;
Ekonomi Politika

Türkiye Yeşil ve Adil Bir Şekilde Dönüşebilir mi?

İklim krizinin kaçınılmaz kıldığı ve yavaş yavaş adımlarını duyduğumuz yeşil ekonomik dönüşümünün toplumsal ve kamusal yansımalarını İstanbul Üniversitesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalından Prof. Dr. Doğanay Tolunay ve Çevreci Geek platformu kurucusu Görkem Gömeç ile konuştuk.

YAZI: Dilan KARACAN

Yeşil ekonomi dönüşümü bütün dünyayı etkisi altına almaya başladı. Kamusal yükümlülük ve stratejiler toplumun bu dönüşümünden asgari seviyede etkilenmesi ve hatta refahı artıracak fırsatlar yaratılması yönünde. Türkiye henüz yenilenebilir enerji sistemlerindeki artış dışında herhangi bir pozitif tavır sergilememekle beraber fosil yakıtı destekleyen ve sürdürülmesi yönündeki tutumuyla dönüşüm yolunda uluslararası alanda yaşanacak kopuşlara gebe bir rota içinde. AB ile yapılan ihracatın hacmi göz önünde bulundurulunca Türkiye’nin eninde sonunda yeşil-dijital ekonomi dönüşümüne adapte olmaya başlayacağını söyleyebiliriz. Fakat istihdam ve kalkınma yapısı karbon ayakizleriyle döşenmiş bir ülke nasıl dönüşebilir?

“Ülkemizde Yeşil Dönüşümün Felsefesinin Anlaşılmadığını Düşünüyorum”

İstanbul Üniversitesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, kamusal ve siyasi anlamda yeşil bir dönüşümün önünde duran bakış açıları ve yeşil-olmayan kaygılar üzerinde duruyor: “Ülkemizde yeşil dönüşümün felsefesinin anlaşılmadığını düşünüyorum. İlgili Bakanlıklar ve işveren örgütleri daha çok AB’ye yapılan ihracatımızın çok fazla olması ve özellikle sınırda karbon vergisi gibi uygulamalar nedeniyle artacak maliyetler üzerine odaklanmış vaziyetteler. Özellikle karbon yoğun olan çimento, çelik ve alüminyum gibi metal sanayi, madencilik, cam ve seramik gibi sektörler Avrupa Yeşil Mutabakat planından nasıl etkileneceklerini ve bu maliyetleri nasıl karşılayacakları üzerinde çalışıyorlar. Ancak ülkemizin AB’den bağımsız olarak kendi iklim hedeflerini koyması, bunun için kendi emisyon azaltım, hatta net sıfır karbon planını hazırlaması, karbon yoğun sektörlerdeki salımların azaltılması için yol haritası oluşturması gerekiyor. Bu konuda bir iklim kanunu hazırlığı başladı. Ülkemizde özel kanunu olan orman, mera, toprak ve hatta milli parkların bu özel yasalara rağmen korunamadığı dikkate alındığında kanun çıkarmakla sorunların çözülemeyeceği söylenebilir.”

“Madencilik Sektörü İklim İnkârcısı Olduğunu Kabul Etti”

Tolunay, ekolojik farkındalık seviyesine vurgu yaparken ekonominin ekolojiye oldukça üstün geldiği bir ülke olduğumuzu vurguluyor: “Kısaca ülkemizde iklim değişikliğiyle mücadele içselleştirilmediği sürece net sıfır karbon salımı, yeşil dönüşüm ya da başka bir adla anılacak ama temelinde iklim değişikliğiyle mücadele olacak herhangi bir çözümün şimdilik uygulanması oldukça zor denilebilir. Nitekim karbon yoğun ve aynı zamanda ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik üzerinde yıkıcı etkisi olan madencilik sektör temsilcisinin TBMM’de kurulan İklim Değişikliği Araştırma Komisyonunda yaptığı konuşma ile bir bakıma sektörünün iklim inkârcısı olduğunu kabul etmiştir. Özetle başta karbon yoğun sektörlerin kâr odaklı, ekosistem ve biyolojik çeşitliliği hiçe sayan, yeşil dönüşüme getireceği maliyet nedeniyle sıcak bakmayan yaklaşımları, ekonomik daralma ve işsizlik ile iklim değişikliğiyle mücadelenin içselleştirilmemesi ülkemizin önündeki en büyük engellerdendir.”

