Donald Trump’ın dış politika ve enerji alanındaki hamleleri, iklim krizine karşı küresel çabaların hızını kesen bir siyasi iklim yaratıyor. Petrol gerekçesiyle yapılan askeri operasyonlar, iklim değişikliğini reddeden söylemlerle birleşirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelik engellemeler dikkat çekiyor. Connecticut Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Okşan Bayülgen, bu yaklaşımın uzun vadeli planlardan ziyade güç ve gösteri odaklı bir anlayışı yansıttığını belirtiyor. Bayülgen’e göre temiz enerjiye geçiş ekonomik olarak geri döndürülemez olsa da, Trump’ın politikaları bu süreci tehlikeli biçimde yavaşlatıyor. Zamanın giderek daraldığı iklim mücadelesinde yaşanan bu yavaşlama, ağır sonuçlar doğurma riski taşıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği politikalar, iklim değişikliği ile mücadelede küresel ölçekte ters yönde esen sert bir rüzgâr yaratıyor. Trump’ın Venezuela’ya yönelik askeri operasyonu ‘‘petrol için’’ yaptığını açıkça ifade etmesi, Grönland’ı ilhak etmeye yönelik çıkışları, ABD’de yenilenebilir enerji yatırımlarını hedef alan adımları ve iklim değişikliğini inkâr eden söylemleri; geçmiş yüzyıldan kalma bir güç ve enerji güvenliği anlayışında ısrar ettiğini gösteriyor.
Connecticut Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Okşan Bayülgen’e göre Trump’ın hamleleri, tutarlı bir strateji veya ideolojik çerçeveden ziyade, güç gösterisine dayalı bir siyaset anlayışının ürünü. ‘‘Trump, ne kadar çok toprak, ne kadar çok petrol ele geçirirse o kadar güçlü olacağına inanıyor,’’ diyen Bayülgen, Trump siyasetinin şok etkisi yaratan fakat uzun vadeli sonuçları hesaba katmayan bir çizgide ilerlediğini vurguluyor.
Bu ideolojik tutarsızlığa rağmen, Trump’ın benimsediği eski tarz güç ve enerji güvenliği anlayışı, dünyanın farklı bölgelerinde benzer eğilimlere sahip liderleri cesaretlendiriyor. Trump’ın iklim inkârcılığının yanı sıra offshore rüzgâr projelerini durdurma ve temiz enerjiyi teşvik eden Enflasyonu Azaltma Yasası’nı (IRA) zayıflatma girişimleri, küresel ölçekte yankı buluyor.
Temiz enerjiye geçişin ekonomik olarak artık durdurulamaz bir noktaya geldiğini ve bu eğilimin devam edeceğini belirten Bayülgen’e göre, Trump’ın sebep olduğu yavaşlama yine de kritik önemde. Nitekim iklim değişikliği ile mücadele için zaman aralığı giderek daralıyor ve kaybedilen her gün, küresel ölçekte daha ağır sonuçlar anlamına geliyor.
Connecticut Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Okşan Bayülgen’in İklim Masası’na konuyla ilgili değerlendirmeleri şu şekilde:
Venezuela’da Yapılan Petrol Açısından Bile Mantıklı Değil
Şu an herkes Trump’ın yaptıklarına anlam vermeye, istikrarlı bir yaklaşımı veya ideolojik bir temeli olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Benim görebildiğim kadarıyla bir tutarlılığı yok, daha ziyade gösteri odaklı yaklaştığını düşünüyorum. Günlük, saatlik, hatta anlık olarak her şey değişiyor; yeni bir şok haber veriliyor ve eskiler unutuluyor.
Mesela Venezuela’ya yapılan baskınla Maduro’nun kaçırılması büyük bir başarı gibi gözüküyor. Ve teknik anlamda gerçekten başarılı bir askeri operasyon yürütülmüş olabilir. Fakat bunun sonrası hiç konuşulmamış; Kongre zaten tamamen es geçiliyor.
Trump, bu operasyonun petrol üzerine olduğunu çok açık bir şekilde ifade etti. Oysa eskiden, örneğin Irak’ta, bunlar saklanırdı. Fakat Venezuela’da yapılan, petrol açısından bakıldığında bile mantıklı değil. Beyaz Saray’a petrol şirketlerinin CEOlarını getirdiklerinde, onların bile yatırım yapmaya soğuk baktıkları görüldü. Çünkü Venezuela’nın petrol sektörü senelerdir çökmüş vaziyette. Bir şekilde hızlıca petrol üretmek mümkün olsa bile- ki aslında değil- işlerine gelmiyor çünkü zaten dünyada petrol fazlası var ve bu nedenle fiyatlar sürekli düşüyor.
Trump’ın Yaklaşımı Tamamen Güç ve Gösteri Üzerine
Trump’ın geçmiş yüzyıldan kalan bir güç anlayışı var. Ne kadar çok toprak, ne kadar çok petrol ele geçirirse o kadar güçlü olacağına inanıyor. Yaklaşımının tamamen gösteri ve güç üzerine olduğunu, hem içişlerini hem de diplomasiyi, dış ilişkileri bu realist bakış açısıyla yürüttüğünü düşünüyorum.
Grönland’ı ilhak etme emelleri de bu güç anlayışıyla ilgili. ABD’nin zaten daha önceden yapılmış anlaşmalar nedeniyle Grönland’da asker bulundurma imkanı var. Üstelik Danimarka ve Grönland da ABD ile işbirliği yapmak istediklerini söylüyorlar. Bu şartlarda neden Grönland’ı alması gerektiği sorulduğunda Trump, satın almanın kiralamaya göre daha fazla hak sağlayacağını savunan tuhaf bir yanıt verdi. Bunun ideolojik bir temeli olduğunu düşünmüyorum; yalnızca Trump’ın mantığı bu şekilde işliyor.
