46 ülkenin verilerini inceleyen kapsamlı bir uluslararası araştırma, heyelan ölümlerinin yalnızca doğa kaynaklı olmadığını, arazi kullanım değişiklikleri ve ekonomik eşitsizliklerle şekillendiğini ortaya koyuyor. Ormansızlaşma, altyapı projeleri ve plansız yerleşimler, birçok durumda yağış ve topografyadan daha güçlü bir risk faktörü haline geliyor. İklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı yağışlar ise bu kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Türkiye’de ise dağlık alanlardaki insan kaynaklı arazi değişimi, benzer gelir grubundaki ülkelerin çok üzerinde seyrediyor. Bu tablo, ülkeyi Avrupa’da heyelan kaynaklı ölümlerde ilk sıraya taşıyor.
YAZI: Dr. Bikem Ekberzade
Dağlık bölgelerde meydana gelen heyelanlar çoğu zaman şiddetli yağışlar, dik yamaçlar ve zayıf jeolojik yapı gibi doğal süreçlerin bir sonucu olarak değerlendirilir. Ancak Science Advancesdergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu yaygın algıyı önemli ölçüde değiştirecek nitelikte: Ölümcül heyelanların büyük bölümü, insan tarafından dönüştürülmüş çevrelerde meydana geliyor.
46 ülkede yaklaşık 60 yıllık arazi kullanımını ve 45 yıllık nüfus verilerinin analiz edildiği çalışmaya göre; ormansızlaşma, tarımsal genişleme ve altyapı inşaatı gibi insan kaynaklı değişimlerin heyelan kaynaklı ölümler üzerindeki etkisi, topografya ve yağış gibi fiziksel faktörlerden daha güçlü olabiliyor. Üstelik bu etki, küresel olarak eşit dağılmıyor: Dağlık alanlara yönelik insan müdahalesi, düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 50’ye kadar çıkarken, yüksek gelirli ülkelerde yaklaşık %7 seviyesinde. Bu fark, heyelanların ne denli ölümcül olduğu üzerinde kritik bir rol oynuyor. Türkiye ise insan kaynaklı arazi örtüsü değişiminde, üst-orta gelirli ülkeler ortalamasının belirgin şekilde üzerinde yer alıyor. Aynı zaman Avrupa’da heyelan kaynaklı ölümlerin en fazla görüldüğü ülke konumunda.
Ekonomik kısıtlar ve hızlı nüfus artışı nedeniyle birçok düşük gelirli ülkede insanlar, kırılgan dağlık alanlarda yaşamak ve bu alanları dönüştürmek zorunda kalıyor. Tarım alanı açma, yol yapımı veya plansız yerleşimler gibi faaliyetler, yamaçların doğal dengesini bozarak heyelan riskini artırıyor. Buna karşılık, İsviçre veya Japonya gibi ülkelerde benzer topografik ve iklimsel koşullara rağmen can kayıplarının daha düşük olması, arazi kullanımının dikkatli planlanmasının ve risk azaltma stratejilerinin etkisini ortaya koyuyor.
İklim Değişikliği Riski Büyütüyor
Araştırmanın bulguları, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle heyelanlarla ilgili tehlikelerin giderek artabileceğini de düşündürüyor. Küresel ölçekte değişen yağış rejimleri, daha kısa sürede daha yoğun yağışların görülmesine neden oluyor. Bu tür aşırı yağış olayları, özellikle insan müdahalesiyle zaten zayıflamış yamaçlarda heyelanları tetikleyen en önemli faktörlerden biri haline geliyor.