“Yeşil Dönüşüm Çalışmalarının da İstihdamı Olumsuz Etkilemesi Olasılığı Var”

Ekonomik gerçekliğe vurgu yapan Tolunay olası bir yeşil sanayi dönüşümünde olumsuz sonuçlar almamak için izlenmesi gereken sürece dair yorum yapıyor: “Türkiye son 30-40 yıldır istihdam yaratmayı özel sektöre bırakmış ve sadece altyapı yatırımlarının devlet eliyle yapılması yolunu tercih etti. Bunun sonucunda da asgari ücretle çalışan ve iş güvencesi olmayanların oranı arttı. Genç nüfusun istihdamını sağlayacak yatırımların da yetersiz kalmasıyla birlikte genç işsizlik de oldukça yükseldi. Sıralanan bu sorunlara çözüm üretilmesi acil bir konu olarak ortadayken onlarca yıl sürebilecek yeşil dönüşüm çalışmalarının da istihdamı olumsuz etkilemesi olasılığı bulunuyor.

Neler yapılması gerektiğine gelince eğitimden tarıma kadar birçok alanda politika değişim/dönüşümüne ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Örneğin ara eleman ihtiyacını karşılayacak meslek lisesi ve meslek yüksek okullarına ağırlık verilmesi, kamunun istihdam yaratacak şekilde yatırımlar yapması, katma değeri yüksek alanlara yönelinmesi ve teknoloji transferinden teknoloji üretime geçilmesi ilk aklıma gelenler. Yine yereli kalkındıracak, büyük kentlere göçleri engelleyecek politikalar da izlenebilir. Bu gibi adımların doğrudan yeşil dönüşüm ile ilgisi olmadığı değerlendirilebilir. Ancak yerelde, yerelin kendi özellikleri de dikkate alınarak yapılacak nispeten küçük yatırımlarla işgücü dönüşümünü sağlamak daha kolay olabilecektir.”

“Kendi Adil Geçiş Sistemimizi Oluşturmamız Gerekiyor”

Uluslararası alanda adil geçiş mekanizmasının uygulamada sınıfta kalacağını belirten Tolunay AB’ye ticari anlamda bağımlı bir ülke olmamızın doğuracağı sonuçlara dikkat çekiyor: “Öncelikle bu yaklaşımın adında adil kelimesi olsa da karbon nötr olacak şekilde bir dönüşüm de tam bir adalet sağlanması oldukça zor ve ekonomik zorluklarının da olduğu ortada. Bu nedenle ‘mümkün olduğunca’ bir adil geçiş için AB tarafından 600 milyar euroluk bir fon oluşturulması planlandı. Yeşil iklim fonu gibi benzer fonlarda öngörülen miktarların toplanamadığı ve fon mekanizmasının çalışmadığı dikkate alındığında işe yarayıp yaramayacağı da tartışmalı. Ancak öngörülen miktarlar ayrılsa da ülkemizin AB üyesi olmaması nedeniyle bu fondan yararlanamayacağını anlaşılıyor. Diğer yandan Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın sınırda karbon vergisi gibi düzenlemelerin ihracatının yaklaşık yarısı AB ile olan ülkemize ciddi maliyetler getirmesi de bekleniyor. AB üyeliğimizin yakın bir gelecekte olmayacağı da göz önüne alındığında ülke olarak tek başımıza ve kendi çözümümüzü üretmek zorunda olduğumuzu kabul etmek gerekiyor. Hiçbir adım atılmazsa ihracat yapan firmaların zor duruma düşmesi, artan maliyetlerin iç piyasaya yansıtılarak bedelin halkın sırtına yüklenmesi olasılığı da mevcut. Bunun için ülke olarak yeşil dönüşüm gerçekleştirilmesi gereken sektörlerin belirlenmesi ve kendi ulusal adil geçiş sistemimizi oluşturmamız gerekiyor. Bu sistemin nasıl olacağı benim uzmanlığımı aşan bir konu. Ancak şirketleri korurken, işgücünü ve toplumu göz ardı eden bir sistem olmaması gerektiğini söyleyebilirim.”

“Yerel Dinamiklerin İncelenmesi ve Buna Göre Çözüm Üretilmesi Düşünülmeli”

