;
Politika

Dereler ve İnsanlar*

Giresun’daki sel felaketi, bir kez daha Karadeniz’in değişen iklim koşullarını, çarpık yapılaşmayı, dere yataklarının istinat duvarları ile daraltılıp yapılaşmaya açılmasını, bölgeye yapılan hidroelektrik santrallarını, Karadeniz Sahil Yolu’nu tartışmaya açtı. Açmak zorunda da…

YAZI: Cemil Aksu

Karadeniz’de haftada iki defa yağmur ya­ğar; biri üç gün sürer, diğeri dört gün… Bu espri, yaşlı doğal ormanlarla kaplı derin ve dik vadileriyle Karadeniz’in en normal halini anla­tır. Anadolu’nun her tarafında “yağmur duası” edilir, Karadeniz’de ise “güneş duası”. Köy tak­vimine göre de Temmuz’un 15’i ile Ağustos’un 15’i arası “çürük ayı”dır; haftada iki defa yağ­mur yağması espri olmaktan çıkar, bu ayda ger­çek olur.

Herkes değilse bile bütün Karadenizliler bilir bu gerçeği. Karadeniz’de her sağanağın sele dönüşmesinin “normal” hale gelmesi ise tam da bu gerçeğe karşı davranan insanların hika­yesini yansıtıyor. Tıpkı Yunan mitolojisindeki Prokrustes gibi, gerçeği kendi ölçülerine uyma­ya zorlayan insanların hikayesi. Bilindiği gibi, Atik Yarımadası’nda Eleuis’ten Atina’ya giden yol üzerinde yaşayan Prokrustes, yoldan geçen yolcuları öncelikle evinde ağırlamaya davet edermiş. Yolcularla hoş bir muhabbetten sonra çok rahat bir yatağı olduğunu söyleyip yolcula­rı demirden yapılmış bir yatağa yatırırmış. Bu aşamadan sonra içindeki zorbalık hissi dışa vururmuş. Yolcuların boyu yatağa uzun gelirse, ayaklarının dışarı taşan kısmını kesermiş, eğer misafirin boyu kısa gelirse bu sefer de yatağa bağladığı misafiri mengene ile gererek uzatırmış. Yerli Prokrustesler ise doğaya aynı mu­ameleyi yapıyor. Sonuç değişmiyor.

Giresun’da şimdiye kadar sekiz yurtta­şın hayatını kaybettiği, bir o kadarının da kayıp olduğu sel felaketi ortaya kor­kunç görüntüler çıkardı. Dere ilçesinin bir caddesinin boydan boya iki metreyi bulan çamur-taş yığını ile dolması, Ti­rebolu-Doğankent yolu ve Giresun- Dereli- Sivas yolunu sel alması, onlarca araç ve evin kullanılamaz duruma gel­mesi felaketin boyutlarını gösteriyor.

Yaşanan felaket, bir kez daha Kara­deniz’deki değişen iklim koşullarını, çarpık yapılaşmayı, dere yataklarının istinat duvarları ile daraltılıp yapı­laşmaya açılmasını, bölgeye yapılan hidroelektrik santrallarını, Karadeniz Sahil Yolu’nu tartışmaya açtı. Açmak zorunda da…

Karadeniz’de artık her sağanak bir afe­te dönüşüyor. Birçok kez heyelanlar oldu, taşkınlar oldu, can ve mal kaybı yaşandı. 2002’de Rize’nin Güneysu ve Çayeli ilçelerinde yaşanan sel fela­ketinde 34 kişi hayatını kaybetmişti. 2005 yılında Rize ve Trabzon’daki sel felaketlerinde ise toplam 32 kişi ha­yatını kaybetti. 2009 yılında Artvin Borçka’da beş kişi, 2010 yılında Rize Gündoğdu’da 12 kişi sel suları ve he­yelan altında kalarak öldü. 2012’de Samsun’da yaşanan taşkında, nehir yatağına yapılan konutlar su altında kalmış ve 13 kişi hayatını kaybetmişti. Ağustos 2015’te Artvin’in Hopa, Ar­havi ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel felaketi dokuz insanımızın yaşamını yitirmesine, çok sayıda yaralanmaya ve bölgede büyük maddi kayıplara ne­den oldu. 2019 Haziran’ında Trabzon Araklı’da yaşanan sel felaketinde ise dokuz kişi hayatını kaybetti. Bölgede son 10 yıl içerisinde 100’e yakın insanı­mız bu şekilde hayatını kaybetti. Ve bu sadece insani kayıp. Diğer canlılar için hâlâ kayıt tutmuyoruz maalesef.

