;
Politika

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Sesi “Kısılan” Çevre STK’ları: “Kimse Mücadelemize Kulak Vermiyor”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çevre mücadelesi veren STK’lar bölgedeki ekoloji tahribatına karşı seslerini duyuramamaktan şikayetçi. STK’lar bölgedeki ekolojik mücadelenin görünür olmamasının mücadele edenlerin emeğini yok ettiğini belirtiyorlar.

YAZI: Şenol BALİ

Çevre ve ekolojide yaşanan sorunlar ve tahribatlara karşı mücadele eden sivil toplum kurumlarının sayısı her geçen gün artıyor. Söz konusu kurumlar, yürüttükleri mücadelede birçok sorunla yüz yüze kalıyor. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde faaliyet yürüten kurum temsilcileri; ülkenin geneline göre mücadele etmekte daha çok zorlandıklarını, medya, kamuoyu ve siyasetin çevre sorunlarına eşit yaklaşmadıklarından şikayetçi. İklim Haber’e konuşan Bingöl Çevre Derneği Başkanı Cuma Karaaslan, ekolojiye yaklaşımlarda ötekileştirmenin olduğunu, “Senin çevren benim çevrem” şeklinde bir algının yerleştiğini söylerken Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa, Kaz Dağı için verilen mücadele ile Ilısu Barajı yıkımı için verilen mücadelenin ülke kamuoyunda aynı şekilde yer almadığını belirtiyor. Van Çevre Derneği Yönetim Kurulu (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık ise çevre sorunlarının gökyüzü gibi milletler ve coğrafyalar üstü olduğunu, Van’daki bir tahribatın Yozgatlı’nın yaşamını etkileyeceğini savunuyor.

Bingöl Çevre Derneği Başkanı Karaaslan : “Çevreye Evrensel Bakışımızı Yitirdik”

İlk olarak konuşan Bingöl Çevre Derneği Başkanı Cuma Karaaslan, ekolojiye yaklaşımlarda ötekileştirmenin olduğunu söylüyor. Karaaslan, “Çevreye evrensel bakışımızı yitirdik. Biri çevreye dair bir sorundan bahsettiğinde kim söyledi diye sorulmaya başladı. ‘Senin çevren benim çevrem’ şeklinde bir algı yerleşti. Çevreyi kopuk değerlendirmek mümkün mü? Örneğin geçtiğimiz günlerde Suriye’de yaşanan toz aşınımını Bingöl’de günlerce hissettik. Bu yüzden ayrımcılık yapmamak lazım. Kendi adıma ülkede kim iktidar olursa olsun çevreye dokunursa ona muhalefet olurum” diyor.

STK’ların bazen siyasi veya ideolojik duygularla hareket ettiğini savunan Karaaslan bunun çevre mücadelesini gerilettiği şeklinde bir çıkarımda bulunuyor.

“Bölgedeki Toplum için Çevreye Dönük Direniş Endişe İçeren bir Hal Aldı”

Kamuoyunun çevre konusundaki duyarlılığı konusunda yaşanan bölgesel farka değinen Karaaslan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde endişenin daha çok olduğunu belirtiyor: “Bölgedeki toplum için çevreye dönük direniş endişe içeren bir hal almış. Batıda halk çevreye ilişkin bir tahribata veya zarara karşı daha yüksek ses çıkarabiliyor veya daha çok sahiplenebiliyor. Bu sahiplenme çevre konusundaki diğer faktörleri de etkiliyor. Örneğin bir Karadenizli bu bölgedeki biri kadar kaos yaşamamıştır. Bu kaos insanlarda önce kendisini korumaya alması gerektiği hissiyatı uyandırıyor.” Konuyla ilgili konuşmasına verdiği bir örnekle devam eden Karaaslan “Örneğin geçtiğimiz yıl ilimiz Karacehhenem ormanlarında ağaç kıyımı yapıldı. Biz tepki göstermek için 20 kişi toplanabildik. Böyle olunca hem kolluk olarak müdahalesi kolay oluyor hem de ses getirmiyor” dedi.

Karaaslan, bölgedeki ekolojik mücadelenin görünür olmamasının mücadele edenlerin emeğini yok ettiğini belirtiyor: “Çevre konusunda siyasi kararlar alınıyor. Veya belli bir kesimin ekonomik menfaatine göre doğa yok edilebiliyor.  Bunlara karşı hukuki yollara başvuruyorsun ama süreç devam ettiğinde bile tahribat sürüyor.”

