fbpx
Analiz Ekonomi Politika

Türkiye Seragazı Emisyon İstatistiklerinden Ne Anlamalıyız?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yılına ilişkin ulusal seragazı emisyon istatistiklerini yayımladı. Buna göre 2017 yılında Türkiye’nin toplam seragazı emisyon miktarı artışına devam ederek 526,3 milyon tona ulaştı. Kişi başına düşen seragazı emisyon miktarı ise 6,6 ton CO2eşd./kişi olarak kaydedildi. Gerçekleşen rakamlara bakılınca Türkiye’nin iklim hedefleri potansiyelinin çok altında olduğu açık. Peki istatistikler bize başka ne anlatıyor? İklim Haber olarak detaylara göz atıyoruz. 

Gelişmiş Batı ile gelişmekte olan Güney ve Doğu ülkelerinin iklim değişikliğindeki tarihsel sorumlulukları tabii ki eşit değil. Ancak gelişmekte olan ülkelerin emisyon hızlarındaki artış, bu eşitsizliği yavaş yavaş bozuyor. Bahsettiğimiz gelişmekte olan ülkelerin en önde gidenlerinden biri de Türkiye ne yazık ki. Bugüne kadar iklim krizinde belirgin bir tarihsel sorumluluğu olduğunu söyleyemeyeceğimiz Türkiye emisyon artışlarında inanılmaz bir artış yaşayarak sorumluluğunu büyütüyor. 2017 yılı toplam seragazı emisyon miktarı, 1990 yılına göre %140,1 artış kaydetti ve bu OECD ülkeleri arasında bir rekor aynı zamanda. Türkiye’nin 2017 yılı toplam seragazı emisyon miktarı 526,3 milyon tona ulaşırken bu artışta aslan payı seragazları açısından karbondioksit gazının, sektörel açıdansa enerji sektörünün oldu (Şekil 1 ve Şekil 2).

Şekil 1. Kümülatif Seragazı Emisyonları (milyon ton CO2 eşdeğeri), 1990-2017

Şekil 2. Sektörlere Göre Toplam Seragazı Emisyonları (milyon ton CO2 eşdeğeri), 1990-2017

Aslında daha detaylı bakıldığında tüm seragazları açısından hem 1990 seviyesine hem de bir önceki yıla nazaran ciddi artışlar söz konusu (Şekil 3).

Şekil 3. Seragazları Emisyonlarındaki Değişim, 1990-2017

Görüldüğü üzere CO2 emisyonları önceki yıla göre %6, 1990’a göre %181; metan (CH4) emisyonları önceki yıla göre %1, 1990’a göre %28; diazotmonoksit (N20) emisyonları önceki yıla göre %4, 1990’a göre %56, F gazları ise önceki yıla göre %30, 1990’a göre %1211 oranında artış kaydetmiş. Sektörel kırılıma bakıldığında enerji sektörü kaynaklı emisyonlarda önceki yıla göre %6, 1990’a göre %172 artış görülüyor. Tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonlarda önceki yıla göre artış %7 iken 1990’a göre artış %37 civarında gerçekleşmiş. Endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı kaynaklı emisyonlar benzer şekilde önceki yıla nazaran %7 artış kaydederken 1990’a göre değişim %191 artış olarak gerçekleşmiş. Atık sektörü kaynaklı emisyonların 2010 yılındaki zirveden sonra düşüş trendinde olduğunu görüyoruz. Önceki yıla göre değişim -%6 iken 1990’a göre değişim %57 artış olarak hesaplanıyor (Şekil 4). Atık sektöründe yaşanan politik sahiplenme, mevzuat gelişimi ve özel sektörün artan ilgisi sayesinde bu alandaki emisyonların hızlı bir düşüş trendi yakaladığı görülüyor.

Şekil 4. Sektörel Seragazı Emisyonlarındaki Değişim, 1990-2017

Türkiye ekonomisinin 1990’dan bu yana geçirdiği dönüşüm, seragazı emisyon envanteri kompozisyonunu da etkilemiş durumda. Bu durumu sektörel seragazı emisyonlarının payındaki değişime bakınca görmek mümkün (Şekil 5). Buna göre, enerji kaynaklı emisyonların payının artış, tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonların payının azalış trendinde olduğunu görüyoruz. Atık sektörünün de kümülatif içerisindeki payı azalmış durumda.