Eylem Planı: Yapılan Her şey Yanlıştı

Hatırlanacağı üzere, bu sel ve heyelan felaketleri üzerine 12 Temmuz 2019’da Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Ku­rum, Karadeniz Bölgesi’ndeki 6 ili kap­sayan, 15 maddelik İklim Değişikliği Eylem Planı’nı açıkladı.

İklim değişikliğinin son yıllarda ulusla­rarası gündemi meşgul eden en önemli konulardan biri haline geldiğini ifade eden Kurum, sanayi devriminden bu yana dünyanın ortalama sıcaklığının 1,1 derece arttığını anımsattı. Kurum, “Tedbir alınmazsa, bu yüzyılın sonun­da ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4-6 derece artacak. Deniz suyu seviyesi 19 santimetre yükseldi. 2100 yılında denizlerimizde su seviyesinin 5 metre yükselmesi bekleniyor. Bu kötü senar­yo gerçekleşirse dünyada yaşayan insan nüfusunun üçte biri küresel ısınmadan etkilenecek” dedi. Gelecek 100 yılın sonunda, tarım için uygun alanların azalacağını vurgulayan Kurum, “Kıtlık ve kuraklık baş gösterecek. Sel, fırtına, tayfun gibi doğal afetlerin sayısı, şidde­ti ve görülme yerleri de artacak” bilgi­sini verdi.

Kurum, Karadeniz İklim Değişikli­ği Eylem Planı’nda atılacak adımları sıraladı. Kurum tarafından açıklanan “eylem planı”nın her maddesi aslında şimdiye kadar yapılan yanlışların da tek tek tespit edilmesini sağlıyor. “Eylem Planı”nın bazı maddeleri şunlar:

“2. Trabzon, Rize, Ordu, Giresun, Art­vin ve Samsun illeri öncelikli olmak üzere dere yataklarında yer alan bina­lar tespit edilecek ve uygun alanlar için kamulaştırma ve taşıma süreci planla­nacak.

3. Yüksek heyelan riski bulunan bölge­lerde yer alan binalar tespit edilerek uygun alanlara taşınacak ve bu bölge­lerde inşa faaliyetlerine izin verilmeye­cek.

4. Yerel yönetimler uhdesindeki ekono­mik ömrünü tamamlamış veya yetersiz kesit genişliğine sahip köprülerin önce­liklendirme yapılarak kaldırılması için tespit çalışmaları yapılacak.

5. Karadeniz Sahil Yolu’nun yağış su­larının denize ulaşmasına engel olan bölümlerinde menfezlerin kapasitesi artırılacak.

6. Karadeniz Sahil Yolu’nda ve risk al­tında olan karayollarının altyapısının belli noktalarında ani oluşan taşkınla­rın denize iletilmesini sağlayan su hat­ları ve tüneller oluşturulacak.

7. Dere yataklarının doğal yapısının bozulmaması için bölgede faaliyet gös­teren tesislerde denetimler sıklaştırıla­cak.

8. Kamu hizmeti veren binaların aşırı iklim olaylarından daha az etkilenecek­leri şekilde kent planlarında yer seçim­leri yapılacak.

10. Yağış suları ve kanalizasyon suları ayrık sistem haline dönüştürülecek.

11. İçme suyu, atıksu arıtma ve atık de­polama gibi kritik altyapı tesislerinin afet risk analizleri yapılacak.

14. Bölge genelinde yol yapımında ge­çirgen materyaller kullanılması teşvik edilecek.”

Bu eylem planı, aslında iktidarın 20 yıldır yaptığı bütün işlerin yanlışlığının kabulü sayılabilir. Çünkü Karadeniz Bölgesi, iktidar partisinin en fazla oy aldığı bölgelerin başında. Hakeza ikti­darla arasının çok iyi olduğunu bilinen inşaat şirketlerinin de hemen hepsi Karadenizli. İnşaat ve enerji yatırımları üzerinden bölgesel kalkınma hedefiyle hayata geçirilen HES yatırımları, Kara­deniz Sahil Yolu, köy ve yayla yollarının asfalt/betonlaştırılması, dere yatakları­na istinat duvarları yapılması, turizm yatırımları… Dolayısıyla bu “eylem planı” 20 yılda yapılan her şeyin sökül­mesi demek olacak!