Batman Çevre Gönüllüleri Derneği: “Çevre Mücadelesinde Büyük Zorluklar Yaşıyoruz”

Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa ise çevreye dönük etkin mücadele eden tek STK olarak büyük zorluklar yaşadıklarını kaydediyor:  “Batman’ın ve bölgenin daha güzel yarınları için mücadele verirken, hayatın pek çok alanında tehditler aldık, baskılarla karşılaştık. Ticari amaçlarla ormanları kesen kirli mahalli-yerel güçler, dinamit, jeneratör (elektrik) ve patlayıcılarla balık avlayanlar, piyasaya kirli petrol ürünleri sokanlar, yeşil alanları amaçları dışında kullanmaya çalışanlar tarafından defalarca tehdit edildik. Yeşil alanda kamu binalarına karşı çıktığımız için baskı altına alındığımız oldu. Yeşil alanlar için yapmak istediğimiz yasal eylem ve etkinliklere zaman zaman çeşitli yasaklamalar getirildi, hakkımızda işlemler yapıldı. Örneğin 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki aylarda şehir stadının yeşil alan olması için gerçekleştirdiğimiz demokratik etkinlikler polis zoruyla engellendi, hakkımızda işlem yapılacağı tehdidi ile karşılaştık.”

“Kaz Dağı için Verilen Mücadele ile Ilısu Barajı Yıkımı için Verilen Mücadele Ülke Kamuoyunda Aynı Şekilde Yer Almadı”

Bölgede yaşanan kıyımların ülke gündeminde yeterince yer almadığını savunan  Argünağa, Ilısu Barajı’nın yıkımı için verilen mücadelenin Kaz Dağları için verilen mücadele kadar görünür olmadığını söylüyor: “Bölge illerinde doğa ve çevreye yönelik olarak yaşanan tahribat ve kıyımlar hiçbir zaman ülke gündeminde yeterince yer almadı, kamuoyu gündemine taşınamadı. Bölgemiz ve kentimiz sınırlarında yaşanan orman yangınları meselesi ile ilgili olarak ulusal basın-yaygın medya her zaman ayrımcılık yaptı. Ilısu Barajı veya doğaya yönelik başka tehditler için bölgemizdeki çevre örgütlerinin verdiği mücadele ülke gündemine oturacak düzeye ulaşmadı. En önemli sebep, Kürt meselesi. Bölgemizde siyaset dışı çevre ve doğa için mücadele verenlerin mesajlarının Türkiye kamuoyuna ulaşmamasının en önemli nedeni sorunun Kürt meselesi ile ilişkilendirilmek istenmesi. Kaz Dağı için verilen mücadele ile Ilısu Barajı yıkımı için verilen mücadele ülke kamuoyunda aynı şekilde yer almadı” ifadelerini kullanıyor.

Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa (Foto: Batman GAB)

“Bölge ile Batı İllerinde Yaşanan Tahribatlar Konusunda Kamuoyu, Medya ve Hukukta Ayrımcılık Var”

“Bölgemizde yaşanan tahribatlar ile batı illerinde yaşanan tahribatlar kıyaslandığında, kamuoyu, medya ve hukukta ayrımcılık dikkat çekici” sözlerini kullanan Argünağa, dünyanın herhangi bir yerinde doğaya zarar verilmesi durumunda tüm insanlık için yaşamın vahim bir hal alacağını söylüyor: “Ormanlar evrensel mirastır ve bütün dünyanın akciğeridirler. Dünyanın herhangi bir yerinde ormanlar zarar görürse, bütün insanlık bundan etkilenecek. Akdeniz’de, Ege’de veya Karadeniz’de orman yangınları havadan, karadan müdahale ile söndürülürken, geçen yıl ki istisnalar hariç bu bölge için hiçbir zaman uçaklar ve helikopterler kaldırılmadı. Medya bu konuyu gündemine bile almazken, kamuoyunun oluşturulması hiç mümkün olmadı. İkinci soruya verdiğim cevaplar bu soru için de geçerli. Bölgeler arasında açıkça ayrım yapan kamu kurum ve kuruluşlarının tavırları nedeniyle sıkıntılar yaşanıyor.”

