BM’nin biyoçeşitlilik şefi, şirketlerin ve finans kuruluşlarının, kârlar, ekonomik büyüme ve küresel tedarik zincirleri üzerinde neden olduğu tehditlere rağmen doğa kaybıyla mücadelede yeterince hızlı hareket etmediğini belirtti.
Ekim ayında Ermenistan’da düzenlenecek Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) kapsamındaki bir sonraki müzakere turu (COP17) öncesinde Genel Sekreter Astrid Schomaker, bazı şirketlerin son derece aktif katılım gösterse de çoğunun “kenarda beklemeye” devam ettiğini söyledi.
Biyolojik çeşitlilik kaybı 2020’den bu yana Dünya Ekonomik Forumu’nun en önemli küresel riskleri arasında. Schomaker, “Çelişki şu ki biyoçeşitlilik ve doğa riski son beş veya altı yıldır en büyük riskler arasında yer alıyor. Yani bir bakıma riskin farkındalar, ancak şirketler henüz bu konuda harekete geçmiyor” dedi.
Schomaker, eylemlerin yavaş ilerlemesinin pratik ve finansal engelleri yansıttığını söyledi. Hükümetler henüz daha fazla şeffaflık ve bilgi paylaşımını zorunlu kılmamışken, şirketler de biyoçeşitlilik risklerini değerlendirmekte ağır davrandı.
Karbon emisyonlarının aksine, biyoçeşitlilik riskleri genellikle konuma özgü ve ölçülmesi daha zor. Bu da şirketlerin ve yatırımcıların bu riskleri karar alma süreçlerine dâhil etmesini zorlaştırıyor.
Doğaya Zarar Veren Yatırımlar
Ülkeler 2022’de tarihi Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kabul etti.. Bu kapsamda 2030 yılına kadar karaların ve denizlerin %30’unu koruma altına alma, bozulmuş ekosistemleri geri kazandırma ve doğaya zarar veren faaliyetlere sağlanan sübvansiyonları azaltma taahhüdünde bulunuldu.
Kilit hedeflerden biri kamu ve özel kaynaklardan yılda en az 200 milyar dolar aktarmaktı ancak zengin ülkelerin kalkınma fonlarındaki düşüşün de etkisiyle ilerleme yavaş kaldı.
Schomaker, doğaya zarar veren harcamaların hâlâ onu korumayı hedefleyen fonların katbekat üzerinde olduğunu söyledi. 2023 tarihli bir BM araştırması, çoğunluğu özel sektör tarafından olmak üzere 7 trilyon dolardan fazla kaynağın çevreye zararlı faaliyetlere yatırıldığını ortaya koymuştu.
Schomaker, kalkınma kredisi veren kurumların biyoçeşitlilik risklerini kredi kararlarına yansıtması gerektiğini belirtirken, özel sermayenin doğa dostu yatırımlara yönlendirilmesinin “en büyük zorluk” olmaya devam ettiğini söyledi.
COP17’deki kilit konulardan biri; ilaç ve biyoteknoloji gibi genetik kaynaklardan kâr sağlayan sektörlerden elde edilen kaynağı doğa korumaya aktarmak üzere geçen yıl başlatılan Cali Fonu’nun büyütülmesi olacak.


