Türkiye’nin COP31’deki liderliğini güçlendirmesi için fosil yakıtlardan çıkışı yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonla ilişkilendiren net ve uygulanabilir bir yol haritası sunması gerektiğini söyleyen SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Kıdemli Enerji Analisti Yael Taranto, “Ayrıca bu alanlarda bölgesel ve küresel işbirliği platformlarına öncülük etmeli. Ve son olarak kendi ulusal dönüşümünü güçlendirecek somut sinyaller vermeli” dedi.
RÖPORTAJ: Bulut BAGATIR
IEA’nın son raporu, COP28’te verilen yenilenebilir enerjideki kapasite artışı taahhüdüne ulaşılamayacağını gösteriyor. O dönemde, fosil yakıtlardan uzaklaşma kararının da etkisiyle kazanılan ivme nerede kaybedildi?
Öncelikle şunu not etmek gerek: Yenilenebilir enerji yatırımlarının küresel artışı sürüyor ve IEA projeksiyonlarına göre 2030 yılındaki toplam kapasite, ülkelerin ulusal planlarındaki hedefleri aşacak. Ancak belirttiğiniz gibi bu artışlar COP28’de verilen taahhütlere ulaşmaya yeterli olmayacak. ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesi, iklim değişikliğinin uluslararası gündemdeki yerini ulusal güvenlik ve rekabetçilik kaygılarının alması, ekonomik sorunlarla birlikte küresel büyümenin yavaşlaması gibi faktörlerin ivme kaybında etkili olduğu düşünülebilir. Yine de elektrik üretimindeki yeni yatırımların %85’inden fazlası yenilenebilir enerji yatırımlarından oluşuyor, ancak finansal kısıtlar ve şebeke gelişiminin yetersiz kalması nedeniyle yeni yatırımlar potansiyelin altında kalıyor.
Ulusal hedefler kapsamında 2030 yılında ulaşılması planlanan 8,3 TW’lık yenilenebilir enerji kapasitesinin %45’inin Çin, %22’sinin diğer gelişmekte olan ülkeler, %33’ünün ise gelişmiş ülkeler tarafından karşılanacağı öngörülüyor. Buradaki oranları nasıl yorumluyorsunuz? Hangi taraflar payını daha rahat artırabilir?
Çin hem iç pazarının büyüklüğü hem de yenilenebilir enerji teknolojileri ve kritik hammaddelere hakimiyetiyle yenilenebilir enerjinin yeni küresel lideri haline geldi. Halihazırda büyük ekonomiler arasında en yüksek elektrifikasyon oranına sahip ve bu doğrultudaki hızlı gelişimini sürdürüyor. Dolayısıyla planlanan kapasiteden yüksek oranda pay alıyor. Gelişmiş ülkelerin payı da ABD’nin gerileyen hedeflerine rağmen bir hayli yüksek sayılır. Gelişmekte olan ülkeler arasında ise Hindistan, diğer Asya ülkeleri ve Afrika’nın payında artış potansiyeli var. Ancak bu potansiyel uygun koşullarda finansmana erişimin sağlanabilmesine bağlı.
2025’te 101 ülke yeni plan dokümanları yayımladı. Bunlardan 51’i yenilenebilir enerji hedeflerini artırırken 21’i azalttı, 29’u ise mevcut hedeflerini korudu. Bu 21 ülkenin temiz enerji hedeflerini azaltmasındaki motivasyon ne olabilir?
Hedeflerini azaltan ülkelerin başında ABD geliyor. ABD’nin 2035’e kadar elektrik üretiminin %100’ünün temiz kaynaklardan yapılmasını hedefleyen 2021 tarihli kararnameyi iptal etmesi küresel hedeflerdeki büyümeyi kısıtlayan önemli bir faktör oldu. Asya bölgesinde Endonezya, Pakistan ve Filipinler hedeflerini düşüren ülkeler olarak öne çıkıyor. Diğer hedef düşüşleri ağırlıklı olarak Sahra Altı Afrika ülkelerinden, özellikle Etiyopya ve Nijerya gibi ülkelerin hidroelektrik üretim beklentilerini azaltmasından kaynaklandı. Yine Hindistan ve Japonya gibi büyük ekonomilerin hedeflerini değiştirmemesi de küresel hedef artışını kısıtlayan faktörler arasında yer aldı. ABD dışındaki hedef azaltmaların, özellikle Afrika ve Asya ülkelerindekilerin ağırlıklı olarak ülkelerin ekonomik sorunlarından, yenilenebilir enerjiye yönelik altyapı yetersizliklerinden ve finansmana erişimdeki sorunlardan kaynaklandığını düşünebiliriz. Diğer taraftan Endonezya, Japonya ve Hindistan’da fosil yakıtlardan çıkış gündeminin zayıflığı da önemli bir etken.
Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefi “gerçekçi” bir hedef olarak öne çıkmıştı. Potansiyeli düşünüldüğünde çok daha iddialı bir hedef de verebilirdi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefleri; fosil yakıtlardan çıkış, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve sanayi dönüşümü perspektifiyle birlikte ele alınmalı. Bu çerçevede belirleyici olan yalnızca teknik potansiyel değil, söz konusu alanlardaki gelişmeleri yansıtan gerçekçi bir talep projeksiyonunun ortaya konulması.
Ayrıca, planlanan kapasitenin sisteme güvenli ve etkin bir şekilde entegre edilebilmesi için iletim ve dağıtım şebekesinin 2035 hedefleriyle uyumlu biçimde geliştirilmesi ve modernize edilmesi kritik önem taşıyor. Şebeke yatırımlarının zamanında devreye alınması, esneklik çözümlerinin yaygınlaştırılması ve sistem işletiminin dijitalleşmesi bu sürecin ayrılmaz parçaları.
SHURA’nın Net Sıfır 2053 yol haritasında, 2035 yılı için öngörülen elektrik talebine dayanarak mevcut hedefler “gerçekçi” ve yeterli olarak değerlendirilmiş; hatta açıklanan hedeflerin, projeksiyonlarımızın üzerinde olduğu görülmüştü. Bu noktada asıl belirleyici olan, bütüncül bir planlama yaklaşımının benimsenmesi ve altyapının da bu kapasite artışlarıyla eş zamanlı olarak güçlendirilmesi.
Bununla birlikte, talep tarafındaki dönüşümün hızı ve kapsamı, önümüzdeki dönemde hedeflerin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu nedenle, hedeflerin düzenli olarak gözden geçirilmesi ve enerji dönüşümünün tüm bileşenleriyle uyumlu şekilde ilerletilmesi önem taşıyor.
COP31’in ana gündem maddelerinden biri de fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası olacak. Türkiye’nin liderliğindeki zirvede enerji dönüşümüne dair ne gibi gelişmelere şahitlik edebiliriz? Türkiye liderliğini güçlendirmek adına ne gibi adımlar atmalı?
Bu doğrultudaki beklentilerin başında Türkiye’nin NDC revizyonu geliyor. Türkiye’nin daha iddialı bir karbon azaltım hedefi sunması ve fosil yakıtlardan uzaklaşma gündeminin parçası olmasını bekliyoruz.
COP31’de fosil yakıtlardan uzaklaşma başlığı, tek başına bir “çıkış” tartışmasından ziyade; yenilenebilir enerji, elektrifikasyon ve şebeke yatırımlarıyla birlikte ele alınan bütüncül bir dönüşüm çerçevesi içinde ilerleyecek. Türkiye’nin ev sahipliğinde, bu sürecin “uygulama COP’u” yaklaşımıyla somut yol haritalarına, finansman mekanizmalarına ve uluslararası iş birliklerine dönüşmesi bekleniyor.
Özellikle elektrifikasyonun hızlandırılması, şebekelerin modernizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeklenmesi ve sanayide karbonsuzlaşma gibi alanlarda yeni girişimlerin ve koalisyonların ortaya çıkması öngörülüyor.
Türkiye’nin liderliğini güçlendirmesi için ise üç temel adım öne çıkıyor: Öncelikle, fosil yakıtlardan çıkışı yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonla ilişkilendiren net ve uygulanabilir bir yol haritası sunması. İkinci olarak, özellikle yenilenebilir enerji, şebeke yatırımları, esneklik ve finansman alanlarında bölgesel ve küresel işbirliği platformlarına öncülük etmesi. Üçüncü olarak ise, kendi ulusal dönüşümünü güçlendirecek somut sinyaller vermesi. Örneğin elektrifikasyon ve enerji verimliliği için ara hedeflerin güçlendirilmesi; ayrıca yeni kömür yatırımlarından vazgeçilmesi veya elektrik sektöründe kömürden çıkışa yönelik bir ara hedef açıklanması bu açıdan güçlü bir mesaj olacaktır.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin yalnızca ev sahibi değil, aynı zamanda enerji dönüşümünün hızlandırılmasında yön veren bir aktör olarak konumlanmasını sağlayabilir.