Van ÇEV-DER Başkanı Kalçık: “Bölgede Güvenlik Gerekçesiyle de Tahribatlar Yaşanıyor”

Van Çevre Derneği Yönetim Kurulu (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık ise dünyada ve ülkenin genelinde yaşananlara ek olarak bölgede başka sorunların da yaşandığını söylüyor ve şu örnekleri vererek başlıyor konuşmasına: “Genel olarak sorunlarımız var. Dünyadaki çevre sorunlarıyla Türkiye’deki çevre sorunları aşağı yukarı benzer yapıda. Bizim bölgemizde enerji amaçlı, tarımsal amaçlı barajlar yapılıyor. Buna ek olarak bir de güvenlik gerekçesiyle yapılanlar var. Dünyada veya ülkemizde ormanlar yanıyor veya kesiliyor elbette ancak bölgede daha çok farklı gerekçelerle devlet eliyle yapılıyor.”

Bölgede çevre kurumları üzerinde bir baskının olduğundan söz eden Kalçık, “Çevre sorunlarına ilişkin mücadele eden kurumlar üzerinde ciddi bir baskı var. Örneğin geçtiğimiz yıl yapılan bir maden ocağına dikkat çekmek için Erciş ilçesine gittiğimizde işgalci bir güç gelmişçesine güvenlik tedbirleri alınmıştı. Oysa biz üç gazeteci ve üç de dernek yöneticisi gitmiştik. Sahada çok zorlanıyoruz. Zaten kentte 2 bin günü aşkın bir süredir devam eden eylem ve etkinlik yasakları var. Böyle olunca çevreye dair sokağa çıkamıyor, kamuoyunda bir çalışma yapamıyoruz” sözlerini kullanıyor.

“Koza Madenciliğin Ağrı’daki Çevre Tahribatlarını Ağrılılar Dahi Bilmez”

Bölgeler arasında çevreye yaklaşımda farklılıkların olduğunu belirten Kalçık, uygulamada bir çifte standardın olduğunu kaydediyor: “Buradaki tahribat veya sorunlar yeterince dikkat çekmiyor maalesef. İkizdere’yi, Kaz Dağları’nı, Akbelen’ i herkes bilir. Kaz Dağları’nda Koza Madencilik altın çıkarıyor bildiğiniz üzere. Güçlü bir direniş ve sahiplenme var orada. Ama Ağrı Diyadin ilçesinde aynı firma burada daha ileri düzeyde madencilik yapıyor. Üstelik siyanürle çıkarıyor. Maalesef kimsenin bundan haberi yok. Ağrılıların bile. Yine bizim burada Gürpınar ilçesine bağlı Yurtbaşı diye bir köyümüz vardı. Burada da bir maden ocağı açılmak istendi, köylüler buna karşı çıkınca binlerce mermi sıkıldı veya tarihi geçmiş gaz fişekleri atıldı. Yani İkizdere’de güvenlik güçleri madenci ile halk arasında beklerken burada halka saldırılıyor. Yetmezmiş gibi dava açılıyor. Uygulamada bir çifte standart var. Buradaki insanlar da yaşanan insan hakları ihlallerinin çokluğundan dolayı çevreye ilişkin bir ihlali daha az önemli bulmaya başlıyor.”

Van Çevre Derneği Yönetim Kurulu (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık (Foto: İklim Haber)

“Medya da Siyaset de Eşit Yaklaşmıyor”

Medyanın ve siyasetin bölgedeki sorunlara eşit yaklaşmadığını savunan Kalçık seslerini duyurmadıklarından şikayetçi. Şöyle diyor Kalçık: “Buradaki çevre ihlallerine medya da, siyaset de hukuk da eşit yaklaşmıyor. Mesela ana muhalefet partisi ayda bir ekolojik dergi yayımlıyor. 200 sayfalık bir bülten ancak bölgeye dair tek satır yok. Aradım, buradaki çevre sorunlarını da mı yok sayıyorsunuz diye soru sordum. Medya görmediği, ilgilenmediği gibi siyaset de ilgilenmiyor. Kalçık, doğa sorunlarının gökyüzü sorunları gibi olduğunu söylüyor ve ekolojik sorunlara millet veya coğrafya üzerinden bakılmaması gerektiğine vurgu yapıyor.