü açmak için aşağıdaki politika eylemleri öneriliyor:

  • Karbon fiyatlama mekanizması ve ticaret sisteminin hayata geçirilmesi;
  • Piyasaya dayalı mekanizmalarla uyumlu olacak şekilde yenilenebilir enerji teşviklerinin sürdürülmesi;
  • Fosil yakıtlara yönelik teşviklerin gözden geçirilerek, elektrik piyasasının işleyişini ve toplam sistem verimliliğini azaltan bu uygulamaların sonlandırılması;
  • Enerji verimliliğinin sağlanması için uzun vadeli planlama ve piyasa odaklı mekanizmaların uygulanması.

Politikaların uygulanması çalışmada öngörülen gelir ve verimlilik artışlarının gerçekleşmesini sağlayarak dönüşümle birlikte sağlık, çevre ve ücret gelirlerinde kayda değer artışların önünü açabilecektir. Bununla birlikte potansiyel faydaları azami düzeye çıkarmak ve bunların adil bir biçimde paylaşımını sağlamak için ulusal ve yerel ölçekte çözümlere ihtiyaç duyulacaktır. Üretim ve istihdamı dönüşümden fayda sağlayacak sektörlere yöneltmek için işgücü eğitimi ve kayıpların tazminine yönelik mekanizmaların geliştirilmesi adil bir dönüşüm süreci için gerekli olacaktır. Belirli bölge ve çalışma alanlarında yaşanabilecek olumsuzlukların giderilebilmesi için dikkatle tasarlanmış bölgesel kalkınma planlarına ihtiyaç duyulacaktır. Dönüşüm senaryosunun yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği ekipmanlarının yerli üretimini destekleyen iktisadi politikalar ve adil bir dönüşüm sürecine destek veren sosyal politikalarla birlikte uygulanması 2030 yılı perspektifinde önerilen politikaların özünü oluşturuyor.