Son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan felaketler de bu eğilimi açıkça ortaya koyuyor. Güney Asya’da muson yağışlarının şiddetlenmesi, Latin Amerika’da tropikal fırtınalar ve Doğu Afrika’da artan aşırı yağış olayları, çok sayıda ölümcül heyelana da yol açıyor. Bu olaylar, insan kaynaklı arazi değişimlerinin iklim değişikliği ile bir araya geldiğinde, risklerin katladığını göstermesi açısından çok önemli.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden iklim değişikliği uzmanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Şen’e göre, iklim değişikliği ile birlikte yağış rejimlerinde gerçekleşebilecek önemli değişiklikler de belirsizliği artıran unsurlar arasında. “Gelecekte özellikle Türkiye’nin kuzeydoğusunda yağışların artması bekleniyor. Bu bölge zaten heyelanlara yatkın bir coğrafya. Yağış miktarındaki ve şiddetindeki artış, yamaç dengesini bozarak heyelan tehlikesini daha da artırabilir,” diyen Şen, iklim değişikliği kaynaklı risklerin azaltılması açısından bu gibi çalışmaların politika yapıcılar tarafından dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
“Yalnızca Doğal Tehlikeye Değil, İnsan İzlerine Bakmalı”
Çalışmayı yürüten Ankara Üniversitesi’nden Dr. Seçkin Fidan, özellikle düşük gelirli ülkelerde arazi örtüsü değişiminin yaygın ve yoğun olduğunu tespit ettiklerini vurguluyor. Bu durumun, kırılgan topluluklardaki can kaybı riskini artırdığını aktaran Fidan, diğer yandan yüksek gelirli ülkelerde bile arazi örtüsü değişim oranı arttığında heyelanların etkisinin değişebildiğinin altını çiziyor. ‘‘Örneğin Fransa ve İsviçre karşılaştırması, ekonomik kapasitesi yüksek ülkelerde dahi dağlık alanlar üzerindeki insan etkisinin, heyelan ölümleri açısından fark yaratabildiğini gösteriyor. Nitekim, yüksek gelir grubunda yer alan İsviçre’de arazi örtüsü değişim oranının Fransa’ya kıyasla yaklaşık dört kat daha yüksek olduğunu, buna karşılık ölümcül heyelan ve heyelan kaynaklı ölüm yoğunluklarının da belirgin biçimde arttığını görüyoruz. Dolayısıyla afet riskini anlamak için yalnızca doğal tehlikeye değil, insanın peyzaj üzerindeki izine de bakmak gerekiyor.”
“Sorun Sadece Yoksulluk Değil, Değişimin Hızı”
Çalışmanın yazarlarından Viyana Üniversitesi’nden Dr. Uğur Öztürk ise, bulguların yalnızca ekonomik refah düzeyiyle de açıklanamayacağını vurguluyor.
“Yaptığımız değerlendirme, ölümcül heyelanları ve buna bağlı can kayıplarını belirleyen unsurun yalnızca ülkelerin refah düzeyi olmadığını, aynı zamanda dağlık peyzajlardaki değişimin hızı ve oranıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor” diyen Öztürk, bu müdahalelerin niteliğinin toplumsal dayanışma ve farkındalıkla desteklendiğinde, risklerin azaltılabileceğini söylüyor.
Öztürk’e göre Nepal, bu duruma iyi bir örnek: “Arazi örtüsü değişimi, nüfus artışı ve heyelan sayısı dikkate alındığında daha yüksek sayıda ve ölümle sonuçlanan heyelan vakaları beklenirken, Nepal’in yüksek gelirli ülkelerle benzer performans göstermesi dikkat çekici. Bu durum, acil durumlarda riskten kaçınma davranışları gibi bireysel ve toplumsal önlemlerin, afetlerin etkisini azaltmada önemli rol oynayabileceğini gösteriyor.”
Araştırma, Nepal örneğinde olduğu gibi, yalnızca fiziksel veya ekonomik koşulların değil; toplumsal farkındalık, risk algısı ve davranışların da afetlerin sonuçlarını belirlemede önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.
Önlenebilir Kayıplar
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli mesajlardan biri ise heyelanların tamamen “kaçınılmaz” olmaması. Doğa kaynaklı tehlikeler varlığını sürdürse de, bu tehlikelerin afete dönüşüp dönüşmemesi büyük ölçüde arazi kullanımı, planlama süreçleri ve risk yönetimi politikaları gibi süreçlerde alınan kararlara bağlı. Bu noktada da politika yapıcılar, yerel yönetimler, planlamacılar ve altyapı geliştiriciler kritik bir rol üstleniyor.
Arazi kullanımının sürdürülebilir şekilde planlanması, ormansızlaşmanın sınırlandırılması, riskli alanlarda yapılaşmanın kontrol altına alınması ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gibi önlemler, heyelan kaynaklı can kayıplarını önemli ölçüde azaltacağı gibi, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizliklere karşı riskleri de önemli ölçüde azaltacaktır.