Sahil Yolu, HES’ler, Dere Yataklarına Bina Derken…

Karadeniz’in bugünkü kaderini yaratan inşaat hamlesinin ilk adımı Karadeniz Sahil Yolu oldu. 4,2 milyar dolar ma­liyetiyle Türkiye’nin en büyük altya­pı projelerinden biri olan sahil yolu, Samsun’dan başlayarak doğuda Sarp Sınır Kapısı’na kadar 542 km uzunlu­ğa sahip. Çarşamba Ovası ve Perşem­be Yarımadası hariç genellikle kıyı çizgisini takip eden, toplam nüfusları 1.500.000’i bulan 5 il ve 30 ilçe mer­kezinden geçen Karadeniz Sahil Yolu 2007 yılında açıldı. Yolun yaklaşık %60’ı dolgu üzerine yapıldı. Yani sa­hiller taşla dolduruldu. Sahil yolu için yapılan deniz dolgusuna taş yetiştirmek için Karadeniz’in her vadisi taş ocağı­na çevrildi. Sahil şeridine yapılan dol­guların, yamaçlardaki yüzey sularının denize ulaşımını engelleyerek heyelan tehlikesi yaratacağı, konunun uzmanla­rı tarafından defalarca dile getirildi.

İnşaat hamlesinin ikinci adımı ise hid­roelektrik santral HES’ler oldu. 2005 yılında yapılan yasa değişikliği ile elekt­rik piyasasının özel sektöre açılması ve “nehir tipi” HES’lerin yapımı için DSİ’nin hazırladığı projelerle başlayan HES furyası kısa zamanda tüm bölgeyi sardı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Karadeniz Bölgesi’nde son 10 yıl içerisinde toplam kapasitesi 20,3 milyar kilowatt/yıl olan (yani Ata­türk Barajı’nın binde biri kadar elektrik üreten) 203 HES yapıldı. 20 HES’in inşaatı devam ederken, 123’ü de pro­je aşamasında. Yapılan hidroelektrik santralları için birçok dere yatağından sular cebri borulara, tünellere alındı, bunların yapılması için olur olmaz yol­lar açıldı, patlamalar yapıldı, orman ve arazi yapıları bozuldu. Aynı şey iletim hatları için de yapıldı.

İnşaat hamlesinin üçüncü adımı da, dere yataklarının istinat duvarları çeki­lerek darlaştırılması, bu yolla üretilen arsaların hem şahıs hem de kamu tara­fından yapılaşmaya açılması biçiminde yaşandı. Bu dereler üzerine ve derele­rin denize vardığı noktalarda inşa edi­len alçak köprüler ve yükseltilmiş yol nedeniyle sellerin şiddeti ve verdiği zarar arttı. Karadeniz’de köylerde bile doğal bir dere yatağı kalmış değil. Hep­sinin yatağı beton duvarlar içine alın­mış, kenarına yol yapılmış, apartman yapılmış. Karadeniz’in kentlerinde “yeşil alan” yok! Samsun’dan Artvin’e kadar… Köy yolları, hatta yayla yolları bile betonlaştırıldı.

En son hamle ise, temmuz ayında Da­nıştay tarafından iptal edilen, “Yeşil Yol Projesi”. Çevre ve Şehircilik Bakanlı­ğı tarafından 2016 yılında onaylanan Samsun-Ordu-Trabzon-Rize-Giresun- Gümüşhane-Artvin illerini kapsayacak şekilde yaylalara ve yaylalar arası asfalt yol projesi, sahil yolu projesinde yapı­lan hataların tekrarı oldu. İronik bir şekilde “Yeşil Yol Projesi” olarak ad­landırılan yol projesinin büyük kısmı tamamlanmış olmasına rağmen hâlâ master planı kamuoyuna açıklanmış değil! Projenin hukuki denetimden kaçırılması için, etaplara bölünerek ve İl Özel İdareleri eliyle hayata geçirildi. Proje kapsamında mevcut yollar geniş­letildi, yeni yollar açıldı, asfalt/beton yapıldı.