Türkiye’nin yerel ve özgün bir dönüşüm biçimine ihtiyaç duyduğunu belirten Tolunay olası bir sanayi ve sektörel dönüşümün sancılı geçeceğini vurguluyor: “Ülkemiz özelinde fosil yakıt ve diğer sektörlerde dönüşüm oldukça zor olacaktır. Yurt dışındaki örneklere bakıldığında fosil yakıt yerine yenilenebilir enerji sektörlerine geçiş yapılması ve işgücünün bu sektöre yönelik eğitilmesi gibi yaklaşımlar bulunuyor. Ülkemizde ise bu gibi yurtdışı örneklerden hareket edilmesi yerine yerel dinamiklerin incelenmesi ve buna göre çözüm üretilmesi düşünülmeli. Örneğin ülkemizde kömür madenciliği ve kömürlü termik santralların yoğun olduğu Zonguldak ve Muğla için benzer çözümler üretilmesi mümkün değil. Diğer yandan yurtdışında kapatılan kömür ocaklarında güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji tesisi kurulması şeklindeki uygulamalar da Türkiye yasal nedenlerle gerçekleştirilemeyebilir. Çünkü orman arazisi üzerinde açılan maden ocakları faaliyet bittikten sonra yeniden ormanlaştırılmak zorunda. Muğla ve Zonguldak örneğine dönülecek olursa bu iki ilimizde aynı şablonla bir dönüşüm yapmak ve işçilere yardım etmeye çalışmak başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bunun yerine örneğin Muğla özelinde yeşil dönüşümden etkilenecek işçileri zeytincilik gibi tarımsal üretime, hatta bu gibi tarımsal ürünleri işleyerek katma değeri artıracak iş kollarına ya da turizme yönlendirmek mümkün olabilir. Hangi çözüm üretilirse üretilsin kamunun istihdam yaratılmasında daha aktif rol alması gerektiğini düşünüyorum.”

“İklim Değişikliği Ülkemiz için Beka Sorunu”

Tolunay hükümet ve toplum olarak gidilen yol ve kültürel olarak yanlış bir yol izlendiğini söylüyor: “Yeşil dönüşüm, hatta bir adım daha ileriye giderek iklim değişikliği ile mücadele ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum en önemli politikamız olmalı. Bu konuda başlıca sorumluluk karar vericilere ait olmasına rağmen halen herhangi bir azaltım hedefimizin olmaması, iklim değişikliğine uyum konusundaki farkındalığın düşük olması, doğanın ise bedava bir kaynak olarak görülmeye devam etmesi nedenleriyle biraz ümitsiz olduğumu söyleyebilirim.  Çünkü sürekli olarak eleştirilen madencilik ve çimento gibi karbon yoğun ve doğa tahribatı yüksek sektörlerin bütün söylemleri GSYH’ya katkıları, ihracat rakamları ve istihdam yarattıkları üzerine. Ayrıca karar vericilere bu argümanlarla ulaşmaları ve istediklerini de almaları oldukça kolay. Bu nedenle toplum olarak bizlerin iklim değişikliği ve ekolojik krizle mücadeleyi önceliklendiren politikalar talep etmemiz, iklim değişikliğinin ülkemiz için bir beka sorunu olduğunu karar vericilere kabul ettirmemiz gerekiyor.”

“En Zengin ve en Fakir Arasındaki Uçurum Açıldı”

Pandeminin sosyo-ekonomik sonuçlarını değerlendiren Görkem Gömeç ise durumun Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndaki yansımalarına da değiniyor: “Bununla beraber, bu fırsatlara ulaşabilecek bireylerin kimler olacağı, pandemi sonrası önümüze çıkacak en büyük sorunlardan biri. Maalesef, pandemi süreci en zengin ve en fakir arasındaki uçurumu açtı ve orta sınıfın küçülmesini de hızlandırdı. Bu da çoğu uzman tarafından ekonominin belkemiği olarak kabul edilen ve ülke sınırları içerisinde daha fazla iş ve GSYH oluşumuna katkı veren KOBİ’lerin küçülmesine yol açabilir. Pandemi sonrası ekonomik yatırımların büyük şirketler yerine KOBİ’leri desteklemeleri büyük önem taşıyor. Zaten halihazırda bu hedef, pandemi sonrası yeşil dönüşümü fırsat olarak gören Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı’nda da benzer bir şekilde ilerliyor.”

“Veri Eksikliği Sorunu Önemli”

Ülkemiz açısından yeşil ekonomi dönüşümü yolundaki en büyük engeller ve riskler hakkında konuşuyor ve veri eksikliğine dikkat çekiyor: “Bürokratik zorluklar, ekonomik desteklerin eksikliği, dönüşüme karşı direnç bunlardan bir kaçı. Ama bence unutulan bir başlık daha var, o da veri eksikliği. Mesela yine son yayımlanan Sürdürülebilir Kalkınma raporuna baktığımızda Türkiye için ithalat ve üretim bazlı nitrojen salımı verilerinin 2010 yılından geldiğini görüyoruz, aynı veriler kükürt dioksit salımı için de 2012 yılından gelmekte.”

Gömeç veri eksikliğinin dönüşümün temellerini sarstığını ve hedef/çözüm belirleme surecini olumsuz etkilediğini söylüyor: “Eğer gerçek anlamda dönüşüm sağlayacak, iklim krizine karşı efektif, seragazı salımımızı azaltacak bir yeşil ekonomi yaratmak istiyorsak, özellikle kömürle elektrik üretiminden ortaya çıkan bu seragazları ile ilgili verileri ve benzer verileri güncel olarak takip edip, bu verilere göre çözümler üretmemiz gerek. Bu verilerin elimimizde olmaması maalesef yeşil ekonomiye geçişi yavaşlatmakta, bizi bir adım geriden getirmekte.”

