Almanya, ilk kez 2045 hedefiyle fosil yakıtlardan çıkış sözü verdi. Plan kapsamında, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2030 yılına kadar %55’ten %80’e çıkarılması öngörülüyor.
Avrupa’nın en büyük ekonomisi unvanına sahip olan Almanya, yeşil politikaları konusunda yaşanan sert tartışmalara rağmen 2045 yılına kadar fosil yakıtlardan çıkma taahhüdünde bulundu. Alman hükümeti Çarşamba günü yayımladığı bir yol haritasıyla, ilk kez fosil yakıtlardan “geçiş yapma” konusunda açık bir taahhütte bulundu. Daha önceki taahhütler yalnızca “karbon nötr” hedefine yönelikti.
Plan kapsamında, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2030 yılına kadar %55’ten %80’e çıkarılması öngörülüyor. Buna ek olarak, 12 GW yeni kara tipi rüzgâr enerjisi kapasitesi kurulması ve 2030 yılına kadar 215 GW güneş enerjisi kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.
Tüm bunlara ilaveten, daha önceden açıklanan, önümüzdeki 10 yıl içinde kömür kullanımının azaltılması ve 2038 yılına kadar kömürden çıkılması hedefi de yeniden teyit edildi. Bununla birlikte, kömürden çıkış tarihinin 2035’e çekilmesi ihtimali de gündemde tutuluyor.
Enerji Güvenliği Adına Önemli Bir Adım
Karbondioksitten 80 kat daha güçlü olma özelliğine sahip bir sera gazı olan metan emisyonlarının da 2030 yılına kadar %30 azaltılması hedefleniyor. Bu hedef, Almanya’nın 2021 yılında imzaladığı Küresel Metan Taahhüdü ile de uyumlu.
Uluslararası bir iklim aktivizmi ağı olan 350.org Küresel Politikalar Stratejisi Başkanı Andreas Sieber, planın fosil yakıtlardan çıkışı açık bir politika hedefi haline getirmesi açısından “dikkate değer bir değişime” işaret ettiğini söyledi. Ancak Sieber, Almanya Ekonomik İşler ve Enerji Bakanlığı’nın aynı zamanda gaz kullanımının artırılması için yoğun biçimde çalıştığı uyarısında da bulundu. Sieber şöyle devam etti:
“Ekonomi Bakanlığı fosil yakıtlardan geçiş sürecini sürekli sabote ediyor. Bu yıl, fosil yakıtlara bağımlılığın herkes için nasıl bir risk oluşturduğunu en çarpıcı biçimde gösterdi. Bu bağımlılık, Almanya’da ve dünyanın dört bir yanında hane halklarını ve işletmeleri fiyat şoklarına, oynaklığa ve jeopolitik belirsizliğe açık hale getiriyor.”
Almanya’nın eski iklim özel temsilcisi Jennifer Morgan ise hükümetin ulaşım ve ısınma sistemlerinin elektrifikasyonuna daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini söyledi. Morgan, “Kömür, petrol ve gazdan temiz yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak, enerji bağımsızlığını güçlendirecek ve kritik bir dönemde tüketicileri fiyat şoklarından koruyacaktır” dedi. Morgan, stratejinin yeşil elektrifikasyonun daha hızlı ve planlı biçimde hayata geçirilmesiyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Aşırı Sağ Karara Tepki Gösteriyor
Gazlı kombilerin yerine ısı pompalarının kullanımının yaygınlaştırılması yönündeki girişim, 2023 yılında petrol ve gazla çalışan yeni ısıtma sistemlerinin büyük bölümünün kurulmasını yasaklayacak bir ısıtma yasasının kabul edilmesinin ardından Alman siyasetinin aşırı sağ kanadının saldırılarına hedef oldu. Göçmen karşıtlığıyla öne çıkan bir siyasi parti olan Alternative für Deutschland (AfD), konuyu seçim kampanyasının önemli başlıklarından biri haline getirdi ve bu yılın başlarında kuralların gevşetilmesine yol açtı. Partinin eş başkanı Alice Weidel ise rüzgâr türbinlerini “utanç değirmenleri” olarak nitelendirdi.
Isı pompaları bugün Almanya’daki yeni konut ısıtma sistemlerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Almanya, Nisan ayında Kolombiya’da düzenlenen ve katılımcıların tamamının fosil yakıtlardan tamamen çıkış planlarını ortaya koyma sözü verdiği önemli uluslararası konferansın ardından, böyle bir yol haritası yayımlayan Fransa ve Hollanda’nın ardından üçüncü büyük gelişmiş ekonomi oldu.
Almanya’nın yol haritası, ülkelerin iklim kriziyle mücadelede halihazırda yetersiz kalan çabalarını nasıl hızlandırabileceklerini Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda tartışmalarının ardından geldi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, görevde bulunduğu 10 yıl boyunca iklim eyleminin güçlü savunucularından biri oldu. Ancak görev süresinin önümüzdeki Aralık ayında sona erecek olması, yerine gelecek kişinin iklim konusunda daha az kararlı olabileceği yönündeki endişeleri artırdı.


