;
Politika

AB Emisyonlarını 2040’a Kadar En Az Yüzde 90 Azaltabilir

emisyon

AB İklim Danışma Kurulu, AB’nin 2040 yılına kadar emisyonlarını %90-95 oranında azaltmasını önerdi. Bu azaltım, iklim risklerinin azaltılması ve sürdürülebilir bir geleceğe ulaşılması için elzem.

Avrupa İklim Yasası ile kurulan Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu, hem adil hem de uygulanabilirliği ele alan bilime dayalı bir değerlendirmeye dayanarak, 1990 yılına göre 2040 yılına kadar AB emisyonlarının %90-95 oranında azaltılmasını öneriyor.

AB’nin iklim değişikliği danışma organı bugün yayınladığı ‘AB çapında 2040 iklim hedefinin ve 2030-2050 sera gazı bütçesinin belirlenmesi için bilimsel tavsiyeler’ başlıklı raporunda, AB kurumlarına 2040 iklim hedefi ve 2030-2050dönemi için AB sera gazı emisyon bütçesine ilişkin bilime dayalı bir tahmin sunuyor.

Danışma Kurulu, Paris Anlaşması’nın hedefleri doğrultusunda 2050 yılına kadar AB’de iklim nötrlüğünün sağlanmasına yönelik bilimsel temelli mevcut en son seragazı emisyon senaryolarının kapsamlı bir değerlendirmesini yaptı. Hem adil hem de uygulanabilirliği dikkate alan titiz analizlere dayanan bulgular, iklim değişikliğini ele almak için iddialı eylemlere duyulan acil ihtiyacı vurguluyor. Rapor ayrıca, gerekli emisyon azaltımlarına ulaşmak için olası yolları ve ilgili kapsayıcı politika seçeneklerini de ana hatlarıyla ortaya koyuyor.

2030-2050 Karbon Bütçesi ve 2040 İklim Hedefi 

Danışma Kurulu, 2030-2050 dönemi için AB’nin seragazı emisyon bütçesinin (yani kümülatif emisyonların), küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılması (bu sıcaklığın hiç aşılmaması veya sadece sınırlı ve geçici olarak aşılması) doğrultusunda 11-14 Gt CO2e sınırında tutulmasını öneriyor.

Bunu başarmak için AB, 1990 seviyelerine göre 2040 yılına kadar %90-95 oranında net emisyon azaltımı için çaba göstermeli. Bu azaltımlar, iklim risklerinin azaltılması ve sürdürülebilir bir geleceğe ulaşılması için elzemdir.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Profesör Ottmar Edenhofer şu yorumda bulundu: “Danışma Kurulu’nun tavsiyeleri, 2050 yılına kadar hem adil hem de uygulanabilir bir şekilde iklim nötrlüğüne ulaşmak için cesur ve dönüştürücü eylemlere duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Bunun için AB’nin 2040 yılına kadar emisyonları 1990 seviyelerine göre %90-95 oranında azaltması gerekiyor. Doğru politika tercihleri yaparak ve sürdürülebilir yenilikleri benimseyerek dirençli bir geleceğin önünü açabiliriz”.

Hem Fizibilite Hem de Adalet Göz Önünde Bulundurulmalı

Danışma Kurulu, 2040 yılına kadar AB’de uygulanabilir emisyon azaltımlarını belirlemek için 1000’den fazla AB emisyon yolunu analiz ederek, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi ve AB’nin 2050 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşma hedefi ile uyumlu senaryoları belirledi. Danışma Kurulu bu senaryoları değerlendirdi ve güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve hidrojen enerjisi de dahil olmak üzere teknolojilerin kısa vadede ölçek büyütmesiyle ilgili çevresel riskler ve zorluklar da dahil olmak üzere fizibilitelerini göz önünde bulundurdu.

Paris Anlaşması sıcaklık hedefine uygun bir AB katkısı sağlayan senaryoları seçmek için Danışma Kurulu ayrıca farklı etik ilkeler altında AB’nin küresel emisyon azaltma çabalarına katkısının adilliğini de değerlendirdi. Değerlendirilen tüm varsayımlar altında Danışma Kurulu, yurtiçi emisyonlar için uygulanabilir yollar ile farklı eşitlik ilkelerine dayalı adil pay tahminleri arasında bir açık tespit etti.