Şekil 5. Sektörlerin Kümülatif Seragazı Emisyonundaki Payları (%), 1990-2017

Türkiye’nin seragazı emisyonları 1990’dan bu yana sadece beş yıl düşüş kaydetti (Şekil 6). Bu yılların ekonomik krizlere ve/veya siyasal istikrarsızlık yaşanan dönemlere denk düşmesi aslında bize Türkiye’nin karbon yoğunluğunu azaltmaya çabalamak yolunda olmadığını tekrar hatırlatıyor. Ekonomik büyüme ile el ele giden bir trend söz konusu. Bu büyüme ise maalesef emisyon yoğun şekilde gerçekleştiriliyor. GSYH ve seragazı emisyonları ayrışmaktan uzak bir tablo çiziyor…

Şekil 6. Önceki Yıla Göre Kümülatif Emisyon Miktarındaki Değişim (%), 1991-2017

Karbondioksit Emisyonlarındaki Aslan Payı Enerji Sektörünün

2017 yılında kümülatif CO2 emisyonlarının yaklaşık %86,3’ü enerjiden, %13,4’ü endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından, %0,3’ü ise tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklandı. CO2 emisyonlarının birincil ve ikincil alt sektör kırılımında yakıt yanması, çevrim ve enerji alt sektörü, mineral ürünleri ve metal üretimi alt sektörlerinin ağırlığı görece fazla (Şekil 7).

Şekil 7. 2017 Yılı CO2 Emisyonları Sektörel Kırılım

1990-2017 arasındaki değişimlere bakalım. Sektörel alt kırılımlara odaklandığımızda çevrim ve enerji sektörü kaynaklı emisyonların payının hızla artış kaydettiğini; buna karşın imalat sanayi ve inşaat kaynaklı emisyonların payının düşüş içerisinde olduğunu gözlemlemek mümkün. Mineral ürünleri alt sektörü kaynaklı emisyonların payının benzer şekilde hızla artış kaydetmiş olduğu görüşüyor. Metal üretimi alt sektör emisyonlarının payı ise azalmış (Şekil 8).

Şekil 8. 2017 Yılı CO2 Emisyonlarında Bazı Alt Sektörlerin Payındaki Değişimler (%)

Metan (CH4) Emisyonlarının %62,3’ü Tarımsal Faaliyetler Kaynaklı

TÜİK verisine göre, sürpriz olmayan şekilde, metan (CH4) emisyonlarının %62,3’ü tarımsal faaliyetlerden, %21,3’ü atıktan, %16,4’ü enerjiden, %0,03’ü ise endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklandı. Alt sektörel kırılıma baktığımızda öne çıkanları Şekil 9’da incelemeniz mümkün.

Şekil 9. 2017 Yılı CH4 Emisyonları Sektörel Kırılım (%)

Alt sektörler arasında artışta en çok payı bulunanların enterik fermantasyon, atık depolama sahaları ve atık su arıtımı ve deşarjı olduğunu görebiliyoruz. Atık depolama sahaları kaynaklı CH4 emisyonlarının 2010 yılından bu yana düzenli bir azalma trendinde olduğu görülüyor (Şekil 10). Vahşi depolamanın azalıyor olması, çöp gazı tesislerinin sayısındaki artış gibi nedenler bu azaltımın ardındaki nedenlerden…

Şekil 10. CH4 Emisyonları Birincil Alt Sektör Kırılımı, 2010-2017

N2O Emisyonlarının %71’i Tarımsal Faaliyetler Kaynaklı

2017 yılında diazotmonoksit (N2O) emisyonlarının %71’i tarımsal faaliyetlerden, %15,1’i atıktan, %10,7’si enerjiden, %3,3’ü ise endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklandı. Tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonların toplamdaki payı 1990’lardan günümüze azalma trendinde. Atık sektörü kaynaklı N20 emisyonları payı ise artmış durumda (Şekil 11).

Şekil 11. N2O Emisyonları Sektörel Paylardaki Değişim (%), 1990 – 2017

2017 yılına ilişkin N2O emisyonlarına ilişkin alt sektör kırılımlarında öne çıkanlarsa şöyle oldu (Şekil 12):

