COP31 öncesinde Türkiye’nin üstleneceği köprü rolünün altını çizen Jennifer Morgan, başarılı bir zirve için iki ülkenin de iklim eylemini kendi evinde başlatması gerektiğini vurguladı.
Küresel iklim diplomasisinin önde gelen isimlerinden Jennifer Morgan, İstanbul Politikalar Merkezi’nin düzenlendiği panelde 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesine ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin kıtalar, medeniyetler ve siyasi ayrımlar arasında tarih boyunca üstlendiği köprü rolünün iklim müzakerelerinde kilit önem taşıyacağını belirten Morgan, “İklim değişikliğinin jeopolitik sınırları veya tarihi ittifakları gözetmediğini bilerek ve bu nedenle esnek olmamız gerektiğini göz önünde bulundurarak, COP sürecine girerken bu tür bir rolün kesinlikle gerekli olacağını düşünüyorum” dedi.
“Yenilenebilir Enerji Karşı Karşı Olduğumuz Krizlere Cevap Verebilir”
Fatih Birol’un küresel enerji krizine yönelik uyarılarına atıfta bulunan Morgan, artan enerji maliyetlerinin dünya çapında yüz milyonlarca insanın yaşamını zorlaştırdığını, aynı zamanda Nepal’deki sel felaketleri gibi olayların iklim krizini “uzak bir ihtimal” olmaktan çıkarıp bugünün yakıcı gerçeği haline getirdiğini ifade etti. Dünyanın karşı karşıya olduğu enerji, ekonomi ve iklim güvenliği krizlerinin ise ancak yenilenebilir enerjiye dayalı bir ekonomiyle cevap verilebileceğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler ve UNEP’in son raporlarına dikkat çeken Morgan, ülkelerin mevcut politikalarıyla Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefinin aşılarak 2,6 derecelik bir sıcaklık artışına doğru ilerlendiğini hatırlattı: “Rapor, bu sınırın üzerine çıkmamızın kaçınılmaz olduğunu, ancak bu aşımın büyüklüğünü ve süresini en aza indirmenin ve yüzyılın sonuna kadar yeniden 1,5 derecenin altına inmenin hâlâ mümkün olduğunu tespit ediyor.” Dünyanın en son 3 milyon yıl önce bu denli sıcak olduğunu belirten Morgan; yıkıcı hava olaylarının doğrudan fosil yakıtlarla ilişkilendirilmesi ve bu bağın COP gündeminin merkezine oturtulması çağrısında da bulundu.
“Eylemi hızlandırmamız gerekiyor” diyen Morgan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Uygulamayı yoğunlaştırmamız gerekiyor. COP’ta tartışılacak üç temel alan var. (sonuncusu muhtemelen yan etkinlik odalarında daha fazla konuşulacaktır): Fosil yakıtların aşamalı çıkış, yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon, metan gazının hızla kesilmesi. Bunların yanında bir de güvenli karbondioksit yakalama/uzaklaştırma yöntemlerine yatırım yapılması. Yalnız jeomühendislikten bahsetmiyorum. Karbonu havadan fiilen çekip depolamaya yönelik teknolojilerden bahsediyorum. Bunların bir arada, sosyal açıdan adil bir şekilde gerçekleşmesi gerekiyor.”
Türkiye ve Avustralya’nın Eş Liderliğine Stratejik Vurgu
Zirvenin Türkiye ve Avustralya’nın ortak liderliğinde çetin bir jeopolitik atmosferde gerçekleşeceğini belirten Morgan, eş-liderlikte başarının açık sorumluluk paylaşımı, şeffaf iletişim ve ortak sorumluluk bilincinden geçtiğini söyledi. Greenpeace International’da çalışırken bu yönde bir deneyim kazandığını da anlatan Morgan, “Çıkardığım iki ders var: Birincisi, herkesin hangi konulardan sorumlu olduğunu bildiğinden emin olmak. Kulağa basit geliyor ama kritik bir nokta. Çünkü COP’larda veya süreçlerde kafa karışıklığı olduğunda işler aksayabilir. Dolayısıyla burada böyle bir netlik şart. Çıkardığım diğer ders ise, eğer eş liderim başarısız olursa ben de başarısız olurum. Ben başarısız olursam o da başarısız olur. Bu nedenle iki tarafın birlikte çalışması gerekiyor” diye konuştu.
Güçlü bir COP liderliği için her iki ülkenin de kendi evinde iklim eylemine ağırlık vererek güçlü iklim politikaları belirlemesi gerektiğinin altını çizen Morgan, “Hem Türkiye hem de Avustralya için iyi haber şu ki, buna ağırlık vermek aslında olağanüstü stratejik bir fırsatın kapısını aralıyor. Her ikisinin de başarılı bir COP için temel oluşturması, fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritalarını ve yeni kömür yatırımı yapmama kararını duyurmasından geçiyor” dedi.
Özel Jet ve Business Biletlerine İklim Vergisi Önerisi
Uyum finansmanının 2035’e kadar üç katına çıkarılması taahhüdünün sahada somutlaştırılması gerektiğini belirten Morgan, kamu fonlarının gerilediği bir dönemde yeni finansman arayışlarına dikkat çekti. Morgan, özel jetler ile “first class” ve “business class” uçak biletlerine küresel ölçekte ek vergi getirilmesini öngören dayanışma vergisi (Global Solidarity Levies Task Force) çalışmalarının sürdüğünü ve bu kaynakların doğrudan kırılgan ülkelerin “Kayıp ve Zarar Fonu”na aktarılmasının planlandığını duyurdu.