“Fosil Yakıt Sektöründe Yaratılacak İş Kaybı Yeşil Dönüşüme Tepki Yaratabilir”

Gömeç yeşil-dijital dönüşümün istihdam yansımalarını değerlendiriyor:Yeşil dijital dönüşümün yapılan çalışmalarda ciddi anlamda bir istihdam potansiyeli olduğunu görüyoruz. Pandemi sürecinde bile sadece yenilenebilir enerji sektörü 11 milyondan fazla direkt iş imkanı yarattı. Ama burada bir dönüşüm olduğunu unutmamak gerek. Özellikle fosil yakıt sektöründe yaratılacak bir iş kaybı yeşil dönüşüme tepki yaratabilir.”

“Fırsat Eşitliği ve İklim Adaleti”

Hükümetin bu hususta neler yapabileceği hakkında konuşan Gömeç dönüşüm süresince yeniye adapte için adil ve fırsat yaratıcı bir tutumda olunması gerektiğini söylüyor: “Burada hükümetin önünde aslında iyi örnekler de var, Almanya şu an kapatılacak kömür santrallarındaki bireylerin, bu yeni sektörlerde iş bulması için kariyer eğitimleri sunuyor. Bu eğitimler özellikle fırsat eşitliği sağladığı ve iklim adaletini bir nevi sağladığı için büyük bir önem taşıyor. Yeşil dönüşümün geleceği kaçınılmaz bir gerçek, ama bu dönüşümün kapsayıcı olması eski sistemlere gerçek bir alternatif olması için gerekli.”

Gömeç adil geçiş mekanizmasının hayati önemine vurgu yapıyor: “Az önce bahsettiğimiz gibi bölgesel geçiş sistemi kapsayıcı ve pozitif bir dönüşüm süreci için çok büyük bir önem taşıyor. Avrupa Birliği gibi eski bir fosil devinin, hatta kömürle elektrik üretiminin anavatanının, bu mekanizmayı kullanmak istemesi çok mantıklı.

Adil geçiş aynı zamanda KOBİ’leri hedefleyen yapısı ve ekonomiyi çeşitlendirecek yatırım fırsatları ile istihdam ve fırsat eşitliğini de sağlamayı hedeflediğinden, yeşil dönüşüm için elimizdeki en güçlü silah diyebiliriz.”

“AB ile Beraber Dönüşeceğimizi Düşünüyorum”

Ekonomik çerçeveden bakınca dönüşüme ayak uydurmanın Türkiye için kaçınılmaz olduğunu belirten Gömeç sınırda karbon vergisi mekanizmasına vurgu yapıyor: “Tabii ki, ihracatının %50’sini AB’ye yapan Türkiye için bu, rekabetin artması anlamına geliyor. Özellikle bu mekanizmaya ek olarak düzenlenen sınırda karbon vergisi olasılığı bu rekabeti daha da artırıyor. Burada Türkiye ya kaybedeceği ihracatı başka bir yere yönlendirecek, ya da değişime ayak uydurarak karbon ayakizi ve seragazı salımı düşük bir üretim sisteminin kurulumu için destek verip, dönüşümü kabullenecek. Ben özellikle döviz ihtiyacımız bu kadar fazla iken, ihracatımızın yarısını oluşturan bir bölge ile beraber dönüşüceğimizi düşünüyorum.”

Son olarak Türkiye’yi yeşil-dönüşüm yolunda kamusal ve toplumsal açıdan değerlendiren Gömeç kamuda dönüşümle ters düşen bakış açılarının devam ettiğini ve ülkece dönüşüme ayak uyduramazsak hasarı büyük risklerle karşılaşabileceğimizi belirtiyor:Türkiye aslında iklim krizinin genel olarak kabul edildiği nadir ülkelerden biri ama yapılan anketler bize toplumda çözüm yollarının yeşil dönüşüm önerilerini yeterince kapsamadığını gösteriyor. Tabii bunda her ne kadar ithal kömür ile desteklense de yerli ve milli kaynak olarak görülen kömürün gelecekte yeri varmış gibi gösterilmesinin, var olan binaların daha verimli ve güvenli hale getirilmesi yerine yeni dev ve çılgın projelerin önerilmesi de var.

İstesek de istemesek de yeşil dönüşüm kapıdan içeri ayağını attı bile. Bölgemizde ve dünyada yaşanan değişikliklere gözümüzü kapatırsak, Türkiye’nin gelecekteki yerini ve statüsünü daha da kaybetmesi şu anda yaşanabilecek en büyük risklerden biri.”