OGM’nin karbon yutak alanı kurarak karbon satmasının mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Tolunay, “Çünkü yeni ormanlaştırma çalışmaları OGM için gönüllülük değil zorunluluktur. OGM’nin yapabilecekleri, kişi veya şirketlere ormanlaştırma projeleri için orman dışında arazi tahsisi veya kiralanması, yapılan ormanlaştırma projelerinin kaydının tutulması ve takibiyle sınırlı kalacaktır” dedi.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda, tarım ve ormana yönelik düzenlemeleri de içeren Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildi.
Orman Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) karbon yutak ormanları kuracak, bedel almak suretiyle kurduracak veya kurulmuş ormanların tesis maliyetinden az olmamak ve karbon piyasası rayiç bedeli tahsil edilmek kaydıyla tahsis edecek, yönetecek, işletecek. Bu hükmün uygulanmasıyla ilgili tanım, şekil, şart ve esaslar İklim Değişikliği Başkanlığının görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenecek. Uzmanlar ise kabul edilen kararları eleştirdi.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Doğanaya Tolunay, İklim Haber’e yaptığı açıklamada, Türkiye’de ormanlaştırma projelerinin tuttuğu karbonunun sertifikalandırılması uzun yıllardır Orman Genel Müdürlüğünün gündeminde olan bir konu olduğunu söyledi. İklim Kanunu’nun yasalaşması ve karbon piyasası oluşturulması yönünde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının attığı adımların OGM’yi biraz da aceleyle ve üzerinde çok da düşünülmeden Orman Kanunu’na bir madde eklenmesi yönünde harekete geçirdiğini aktaran Prof. Dr. Tolunay, “Aceleyle ve üzerinde düşünülmeden dememin nedeni mevcut ormanların tuttuğu karbonun gönüllü piyasalarda ticaretinin mümkün olmaması. Öncelikle ormanlaştırma kavramı en az 50 yıldır orman olmayan alanlarda yapılmak zorundadır. Zaten orman olan, örneğin yanmış bir ormanın yeniden ağaçlandırılmasıyla atmosferden alınan karbon sertifikalandırılamaz. Gönüllü karbon piyasalarında alınıp satılabilecek projelerin ülkenin emisyon azaltımına ya da karbon yutak alanlarındaki karbon birikimine ek katkısı olması gerekir. Katkısallık denen bu ilke ilk şarttır.”
OGM’nin karbon yutak alanı kurarak bunların karbonunu satmasının mümkün olmadığını söyleyen bilim insanı, “Çünkü yeni ormanlaştırma çalışmaları OGM için gönüllülük değil zorunluluktur. OGM’nin yapabilecekleri, kişi veya şirketlere ormanlaştırma projeleri için orman dışında arazi tahsisi veya kiralanması, yapılan ormanlaştırma projelerinin kaydının tutulması ve takibiyle sınırlı kalacaktır. Orman Kanunu’na eklenmesi önerilen maddenin bu yönde değiştirilmesi gerekiyor. Özetle mevcut bir ormanın karbonunun karbon dengeleme kapsamında şirketlere satılması veya devredilmesi gönüllü karbon mekanizmalarının işleyişine uygun değil” dedi.
“İlk İş Sistem Oluşturmak Olmalı”
Karbon dengeleme projeleri ise tüm dünyada tartışmalı. Sisteme yönelik eleştirileri sıralayan Prof. Dr. Tolunay bunların başında emisyonu fazla olan şirketlerin karbonsuzlaşma hedefi koymak yerine karbon dengelemeyle günü kurtarma yolunu seçmelerini işaret etti: “Ek olarak yeşil aklama olarak kullanıldığı durumlar da yaşanıyor. Bu nedenle ormanlaştırma veya doğa temelli çözümlerle depolanan karbonu ticarete konu edilmesi gelir getirici bir işlem ya da şirketlerin karbonsuzlaşmadan kaçınma aracı olarak görülmemeli. Örneğin belediyelerin doğa temelli olarak dere restorasyonu yapması gibi projelerinin en azından bir kısmını finanse etmekte kullanılması durumunda işlevsel olacaktır.”
Türkiye’de sürecin doğru işlemesi için önerilerini de sıralayan Prof. Dr. Tolunay’a göre ilk iş, ormanlaştırma ve doğa temelli projelerin karbonun sertifikalandırılması için bir sistem oluşturmak: “Bu projelerin tuttuğu karbon miktarının kimler tarafından ve hangi yöntemlerle hesaplanacağı belirlenmeli. Farklı proje türleri (ormanlaştırma, iyi tarım uygulamaları, doğa temelli çözümler vb.) için çok yıllık odunsu bitkilerde ve topraklarda biriktirilecek karbonunun hesaplanması için kılavuzlar hazırlanmalı ve proje hazırlamada yetkilendirilecek kurumlar ortaya konmalı. Sonrasında hesaplanan bu karbon kredilerinin doğruluğunu denetleyecek ve izleyecek bağımsız bir mekanizma oluşturulmalı. Bu doğrulayıcı kurum veya mekanizmanın güvenilirliği son derece önemli. Çeşitli nedenlerle (ağaçların kuruması, yangın, böcek ve hastalık zararları, ağaçların öngörülenden yavaş büyümesi vb.) öngörülenden düşük karbon biriktirilirse karbon sertifikasının iptaline kadar gidebilecek durumlar söz konusu olabilir. Oluşturulacak sistemde karbon piyasasının her iki tarafını da mağdur etmeyecek, örneğin sigorta vb. sistemler oluşturulmalı.”
Üzerinde durulması gereken en önemli konunun ise var olan ormanların korunması. Prof. Dr. Tolunay’a göre Türkiye ormanlarında bir hektardaki ortalama CO2 stoku toprak organik karbonu da dahil 400-500 ton kadar. Sık ve yaşlı ormanlarda ise bu miktar bin tonu geçebiliyor. “Ülkemizde son 20 yılda madenler ile kamu yararı ve zaruret denilerek yol, havaalanı, enerji tesisi gibi sayısı elliden fazla olan faaliyet için 600 bin ha kadar orman alanında izin verildi” diyen bilim insanı şöyle devam etti: “Başka kullanımlara izin verilen ormanlardan kaybedilen karbon stoku kabaca 250-300 milyon ton CO2 eşdeğeridir. Ayrıca yutak alan özelliği olan bu ormanların izinlerle azalmasıyla yıllık karbon birikimlerindeki azalma da 100-130 bin ton CO2 eşdeğeri kadardır.”