Bu açığı gidermek için AB, yurtiçi emisyonlarda uygulanabilir azaltımların üst sınırını hedeflemelidir. AB dışındaki destek, işbirliği ve ortaklıklar da AB’nin adil payı ile önerilen uygulanabilir bütçe arasındaki açığı kapatabilir.

Önerilen 2040 hedefi ve 2030-2050 bütçesi, 2030 yılına kadar mevcut %55 azaltım hedefine ulaşılmasıyla başlanarak gerçekleştirilebilir. Ek kısa vadeli emisyon azaltımları, AB’nin 2050 yılına kadar kümülatif emisyonlarını daha da azaltacak ve böylece AB’nin küresel azaltıma katkısının adilliğini artıracaktır.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkan Yardımcısı Profesör Jette Bredahl Jacobsen şu yorumda bulundu: “AB’nin iklim eyleminin hem uygulanabilir hem de adil olmasını sağlamak için, AB’nin iklim azaltım çabaları hem AB içine hem de AB dışına bakmalıdır. Bu, küresel emisyon azaltımlarına aktif olarak katkıda bulunurken, yerel sera gazı emisyonlarında iddialı azaltımlar yapılmasını gerektirir”.

Toplum için Çıkarımlar 

Değerlendirilen senaryolar, dikkate alınması gereken bazı ortak özellikler ortaya koyuyor. Birçok senaryoda dikkat çeken bir husus, enerji kullanımının elektrifikasyonu ve hidrojen gibi fosil yakıt alternatiflerinin yaygınlaştırılması ile birlikte rüzgar ve güneş enerjisinin önemli ölçüde yaygınlaştırılması.

Bu teknoloji artışını verimlilik kazanımlarıyla birleştiren yollar, 2030 yılına kadar kömür yakıtlı elektrik üretiminin aşamalı olarak durdurulması ve 2040 yılına kadar gaz yakıtlı üretimin azaltılmaması da dahil olmak üzere, 2040 yılına kadar AB enerji sektörünün neredeyse tamamen karbonsuzlaştırılmasına yol açabilir. Bu yollar aynı zamanda AB’nin CO2’nin atmosferden uzaklaştırılmasına (yeni karbon uzaklaştırma teknolojileri veya doğal toprak yutağının geliştirilmesi yoluyla) olan bağımlılığını en aza indiriyor ve böylece bu yaklaşımlara güvenmekle ilişkili riskleri en aza indiriyor. Ancak bu yollarda bile iklim nötrlüğüne ulaşmak için karbonun büyük ölçekte uzaklaştırılması gerekiyor.

Edenhofer sözlerine şunları ekledi: “Emisyon azaltımını teşvik ederken aynı zamanda karbon gideriminin hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasını da teşvik eden bir politika çerçevesi oluşturmak, önümüzdeki aylarda politika yapıcılar için kilit bir zorluktur. Emisyon azaltımı önceliklidir, ancak hem arazi sektöründen hem de yeni teknolojilerden sürdürülebilir karbon giderimi, ilgili risklerin ve zorlukların dikkatli bir şekilde yönetilmesiyle birlikte hızlı ölçeklendirmeyi de gerektirmektedir.”

Analiz ayrıca fosil yakıtlara ve doğal kaynaklara olan bağımlılığın azaltılmasının sayısız faydasını da vurguluyor. AB’nin fosil yakıt ithalatına bağımlılığını azaltarak enerji güvenliğini artırmanın yanı sıra bu geçiş, hava kalitesinin iyileştirilmesi yoluyla AB vatandaşlarının sağlık ve refahını da artırmaktadır. Ayrıca su stresini azaltabilir ve doğanın daha iyi korunmasını sağlayabilir. Ancak bu faydaların hayata geçirilmesi için Avrupa, ulusal ve yerel düzeylerde dikkatli bir planlama, kapsayıcı karar alma, paydaşların katılımı, eşitlik ve adaletin sağlanması, yenilikçiliğin ve daha geniş kapasite gelişiminin teşvik edilmesi gerekiyor.