‘‘Amerikan Topraklarını Genişleten Başkan’’ Olmak İstiyor
Grönland’ın gerçekten çok büyük bir stratejik değeri var. İklim değişikliği dolayısıyla buzlar eriyor ve yeni ticaret yolları açılıyor. Yolu kısaltıp masrafları azaltan bu yeni rotalar, dünya ticareti için oldukça önemli. Ayrıca savaş hazırlıklarında, orduları konumlandırma açısından önemli bir yer. Kritik mineraller açısından da zengin rezervleri var. Bu nedenlerle Çin de Rusya da bu bölgeyle çok ilgili. Tüm bunların önemini yadsımıyorum. Amerika’nın burada biraz daha güç göstermek istemesi anlaşılabilir, fakat Trump’ın bunu yapma yöntemi mantıklı değil.
Grönland’ı ele geçirerek Amerikan toprağı yapmak, hiçbir uluslararası anlaşmaya uymadığı gibi bugünkü uluslararası düzene de oldukça ters. Trump böyle davranarak, Rusya’ya ve Çin’e de kapı aralıyor, nitekim artık uluslararası hukuk diye bir şey kalmamış oluyor. Ayrıca Grönland’a yapılacak bir operasyon, NATO’nun da tamamen dağılması anlamına gelir.
Bana göre Trump, başkanlığının ikinci döneminde olduğu için kendi mirasını oluşturmaya odaklanıyor. ABD’de genelde böyledir; ikinci dönemlerinde başkanlar, uluslararası ilişkiler üzerine yoğunlaşırlar. Trump da ileride, Amerika’nın topraklarını genişletmiş bir başkan olarak hatırlanmak istiyor olabilir.
Enerji Dönüşümünde Geri Dönüşü Olmayan bir Yoldayız
Trump ile birlikte dünya, iklim değişikliği ile mücadelede hız kaybetti. Bir yandan temiz enerjilere doğru ekonomik olarak önüne geçilemeyen bir eğilim var, diğer yandan ise Trump bu süreci sürekli olarak yavaşlatmaya, hatta durdurmaya çalışıyor.
İyi haber şu ki, enerji konusunda artık geri dönülmesi zor bir yoldayız. Yenilenebilir enerjinin ucuzlamasıyla birlikte artık güneş ve rüzgar enerjisi kullanmak yalnızca iklim açısından değil ekonomik olarak da mantıklı. Bu noktada piyasaların önüne geçmek zor ve bu yöndeki eğilim devam edecektir.
Trump Süreci Yavaşlatıyor, Oysa Zaman Kritik
Fakat Trump’ın etkisi yine de çok büyük. Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde eski tarz enerji güvenliği anlayışına sahip liderler var ve Trump’ın yaktığı bu yeşil ışığı görüyorlar. Hem Trump’ın yaklaşımı hem de uluslararası örgütlerin zayıflamasından güç alarak bildikleri yolda daha kararlı ilerliyorlar.
Örneğin geçmişte Türkiye’de yeşil dönüşümün en önemli itici güçlerinden biri dış etkenlerdi. Avrupa Birliği’nden ve uluslararası kuruluşlardan gelen birtakım baskılar sonucunda – ve tabii karşılığında kredi almak gibi bir takım anlaşmalarla – bazı önemli adımlar atıldı. Fakat artık böyle bir baskıdan söz etmek pek de mümkün değil; bu da süreci yavaşlatıyor.
İklim değişikliği ile mücadele söz konusu olduğunda zamanın kritik önemde olduğunu da hatırlamamız lazım. Gerekli adımların atılabilmesi için vaktimiz çok dar, bu nedenle kaybedilen her gün çok büyük bir kayıp.
Enflasyonu Azaltma Yasası’nın Geri Çekilmesini Cumhuriyetçiler de İstemiyor
MAGA Cumhuriyetçileri, Cumhuriyetçi Parti’yi büyük oranda ele geçirmiş durumda; daha ılımlı Cumhuriyetçiler artık pek de ortalıkta görünmüyor. Dolayısıyla partinin tamamıyla Trump’ın güdümünde olduğunu söyleyebiliriz.
Bununla birlikte önceki Başkan Joe Biden’ın önderliğinde kongrenin büyük zorluklarla geçirdiği, temiz enerjiyi destekleyen Enflasyonu Azaltma Yasası’nın (IRA) getirdiği teşviklerin çoğu, Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Güney eyaletlerine yönelikti. Zaten yasa bu sayede geçebildi. Güney eyaletlerine yatırımlar geldi, iş gücü yaratıldı, vergiler toplandı. Ekonomik anlamda güneydeki Cumhuriyetçi ağırlıklı eyaletleri zenginleştiren bir yasa oldu. Trump, başkan seçildiğinden bu yana IRA’yı geri çekmeye çalışıyor, bazı Cumhuriyetçiler ise çok yüksek sesle olmasa da direnç gösteriyorlar.
Ara Seçimler Kritik Önemde
Bundan sonraki süreçte, sonbahardaki ara seçimler çok önemli. Burada seçmenler aslında Trump’ın politikalarını değerlendirecekler. Eğer kongredeki dağılım değişirse, Trump ‘‘topal ördek’’ olarak görülmeye başlar. Demokratlar kongrenin hakimiyetini kazanırsa, birçok soruşturma da açılabilir. Bundan Trump da korkuyor. Geçenlerde, ara seçimleri kazanamazlarsa azledileceğine dair bir açıklama yaptı. Eğer Demokratlar kongreyi yeniden ele geçirebilirlerse, Trump’ın gücü büyük ölçüde azalır.