Şekil 12. 2017 Yılı N2O Emisyonları Alt Sektör Kırılımı

Ulusal Katkı Niyet Beyanı Varsayımları Sağlam Temellerde Değil

2017 yılı seragazı emisyon istatistiklerinin daha görünür hale getirdiği bir diğer şey ise Türkiye’nin Paris Anlaşması bağlamında sunduğu Ulusal Katkı Niyet Beyanı (INDC) dokümanındaki varsayımlarının çok sağlam temeller üzerinde durmadığı gerçeği. INDC varsayımlarına göre belirlenen iklim politikası uygulanmadığı (olağan durum senaryosu – BAU) durumda emisyonların 2030 yılında 1.350 Mt CO2 eşd. olacağı öngörülüyor; belirlenen iklim tedbirlerinin uygulanması halinde bu miktarın %21 kadar altına çekilebileceği (1.134 Mt CO2eşd.) belirtiliyordu. Oysa gerçekleşen rakamlara bakıldığında kümülatif emisyonların varsayılan hızda artmayacağı açıkça görülüyor (Şekil 13). Yani özetle, Türkiye hiçbir ek tedbir almasa dahi belirlediği azaltım hedefinin çok altında kalabilecek. Bunu iki açıdan okuyabiliriz: (1) Türkiye uluslararası kamuoyuna çok daha iddialı bir azaltım hedefi sunabilir ve daha meşru bir müzakere zemini kazanabilir; (2) Şayet sunmazsa rakamlar ortadayken zaten zordaki müzakere pozisyonuna müttefik bulmakta büyük güçlük çekebilir.

Şekil 13. Türkiye’nin INDC Varsayımları ve Gerçekleşen Seragazı Emisyonları

Karbondioksit Eşdeğeri Ne Demek?

Bilindiği üzere tüm seragazları farklı derecelerde etkilere sahip. Bir birim karbondioksit gazının atmosferdeki etkisinin bir birim kabul edilmesi halinde, her bir birim seragazının 100 yıllık zaman diliminde atmosferde yarattığı göreceli etkiye küresel ısınma potansiyeli adı veriliyor. Karbondioksit eşdeğeri kavramı ise seragazlarının küresel ısınma potansiyelinin karbondioksit gazı cinsinden ifade edilmesinden ibaret.

Hesaplamada Kullanılan Metodoloji Nedir?

Ulusal seragazı emisyon envanteri hesaplamalarında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından geliştirilen rehberler kullanılıyor. Bu rehberlere göre ana sektörler enerji, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, tarımsal faaliyetler ve atık olarak belirlenmiş durumda.

Kişi Başına Düşen Emisyon Miktarı Nasıl Hesaplanıyor?

1990 yılında kişi başına düşen emisyon miktarı 4 ton CO2 eşd./kişi olarak hesaplanırken, bu değer 2017 yılında 6,6 ton CO2 eşd./kişi olarak hesaplandı. Kişi başına düşen emisyon miktarının ülkenin toplam seragazı emisyonunun (arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık hariç) yıl ortası nüfusuna bölünerek hesaplanmakta olduğunu belirtmekte fayda var.

İstatistikler Hangi Gazları Kapsıyor?

TÜİK’in her yılın Nisan ayında iki önceki yıla ilişkin yayımladığı seragazı emisyon envanteri verisi enerji, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklanan, doğrudan seragazları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve F-gazları ile dolaylı seragazları azotoksitler (NOx), metan dışı uçucu organik bileşikler (NMVOC), karbonmonoksit (CO) ve kükürtdioksit (SO2) emisyonlarını kapsıyor.

TÜİK Hangi Veriyi Nereden Alıyor?

İdari kayıtlardan derlenen verinin kaynaklarına gelecek olursak; TÜİK’in açıklamalarına göre seragazı emisyon hesaplamalarında kullanılan enerji denge ve petrol denge tabloları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan, alüminyum üretim miktarı ETİ Alüminyum A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden, çimento üretim miktarı Çimento Müstahsilleri Birliği’nden, atık yakma ve metan geri kazanımı ile ilgili veriler atık bertaraf ve geri kazanım tesislerinden, sıcaklık verileri Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden, hayvan sayıları, tarımsal üretim, sanayi üretim ve atık verileri ise TÜİK’in ilgili birimlerindeki idari kayıtlardan derleniyor. Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılıktan kaynaklanan yutak ve emisyonlar Tarım ve Orman Bakanlığı, HFC’ler, PFC’ler ve SF6 emisyonları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ulaştırma sektörü emisyonları Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, elektrik üretiminden kaynaklanan emisyonlar ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hesaplanarak TÜİK’e gönderiliyor.

Seragazı Emisyon İstatistikleri Ne Zaman Yayımlanır? Bir Sonraki Ne Zaman?

TÜİK kendisine iletilen veriyi derleyip her yıl Nisan ayının 15’ine kadar UNFCCC’ye gönderilecek şekilde hesaplamalarını tamamlıyor. Çerçeve Sözleşme kapsamında, envanterin hesaplanmasına esas yöntem ve parametrelerdeki değişikliklere bağlı olarak sözleşme baz yılından (1990) itibaren tüm seri yenileniyor. Türkiye’nin bu bağlamda 1990-2016 yılı verisini yenilediğini hatırlayalım. Bir sonraki emisyon istatistikleri yayımlanma tarihi TÜİK tarafından Nisan 2020 olarak belirtiliyor.