Türkiye’nin yurtiçi ve yurtdışından sağlanan ucuz ve yaygın kredi olanak­ları ile teşvik ve hatta tahrik edilen bu inşaat ya da beton/asfalt hamlelerinin yarattığı zenginleşmeye, kırsal nüfusun eritilerek kent merkezlerine toplan­masını hedefleyen politikalar eşlik etti. Türkiye nüfusunun %92’si il ve ilçeler­de yaşamayı tercih ederken, köy ve bel­delerde yaşayan nüfus geçen yıl itiba­rıyla 6,1 milyon oldu. 2000 yılında 63,6 milyon Türkiye nüfusunun %35,3’ini oluşturan 22,5 milyonu kırsalda yaşı­yordu. Nüfusun kent merkezlerinde toplanması, inşaat sektörü üzerinden kalkınma hamlesi için gerekli bir poli­tikaydı ve öyle de oldu. Yapılaşma ala­nı sınırlı olan Karadeniz’de bu ihtiyaç sürekli denize dolgu alanları yaparak telafi edilmeye başlandı.

Denize dolgu yapılarak inşa edilen Gi­resun, Trabzon havaalanları ve yapımı devam eden Rize-Artvin Havaalanı gibi büyük projeler, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) tarafından projelendirilen ve yine dolgu sahaları üzerine turistik ada projeleri de var.

İnşaat üzerinden yapılan bütün bu hamlenin son halkası, “imar affı” oldu. İskansız yapıların, belli bir ücret karşı­lığında kayıt altına alınmasına olanak sağlayan “İmar Barışı” uygulaması 18 Mayıs 2018’de yürürlüğe girdi. Mevzu­ata göre, İmar Kanunu’na eklenen ge­çici 16. Madde ile 31 Aralık 2017’den önce yapılan kaçak yapılar “Yapı Kayıt Belgesi” adıyla yasallaştırılmasının önü açıldı. Böylece bütün bu inşaat ham­lelerinde yapılan kanuna aykırı bütün yapılar yasallık kazandı. Şimdi “iklim değişikliği eylem planı” ile bunların düzeltilmesi hedefleniyor!

Bütün bunları düşününce yaşananlar bile bile lades oluyor… 4 Aralık 2018’de Katowice İklim Zirvesi’nde yayımlanan Küresel İk­lim Riski Endeksi Raporu’na göre Türkiye’de 2017 yılında gözlemle­nen meteorolojik afetler toplamda 1,9 milyar dolar ekonomik hasara yol açtı. Türkiye’de Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 598 ik­lim afeti gerçekleşmiş. Türkiye’de son 20 yılda iklim afetlerinin yıllık ortalama 462 milyon dolar ekonomik hasar ver­diği ifade ediliyor.

İklim krizinin Türkiye’ye kısa-or­ta-uzun vadede etkilerine dair bir­çok rapor mevcut. İklim krizinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri Türkiye. İklim krizine bağlı olarak iklim kuşakları, yerkürenin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilomet­re kayacağı ve bunun sonucunda da Türkiye, bugün Ortadoğu’da ve Ku­zey Afrika’da egemen olan daha sıcak ve kurak bir iklim kuşağının etkisinde kalacağı öngörülüyor. Türkiye iklim değişikliği birinci ulusal bildiriminde ise, gelecekte Türkiye’nin güneybatı kıyılarında ciddi bir yağış azalmasının (özellikle kışın), Karadeniz sahil şeri­dinde ise yağış artışının olacağı tah­min ediliyor.

Sonuç olarak elimizde iki gerçek var. İklim krizi ve Prokrustes gibi davranan kamu. Geçen yıl açıklanan 15 madde­lik İklim Değişikliği Eylem Planı’nın yaşadığımız kriz koşullarında nasıl uy­gulanacağı, sivil toplumun bu planın uygulanmasının neresinde olacağı, bu plan dahilinde yapılması öngörülen yeni yapılaşmaların gerçekten iklim krizi ve bölgenin doğası göz önünde bulundurularak yapılıp yapılmayacağı ve bunca felaket, can ve mal kaybından sonra bölgedeki yatırımların “aynı tas aynı hamam” devam edip etmeyeceği gibi sorular yumağı var. Ülke olarak yaşadığımız siyasi, ekonomik kriz ve en önemlisi hukukun siyasallaşması bu so­rulara pozitif cevaplar vermeyi imkan­sız kılıyor.

 * Yazının başlığı “Dereler ve İsyanlar” kitabına gönderme olması için seçilmiştir. Dereler ve İsyanlar kitabı, Karadeniz’de 2005’ten sonra başlayan HES projelerine karşı köylülerin tepkilerini anlatan röportaj-kitaptı. Bugün olan bitenlerin hepsi orada anlatılmıştı. Dereler ve İsyanlar, Mahmut Hamsici, Notabene Yayınları, https://notabene.com.tr/ana-sayfa/30-dereler-ve-isyanlar-9786055513023.html