Her yıl 23 Eylül tarihi “Dünya Ekolojik Borç Günü” olarak kabul ediliyor ve insanlığın doğal kaynak talebi ile gezegenimizin yenilenme kapasitesi arasındaki açığa bakıldığında, 2026 yılında bu limit 30 Temmuz tarihi itibarıyla aşıldı.
Dünya Ekolojik Borç Günü’nün geçmişi 1990’ların başlarına kadar uzanıyor. Kanadalı ekolojist William E. Rees ile öğrencisi Mathis Wackernagel, insanların doğadan ne kadar kaynak talep ettiklerini, Dünya’nın bunları ne kadar yenileyebildiğiyle karşılaştıran Ekolojik Ayakizi (Ecological Footprint) yöntemini geliştirdi. Neticede insanlığın doğadan talebi Dünya’nın kendini yenileme kapasitesini aşıyordu.
Söz konusu durumu ölçmeyi özel bir güne dönüştürme fikrini ise İngiliz düşünce kuruluşu New Economics Foundation’da (NEF) çalışan çevre politikaları uzmanı Andrew Simms ortaya attı. İnsanlığın bir yıl içinde kullanabileceği doğal kaynakların tamamını bir banka hesabındaki yıllık bütçe gibi düşünmeye dayanan bu fikirle insanlığın bu bütçeyi tükettiği gün de Dünya Limit Aşım Günü olarak adlandırıldı.
İlk kez bu ölçümü gerçekleştiren, kâr amacı gütmeyen uluslararası bir araştırma kuruluşu olan Küresel Ekolojik Ayakizi Ağı ise 2006 yılında Dünya Ekolojik Borç Günü’nü ilan etti ve bu gün, bir yıl sonra kampanyaya WWF’nin de katılımıyla küresel bir yapıya büründü.
Mevcut Halde 1,73 Dünya’ya Daha İhtiyacımız Var
Bu bağlamda Dünya Ekolojik Borç Günü’nün temel amacı, insanlığın doğa üzerindeki talebinin Dünya’nın biyolojik kapasitesini ne ölçüde aştığını görünür hale getirmek ve bu açığı azaltmaya yönelik politikaları, teknolojileri ve davranış değişikliklerini teşvik etmek.
Dünya’nın biyokapasitesinin, insanlığın ekolojik ayakizi çarpı 365 güne bölünmesi formülüyle hesaplanan Dünya Limit Aşım Günü ise 2026 yılında 30 Temmuz olarak açıklandı. Yani gezegenimiz bu yıl tam beş aylık bir açık vermiş oldu. Bu da insanlığın doğanın kendini yenileme kapasitesinden %73 daha hızlı doğal kaynak tükettiği, yani mevcut tüketim seviyesinin sürdürülebilmesi için 1,73 Dünya’ya daha ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor.
İnsanlığı bu anlamda ekolojik borçlu hale sokan birçok gösterge bulunuyor. Ormanların yenilenebileceğinden daha hızlı tüketilmesi, toprağın ve diğer doğal kaynakların aşırı kullanılması ve biyoçeşitliliğin giderek aşınması başta geliyor. Ekosistemlerin emebileceğinden daha fazla karbondioksit salımı da bu süreci hızlandırıyor.
Emisyon Azaldıkça Borç Günü Öteleniyor
Dünya Ekolojik Borç Günü’nün yürüttüğü kampanya, yalnızca bireylerin tüketim alışkanlıklarına odaklanmakla kalmıyor; hükümetlerin, kentlerin, şirketlerin ve bireylerin birlikte hareket etmeleri gerektiğini de vurguluyor. Bu bağlamda özellikle iklim ve çevre politikalarının ve yatırım kararlarının gezegenin sınırlı ekolojik kapasitesini dikkate alarak yapılması çağrısında bulunuluyor. Örneğin Küresel Ayakizi Ağı, fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarının %50 azaltılmasının Dünya Ekolojik Borç Günü’nü yaklaşık üç ay ileri taşıyabileceğini hesaplıyor.
Kaynak kıtlığı, iklim değişikliği ve ekonomik riskler açısından ülkelerin bugünden hazırlık yapması gerektiğine de vurgu yapan gün, içinde bulunduğumuz ekolojik açığı kabullenmek yerine mevcut çözümleri ölçeklendirerek ekolojik borcumuzu yılın sonuna doğru taşınması çağrısında bulunuyor.


