;
Diğer

“Termik Santrallar Kendisine Bağımlı bir Yaşam Formu Oluşturuyor”-2

Yeryüzü Derneği’nden Dr. Akif Pamuk’a göre, termik santral bölgelerinde yaşayan insanlar için istihdam alanı olarak ortaya çıkan kömür yatırımları, süreç içerisinde aslında istihdam sağlıyormuş gibi gözükse de, termik santral için yaşayan bir topluluk yaratıyor. Pamuk,  “O bölgede yaşayan insanların yaşam biçimleri ihlal edilirken, bu durum ekonomi ilişkilerini de etkiliyor” diyor.

YAZI: Gülce DEMİRER

Ziyaret ettiğiniz santral bölgelerindeki tarımsal üretime dair nasıl çıktılar elde ettiniz?

Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Bu nedenle de yeni gelene, yeni yaşama adapte olmakta zorlanıyor insanlar. Verim ciddi şekilde düşüyor. Eskisi gibi üretmiyorlar/ üretemiyorlar ve satış da yapamıyorlar. Ürünlerini pazara götürdüklerinde tüketiciler onların ürünlerini tercih etmiyorlar. Önceden bir kamyon vişne yetiştirirken şimdi bir tane yetişmiyor. Diğer taraftan örneğin İskenderun Körfezi’ndeki yeni balık türlerini de konuşabiliriz. Santralın atık sularından dolayı deniz suyu ısındığı için farklı balık türlerinin yaşamaya başladığı ve termik santralın açılmasından önce yaşayan balıkların bir kısmının da yok olduğu bir gerçek. Haliyle burada eski balıkçılık da yok, biyoçeşitlilik de.

İklim krizi bağlamında tarımın son derecede etkilendiği bir gerçek. Burada bir sorunun daha da arttığı görülüyor. Çok fazla meydan okuyucu etken var. Eski suyun, toprağın, tohumun yok. İnsanlar bu durumda nasıl hayatlarını idame ettirebilirler? Burada da iki grup karşımıza çıkıyor. Her şeye rağmen kalmaya çalışanlar ki bunlar da bir süre sonra pes ediyorlar ve tarımsal üretimden “ayrılıp” hizmet sektörüne geçiş yapıyorlar. Kendilerine en yakın merkezde veya bölgede asgari ücretle iş aramaya koyuluyorlar. Bu anlamıyla bakarsanız genel çerçeve kömür yatırımlarının tarımsal üretimi ortadan kaldırdığını ve insanları “niteliksiz iş gücü” haline getirdiğini gösteriyor. Türkiye modernleşmesi kırsalda yaşayanlarla çok barışık bir modernleşme değildir ancak insanlar “niteliksiz iş gücüne” dönüştürülüyor. Bu trend, Türkiye’deki neoliberal tarım politikalarıyla da örtüştüğünde üretim yapma becerisini ve toprak, su gibi üretim yapabilecek aygıtlarını kaybetmiş bir zümre üretiliyor. Bu da başlı başına o bölgede yaşayan insanların aslında temel yaşam biçimlerine bir müdahale ve bunu dönüştürme üzerine kurulu. İkinci grupsa köyü istimlak edilenlerin şehir merkezine göç etmesi. Bu zümre için zaten tarımsal üretim kategori dışı bir seçenek olarak ortaya çıkıyor.

Bunun yanı sıra yine aynı bölgelerde kadınların erkeklere göre santrallardan daha çok etkilendiğini gözlemlediğinizi söylediniz biraz önce. Tarım üzerinden bu farkı değerlendirme şansınız oldu mu?

Kütahya Arslanlı’da “Tarlaya giderdik, döndüğümüzde külkedisi gibi olurduk ve birbirimize bakıp gülerdik” diyorlardı. Biz hayatı göstergeler üzerinden algılıyoruz. Örneğin bir erkeğin termik santralda çalıştığını ve işini bitirdikten sonra eve döndüğünü varsayalım. Bir işi var, bir kazanç elde ediyor ve o kazançla ailesini geçindiriyor. Fakat asıl göstergeler, yaşamı etkileyen kısmı daha çok kadınlar ve çocuklar üzerinden gidiyor. Bu toplumda genel anlamda kadınlar “dezavantajlı” durumda. Bununla birlikte kömür yatırımlarından daha fazla negatif etkilenen grubu da temsil ediyor. Tarımla uğraşan kadının yaptığı şey, yaşadığı bölgedeki geçmişin tarım bilgeliğini yeni kuşaklara aktarmak. Bu hafızanın taşıyıcısı olarak kadınların toprakla olan ilişkilerini ortadan kaldırma süreci, ilişkisini kesme süreci.

Tarımsal üretim biçimlerinde kadın zaten dezavantajlı durumdayken onu bile kaybediyor. Sağlıklı çevrede yaşama hakkı ihlal edilirken aynı zamanda anayasada da temel karşılığı olan insanların istediği işi yapma özgürlüğü de elinden alınmış oluyor. Kendi üretim araçlarından kendi gelirlerini kazanabilecekleri küçük aile çiftçiliğinin ortadan kalkması da kadın ve erkek arasındaki sosyal eşitsizliği artıracak bir unsur olarak değerlendirilebilir.

Köyü istimlak edilen aileler merkezlere göç ettiğinde erkekler adapte olabiliyor ancak kadınlar olamıyor çünkü kültürün taşıyıcısı olma durumları ortadan kalkmış durumda. Eve hapsediliyorlar. Çocuklar için de aynı şey geçerli. Şehir dışında yaşam pratiklerinde çoğu kez çocukların sosyal hayattan veya oradaki yaşam pratiklerinden çok uzaklaşmadığını görüyoruz. Kimisi hayvan güder, kimisi başka bir uğraşa yardımcı olur. Çocuk işçiliği bağlamında değil, deneyim pratiği anlamında konuşuyorum. Buradaki deneyim pratiğinde bunların tamamı ortadan kalkmış durumda.

Tarımla uğraşan bir kadının ya da yaz aylarında kendine bir sosyalleşme alanı yaratan çocuğun kendi tercihleri dışında bambaşka bir yere gitmesinden bahsediyoruz. Burada en fazla göstergelerle karşılaşanın kadın olması bile bu anlamıyla kadınların en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldığını bize ispat ediyor. Konuştuğumuz tam da termik santral mülteciliği.